21.4.07

AJANDA


İstanbul'da 2. Lale Devri, Nisan 2006, Tophane


Ajanda için “unutulmaması için gerekli notları yazmaya yarayan takvimli defter, andaç” diyor Türk Dil Kurumu Sözlüğü.
Ben de ajanda sözcüğünün aklıma getiriverdiklerini yazıyorum önce, alt alta; zira her birinin yanına da çağrıştırdıklarını kondurmak niyetim, hani bir resmin taslağından başlayıp, yavaş yavaş ayrıntılarına/ gölgelerine / renklerine değinmek gibi, öyle ki resim belirginleştikçe yaratıcısını bile hayrete düşürsün ve gülümsetsin bizi...

Unutmak: Bir eylemin unutulacağından emin ve bundan çekinerek unutmamayı istemektir ajandanın varlık nedenlerinden ilki ve belki de en önemlisi.

Anımsamak: Unutulmuş, tamamen akıldan çıkmış/çıkabilecek bir bilginin kısa /yakın vadede kullanılma gereğidir anımsamayı var eden, ajanda anımsatıcıdır böylece. Ama anımsama sonra, çok sonra da olabilir; eski ajandalar bir günlük gibi karıştırıldığında, yıllar sonra o kısacık notlar, yer / kişi isimleri, saatler, işler ve güçler dökülür ortaya.

Söz vermek: Kendi kendine de söz verebilir ajandanın sahibi, bir başkasına da. Ajanda verilen sözün tutulmasını sağlayacak olandır. Söz önce sahibine, sonra da ajandaya verilmiştir bu yüzden.

Tasarlamak: Ajanda kullanmak, geleceği tasarlamaktır aslında, o tarihte kimlerle / neler olabileceğini bilmeden, belli bir zaman aralığını biçimlendirmektir. Öncesi sonrası belirsiz bir belirginleştirmedir tasarlamak.

Düzenlemek: Yaşamı düzenlemeyi amaçlar ajanda, dağınık, savruk, unutkan olmayı önlemek için bir araçtır. Düzensizlikten zarar gören, ya da yorgun düşenin kendi üstünde kurmaya çalıştığı disiplinin iyi niyet işaretidir. Yoldaştır, ama o adımları önceden bilir ve zamanı gelince sahibine “haydi, şimdi” diye fısıldar.

Karar vermek: Sahibinin kendi kendine veya başkaları ile birlikte, gelecek için küçüklü büyüklü kararlar vermesini gerektirir ajanda. Geleceği tasarlamanın, yaşamı düzenlemenin zorunluluğu bu kararlar ile daha da belirginleşir. Bu yüzden kararsız olanı zorlayan, kararsızlığı sevmeyen bir cisimdir ajanda.

Belirlemek: Belirsiz bir geleceğin içinde gelecek parçacıklarını belirginleştirmektir ajanda kullanmak. Belirleme önceden yapıldığı için, zamanı geldiğinde belirleneni yaşamak da kolay değildir ama. Zira önceden tasarlanan ve ajandaya yazılan eylem tasarlandığı anda ne kadar uygun, hoş, gerekli, önemli, yaşamsal görünse de sahibine, tasarlandığı ile gerçekleştirileceği tarih arasındaki sürede değişebilir insan, düşünceleri / ruh hali / koşulları başkalaşabilir. Bu yüzden belirlenenin “günü geldiğinde” uygulanabilirliğine ilişkin her karar ajanda ile sahibi arasında saklı kalmak üzere alınır.

Zamanı yönetmek: Zamanı yönetme çabasıdır sahibinin bu takvim defterin yapraklarına bazen günler öncesinden ekledikleri. Zamanın başına buyruk, pervasız, akışkan, cüretkâr hallerini kontrol etme, ehlileştirme, kendi egemenliğinde tutma gayretidir yazılan her satır. Ajandanın sayfalarındaki cümleler zamanın uçuk kaçık huyuna karşı alınmış önlemdir bu yüzden.

Kaydetmek ve belgelemek: Ajandaya kaydedilen her not önce geleceğe, sonra geçmişe ait bir belge olup çıkar. Ajandanın ilk gününü yaşayıp bitiren için hem önünde ve hem de ardında bekleyen işler, buluşmalar, sözler, kutlamalar, ziyaretler ve daha nicesidir ajanda. Belgelerin saklandığı önce gelecek günleri düzenleme çabasında bir akıl defteri, o günler yaşandıktan sonra ise bir anı defterine dönüşür. Takvimi 31.Aralık gününü gösteren her ajanda bir anılar defteridir artık, geleceğini tüketmiş, geçmişe kanıt olmaktan başka işlevi kalmamış bir günlük.

Ajandasının yoldaşlığına ayak uyduran kişi, sözünde duran, zamanı yönetecek kadar kararlı olabilen, unutmaktan çekinen, anımsamayı ve anılarını seven, tasarladıklarını yaşamayı bir yük olarak görmeyendir. Takvim ve saatlerle barışıktır, köstekli takvim saatini kurmayı hiç unutmaz.

Defterlerimiz takvimli, takvimlerimiz defterli olsa, yaşadıklarımızı anımsar, yaşayacaklarımızı unutmazdık hiç.

Ya unutmak istediklerimiz?

hk, 28.11.2004

1 yorum:

leylak kokulu bahçe dedi ki...

Bu birkaç günlük güzel dinlenebilme zamanında ne yazık ki bilgisayarıma çokça yakın olamadım, yazılarınızı içime sindire sindire ancak okuyor ve minik notlar ekleyerek ilerlemek istiyorum. Öncelikle benim "konuskanlıgımı" fazlaca yüreklendiren, benim haketmedigim kadar güzel sözleriniz için sagolun. Ama benim söylediklerim tam olarak gercek; o yüzden iyi hissetmenize cok sevindim.
Ajandayla ilgili irdeleyici yazınızı fazlaca gülümseyerek okuyorum; çünkü yasamında hep bir seylere/bir yerlere yetismeye calısan, ama hep gec kalan; tüm bu utanmaz haline bakmayıp gec kalanlara da söylenen; islerini not etmeye kalktıgında ise o an ne yazacagını, hatta bazen notlar yazdıgı ajandasının yerini bile unutabilen bir garip sahsiyet gibi görürüm hep kendimi. Buradaki tüm notlarda yazılan gerekceler benim icin cok gerekli ve uygun; lakin halim de bu maalesef. Umarım siz de kızmayıp, gülüyorsunuzdur bu perisanlıgıma; yine sevgilerimle...

baharın işaretleri

Kimsesiz fotograflar albümü