hk, 14.2.2008
Aklımdan, başımdan, içimden geçenleri; hatırladıklarımı, unutmak istemediklerimi, hasretini çektiklerimi, izlenimlerimi yazıyorum..
14.2.08
9.2.08
doğumgünü..
İzmir'de yağmur yağıyor,
anneciğim ilk kez kendi doğumgününe gelmedi.
Ama kalp kalbeyiz yine de,
duvar saatinin pandülü evin atan kalbi.
Eşyalar tozlarından arındılar,
odalar uyandı, sesler duvarları okşuyor.
Serçeler balkonda cıvıltılı ve ben çok yorgunum ama uyumayacağım,
zira biliyorum üstüme hırkasını örtemeyecek anneciğim.
hampo, 9.2.2008
8.2.08
4.2.08
Onlar'la bir hafta..

...bu siyah beyaz fotoğrafı daha önce de iliştirmiştim bir yazıma, biliyorum.. ama İstanbul'da , bu fotoğrafta gülümseyen güzel kadınla, avucu kartoplu kız çocuğunun evinde geçirdiğim haftanın ardından bir kez daha; onların güzel ruhlarını şad ederek, ruhum ve aklım lime lime olmuş halde yazarken, bir başka resimle yetinemeyeceğimi anladım.
onlarla bir hafta geçirdim, her gün konuştuk / söyleştik durduk, sessiz sessiz, sarsılarak ağladık / kahrolduk, üşüdük, titredik, çok kederlendik. beni bir an bile yalnız bırakmadılar, annem bir omuzumda / anneannem diğerindeydi; onlar fısıldadılar, ben onlara ait binlerce anıyı toparlamaya, zarflarına yerleştirmeye, paketlemeye, sarıp sarmalamaya, kutulara çekmecelere sığdırmaya, bohçalamaya, raflara dizmeye çalıştım. çok beceriksizdim, çok çaresizdim, çok yalnızdım.
hiçbir şey eski yerinde değil artık, herşey biraz kirlendi, pek çok iz silindi, yitip gitti, kırılıp dökülenlerin haddi hesabı yok; öyle ki anneannemi, annemi ve dedemi bir daha / aynı anda / yeniden yitirmiş gibi hissediyorum.
gelin görün ki, bu keder ve yitim kimbilir kaç yazının kapısını çalmaya hazırlanıyor..
şimdi çok yorgunum, biraz dinleneyim, elbette yavaş yavaş yazacağım.
hk, 4.2.2008
Bach and Mozart
27.1.08
kenar süsü olmak..
tesadüfen dinledim, kimin söylediğini de bilmiyorum: "kenar süsü oldum hayatına", gibilerinden bir dizesine takıldı aklım şarkının.
yazma eylemi içindeyseniz, yazmak üzere düşünmeye başlayınca, sıradan cümleler kurmak huzursuz ediyor insanı ( belki de sadece ben böyle hissediyorum); herkesle aynı sözcükleri kullanarak derdimi anlatmak, başkalarından ödünç alınmış giysilerle dolaşmak gibi geliyor. üstelik de kullanılmış giysiler, başkalarının tenine değmiş, kirlenmiş, buruşmuş... ama bazen de bir başkası için dikilmiş, ama yine de kumaşıyla / modeliyle / rengiyle tam da "benim olsaydı keşke" denilecek türden yepyeni giysilerle karşılaşılıyor işte.
"birinin hayatına kenar süsü olmak", düşüncesinin bana bu denli yakın ve anlaşılır geldiğini itiraf etmek kolay değil aslında. zira bu hiç de öğünülecek bir durum değil, içinde çokça "kenara itilmişlik" var, "işlevsizlik" var, "süs olmaktan başka bir işe yarayamamak" var; en azından benim için öyle.
"kenar süsleri" ne işe yarar diye düşünüyorum şarkıyı dinlediğimden beri. sayfanın orta yerine konulan yazı ya da fotoğrafı çerçevelemekten, dikkati yazı ya da fotoğrafa yöneltmekten, bir de ortadaki öğenin çevresinde kalan boşluğu "süsleyerek doldurmaktan" başka ne işe yarar?
"birinin hayatına kenar süsü olmak" dizesi bu yüzden sızlatıyor kalbimi. zira aklıma olamadıklarımı getiriyor, olamadıklarım çerçevenin orta yerinde durdukça duruyor.
iyi ki yazmayı biliyorum, kalbim ve aklım ne kadar yorgun olsa da, parmaklarım tembelliği ne denli sevse de, ruhum kağıttan bir kayık olup Styx Nehri'ni aşmak için dalgalarla boğuşsa da, neyse ki hala yazabiliyorum.
hk, 27.I.2008
23.1.08
a cup of coffee with a loving company
hani şu tarif edilerek ısmarlanan,
üstü kalın bir krema tabakası ile "şapkalanmış",
sıcak ve çok lezzetli olan kahve.
"für Serap", Tchibo 23.I.2008
cafe bleu, Tchibo 23.I.2008
bu iki fincan kahvenin hikayesi onları içenlerin belleklerinde saklıdır, kimse merak etmesin.
hk, 23.I.2008
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



