20.12.07

ıssız not

"...boş kuş yuvaları gibiyim, sonbahar çoktan bitti,
kışı da cıvıltısız karşılıyorum."
Bir cümle kurup öyle uyudum dün gece, zira uzun zamandır git gide azalıyor yazmak istediklerim. Herşey zoraki bir çabanın sonucu şimdilik hayatımda. İçimden gelerek ve heyecanlanarak yapmıyorum hiç bir şeyi, "öyle olması gerektiğini kendi kendime yineleyerek, ruhumdaki dalgınlığı dürtükleyerek" yaşıyorum. Hani aslında öznesi olmayı hiç istemediğimiz bir eylem için ısrarcı olur ya yanımızdakiler, ısrar sürerken kalkıp gitmek, uzaklaşmak, oradan / o ısrarın merkezinden kaçmak istersiniz ve bunu bir türlü beceremezsiniz ya, işte öyleyim ben de.
Hatıraların onları birlikte yaşadığım, onları var eden anneciğimin yokluğunda nefes almamı zorlaştıran bir kedere dönüştüğünü; zira o günlerin bir kez daha yaşanamayacağını; anneciğimin pencere önünde yolumu gözlerken duyduğu mutluluğun / O'nu pencere önünde beni bekler bulacağımı bilerek duyduğum güven ve iyilik hissi ile bir daha hiç örtüşemeyeceğini farkettiğimden beri kimsesizim.
Sekiz ay ondört gün oldu anneciğimle konuşmayalı, benim yazamadığım ne varsa bu acının içinde birikmekte ve eksilmektedir.
hk, 21.12.2007

4 yorum:

Adsız dedi ki...

Farkındasınız değil mi? Bu sizi bilmeden ahkam kesen kişi neler hissediyor? Annesinin ardından, kendini, bir katil tutmadan öldürmeye çalışıyor. Evet nefes alıyor ama enfesi istemiyor. Evet bakıyor ama güzel şeyleri görmüyor görmek istemiyor. Kendinin dizlerine talkılan parkta oynayan bir çocuğunun masumiyetle gözlerine baktığında, yeşeren bir sevgi filizini değil, aramızdan ayrılan bir sevgi dağarcığının ardından yas tutuyor. Hepsi evet hepsi hayatın içinde. Gözyaşı ne kadar doğal ise, içini ısıtan bir tebessüm de hayatın içinde. Kahkaha atmayı, kopmak olarak görn hasret duyan bir kişi de yazar bu satırları. Ahkam keser başka başkalarının hayatında. Çok farklı olmasa da insancıklar ve insancıkların halleri, bir avuntu arar başka bir insanın mutluluğunda.

Tanımadığım insan, giden gitti. Yarın yok. Yaşa bugünü. İnan elinde olduğu halde yaşamak, kaybettiğin ve kaçırdıkların çok daha büyük acı verecek.

Bilmem ne doğru. İnan ben de şaşırdım ve yön bulmak bile zor geliyor bazen. Kimi karanlıklara, düşmek istercesine, kendine bir uçurumda son bulmak istercesine gözü kapalı koşan bu kişi, başka bir yönünü daha kötüsü isteini kaybetmiş birine yazıyor.

Aklıma geldi Necip fazıl'ın şiiri.. Bilirsiniz ya, yine de paylaşayım istedim...

Babadan Oğula

Eve dönmez bir akşam;
Ve gün yüzlü çocuğu,
Sorar: Nerede babam?

Bakarlar, oldu, bitti;
Gelir, derler çocuğa,
Baban attaya gitti.

Uzar gider bu atta;
Ve neler neler olmaz
Ve kimbilir ve hatta;

Bir mahşer gerisinde;
Babası döner bir gün,
Oğlunun derisinde...

NFK

Evet sevgili dost... (Böyle hitap etmek istedim, umarım yanlış anlaşılmaz..)

Bir mahşer gerisinde;
Babası döner bir gün,
Oğlunun derisinde...

Ya kızının dersinde döner ise? olamaz mı? Onun seni görmek istediği, huzurlu ve mutlu halini ona çok mu görürsün?

Sevgi ve muhabbetle....

hk dedi ki...

Anneciğimin ancak benimle yaşayabileceğini herkesden daha iyi biliyorum; hatta O'nun güzel ruhundan bir parçanın benim ruhuma sızıp tutunduğunu ve bedenimde kaldığını bile söyleyebilirim. Huzurlu ve mutlu olmaya gelince duraklıyorum, çünkü aklım / kalbim / belleğim anneciğimin benden bile gizlediği ve O'nu bu erken yolculuğa çıkartan rahatsızlığını tek başına ve umarsızlıkla kabullenip yaşamış olmasını bir türlü kabullenemiyor.
Belki bir gün, artık değiştiremeyeceğim bu gerçeği sessizce göğsümün üstüne bastırıp, O'nunla ve kendimle barışacağım, ama şimdi çok kırgın ve acılıyım; beni bağışlayın... hk.

Adsız dedi ki...

Suç işlemediniz ki, bağışlanasınız.

Amacım sizi teselli etmek gibi aptalca bir şey değil. Hele unutturmak veya anıları söndürmek gibi bir yanlış hiç değil.

Sözünü ettiğiniz yolculuk öyle veya böyle gerçekleşecek idi. Ama önden siz, ama önden o yolculuğa çıkacak idi. Birisi el sallayıp diğerini geride bırakacak idi. Ve gayet tabii, arkada kalan acının büyüğünü yaşayacak idi. Acıyı annenizin yaşaması yerine, sizin almanız belki de sizin de tercih edeceğiniz bir şey idi. Ve bu oldu.

Pencereyi açın ve dışarıy bakın. Bu dünyada, anneniz, kendi duygu düşüncelerini, kendi kültürünü, kendi görüşlerini yaşatmak için sizi bıraktı. Ve bunlar bir bedende yaşadığı ve yaşatıldığı müddetçe, o ölümsüz olacak. Birileri bunu terkettiği zaman, o da unutulmuşlara ve kayıplara karışacak. Haydi daha ne duruyorsunuz pencereyi açsanıza..

(Babam öldüğünde 34, annem 32 yaşında idi. 1 ağustos günü öldü, annem pencereye yaklaştığında, akasyalar, açmış bahar olmuştu. Ve ağzından mırıldandığı söz "hayret akasyalar bile açmış". Dünya gidenlerden aldığı enerji ile yenilerini doğuruyor. Herşey, herkese rağmen...)

dgül dedi ki...

Issızlık insanın yüregine isliyor gercekten de; hele de böylesi soguk havalarda sevdiklerine ulasamayacagını bilmek, daha da üsütüyor insanın icini...
Umarım olabildigince yakın bir zamanda, öyle bir an gelir ki, etrafınızdaki gercek-saf sevgiler ısıtıverir yüreginizi biraz olsun...
En azından ben yolluyorum size buradan icten sevgilerimi...

baharın işaretleri

Kimsesiz fotograflar albümü