8.11.10

Bir demet gül..

Kutladıkça güzelleşir doğumgünleri, çocukluğumdan beri "bitmesini hiç istemediğim" iki günden biri olmuştur benim için. Çocuk aklımla anneciğime yalvarırdım, "ne olur hiç bitmesin doğumgünüm", diye. O da "Sen bitsin artık diyene dek kutlarız çocuğum, üzülme..", derdi ki inanırdım hemen...

Doğumgünü her kişinin kendi "biricik takvimi"nin başlangıcı,
her bir ömrün yılbaşı. Yeryüzündeki varlığımızı kutluyoruz her doğumgününde,
varlığımızla var ettiklerimizi, var olarak değiştirdiklerimizi.
Böyle olunca doğumgününde dilenebilecekler nicedir aslında,
sağlıkla geçecek günler için sayısız tümce kurulabilir.
Yine de zordur tümcelerin sadece o kişi için seçilmesi, dünyadaki
varlığını kutlamak gerekir önce: Var olup da bizim hayatımızda yer ettiği,
o yeri bir çiçek bahçesine çevirdiği, yüreğimize su serptiği, yorgun kalplerimizi
dinlendirdiği için kutlamak...
Dostluk ve hemşireliğinde vazgeçilmez ve eşsiz olduğu;
hercaî gönüllü nicelerinden "yapma çiçeklerle kır çiçekleri" gibi
ayrılıverdiği için kutlamak...


Yaşamın dar kapılarından geçerken, uzak yolları yakın edemezken,
hasretini çektiklerimizin hatıraları ile kederlenirken dahi
içimizi aydınlattığı için kutlamak..


Suskunluğa benzer duraklamalarda bile "orada olduğunu"
bilerek güvende hissetmemizi sağladığı için kutlamak...



Art niyetsiz, beklentisiz, sabırlı bir sevgi ile sarıp sarmaladığı için kutlamak...


Kutlarken de, bu yeryüzünün tüm iyilik ve güzelliklerinin
"O"nu sağlıkla ve umutla çepeçevre kuşatmasını, nice yılbaşını
sevdikleriyle, özledikleriyle gönlünce geçirmesini dilemek...


Üstelik hiçbir doğumgünü kutlaması öpücüksüz olmaz,
dileklerime yeryüzünde bu sabah goncalanan tüm çiçeklerin
niceliğinde öpücüklerimi de ekliyorum...



hk, 8.11.2020


7.11.10

Süslü Alfabe



Süslü Alfabe'yi "Filbahrili Ev"imin hırsızlar tarafından yağmalandığı o büyük felaketin ardından, 2007 Kasım'ında bulmuştum; İstanbul'da bırakamadığım, anneciğimin ilkokul defter ve kitaplarından oluşan küçük hazinenin bir parçasıydı. Sayfalarını karıştırıp, annemin çocuk ellerinden çıkma kurşun kalemle çizilmiş çizgi ve harfleri seyretmiştim uzun uzun. O zamanlar farketmediğim bir ayrıntıyı önceki gün görüverdim ve bir kez daha yüreğim hopladı...

Alfabenin iç kapak sayfasında " Yazan: A.Hilmi" ve "Ressamı: CEVDET" diye belirtilmişti, ikinci baskısı yapılan " Çok Resimli Süslü Alfabe", İstanbul Resimli Ay Matbaası'ndan 1930 yılında çıkmıştı.

Neredeyse bir aydır Rifat dedemin üzerinde "Muhtelif İşlerim" yazan dosyasındaki grafik ve resimlerini tek tek ve defalarca incelediğim için, 1920'li yıllarda imzasını Rifat Cevdet veya sadece CEVDET olarak attığını biliyordum. Hatta şimdiye dek Türk grafik sanatı dünyası tarafından kim olduğu çözülemeyen, ancak eserleri çok önemli ve değerli kabul edilen "CEVDET" beyin, benim dedem Rifat Cevdet Bey olduğunu da öğrenmiş ve -Türkiye'de grafik sanatların tarihçesi- konusunda çalışan genç bir meslekdaşımla da paylaşmıştım. Ben dedemin CEVDET Bey olduğunu ve 1920'li yıllardan itibaren pek çok kitap kapağı, kitap için gravür, takvim, sinema afişi, logo, reklâm afişi çalıştığını biliyordum; ama kendi dönemi için "grafik sanatı" açısından ne denli önemli kabul edildiğinden habersizdim. Yıllar sonra ve tesadüf eseri bu iki bilgi buluşunca, ortaya harika bir keşif çıktı.

İşte bu keşfin öznesi olan dedemin elinden çıktığını henüz yeni farkettiğim "Süslü Alfabe", anneciğimin doğduğu sene yapılan baskısı ile yıpranmış ve yorgun, ama artık kayıp değil. Filbahrili Ev'in tavan arasından aşağı atılan ve zamanında dedem tarafından paketlenmiş nice okul defteri, kitabı ile birlikte gün ışığına kavuştu.

Bu alfabeyi görünce düşünmeden edemedim: Dünyada babası tarafından resmedilmiş bir alfabe ile okuma yazma öğrenen kaç çocuk vardır ?
Dedem bu alfabede yer alan 46 resimi çizer ve boyarken, gün gelip kendi çocuğunun da harfleri, sözcükleri bu alfabe yardımıyla öğreneceğini aklından geçirmiş midir?
Annem "Süslü Alfabesi"nin babası tarafından resimlendiğini bilmiş, bunu sınıf arkadaşlarına söylemiş midir?


Ne yazık ki, ben çok az zaman geçirebildim Rifat dedemle.. O İstanbul'da Filbahrili Ev'de idi, ben İzmir'de. Ama en güzel fotoğraflarımı o çekmiştir, her parçasını kendi elleriyle yaptığı bebek evinde oynadığım oyunlar paha biçilmez, elele tutuşup gezmeye gittiğimizi, hatta İzmir'e geldiğinde beni Karşıyaka İstasyonu'nun yanındaki çay bahçesine götürdüğünü, orada salıncaklı koltukta yanyana oturduğumuzu anımsıyorum hayal meyal.

Şimdi doğumunun 110. yılında yeniden, akıl almaz güzellikte hediyeler veriyor bana. Hem de içinde anneciğimin de olduğu, muhteşem hikayeler anlatan hediyeler...

hk, 7.11.2010

baharın işaretleri

Kimsesiz fotograflar albümü