gizli bahçe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
gizli bahçe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16.5.10

Yaz balkonumun ilk çiçekleri..

İpek çiçekleri, pembe ve beyaz açıyorlar...

Geçen sene çiçek açan sardunyalarım (büyükkısmı anneciğimin balkonundan gelme) kışın ev içinde yeterince güneş alamadıkları için boya gittiler, yaprakları azaldı ve çiçeksizleştiler. Ben de hepsini budadım, saksıda kalan saplardan küçücük ve koyu yeşil yapraklar filizleniyor şimdi... Bunlar bu sene aldığım yavru sardunyalar, boylarına poslarına bakmadan çiçek açıp duruyorlar.

Duman çiçekleri: Her zaman hayran olduğum bu çiçeklerin tohumdan yetiştirme zamanını kaçırınca, geçen Pazar sokağımdaki çiçekçiden üç fide alıp, yanyana diktim. Pek neşeliler, pek güzeller, pek sevgililer... Minyatür karanfillerim ise hala tomurcuk, ne renk açacaklarını merak ediyorum...
Son yolculuğun havaalanında bekleme süresince kitap okuyamayacağımı anlayınca, "Ev ve Bahçe" dergisinin Nisan sayısını aldım; nasıl içim açıldı, her sayfasını nasıl içine düşercesine okuyup seyreyledim anlatamam. "Toprak coşturan"ı da bu dergiden öğrendim. Toprakta eksilen mineralleri tamamlayan, yeni saksı bitkileri dikilirken toprakları ile karıştırılan, hali hazırda dikili bitkilerin ise topraklarının üstüne serpilerek kullanılan bir ürün. Hemen iki kutu aldım ve evdeki tüm saksıların dibine serptim. İki haftada yeşil yapraklı ve çiçekli tüm bitkilerimde gözle görülür bir fark, "coşku" gözlemledim...
İnsanın gece hayatı ve o hayatın neticesi müzik eşliğinde "eller havaya" ve "ver coşkuyu!" türünden sosyalleşmeleri olmayınca, "toprak coşturan ile çiçekleri neşelendiriyor" böyle...
Bencileyin bitki sever ev kuşlarına tavsiye ederim.
hk, 16.5.2010

1.10.08

gizli bahçeden mektuplar V.

Gizli Bahçe'deki "Bülbül Yuvası"nın ilk sahipleri:
İclâl Hanım - Rıfat Bey - Sumru Hanım için...
Zaman zamanı aşınca,
kapı pencereyi / pencere eşiği uslandırır
perde odayı saklar dışarıdan,
gönülü hüzünlendirir gözden ırak olmak,
zaman zamanı aşınca.

Fotoğraf suretleri dile gelse,
anne kıza uzanır,
filbahriler açar,
kuyunun dibinde şarkı söyler su,
demlenir gölgeleriyle bu dem son- bahar
zaman zamanı aşınca.

Akıl mı kalpten üstündür
kalp mi akıldan,
mektuplar zarflarına kavuşur,
uyku rehaveti ile düşlenir yolculuklar,
"üsküdar'a gidilir, hadi bilemedin Burgaz'a",
posta pulu gibidir hayatişi bitince kimi yırtılır,
kimi defterlerde saklanır,
zaman zamanı aşınca...
hk, 1.10.2008

30.9.08

gizli bahçeden mektuplar IV.

Kapı açılıverip de ev canlı bir varlık gibi kıpırdamaya başlayınca hiç ürpermedim. Işık yansın istiyordum içinde, kepenklerin koyu karanlığından sıyrılıp, pencereleri kavak ağacının yeşil gölgesinden nasibini alsın istiyordum. Kumru ve martı konuşmaları duyulsun, mutfakta buharlı fokurtularla çay demlensin ve çorba pişsin, vazolarında çingene çiçekçilerin adımbaşı tezgahlarından alınmış karanfil ve kasımpatılar yaşasın, Kuş Amca ile Mara'nın / Şair Vecdi Bey ile Remziye Teyze'nin, müzik öğretmeni Cemil Bey'le Zehra Hanım'ın, evin ilk sahibesi İclâl Hanım (anneannem) ve dedem ressam Cevdet Rıfat Bey'le sohbet ettikleri salonun koltuklarından tozlu örtüler kalksın istiyordum..

Kapı açıldı, ev hayattaki yegane yakınına kavuşmuşcasına kucakladı beni. Artık mırıl mırıl konuşmaktayız..

hk, 30.9.2008

28.9.08

gizli bahçeden mektuplar I.


Bir çiçeğin tomurcuklanıp da, açmaya yakın duraklaması / taç yapraklarını güneşlendirmekten vazgeçip, küsüvermesi gibi bazen hayat. Ne yapacağını bilemiyor insan, "su mu versem?", "vitamin mi eklesem toprağına?", pencerenin dışına mı çıkarsam saksısını?" diye düşünüp durduğu gibi, hayat için de umarsızlığa kapılıyor. (Çiçeğin küsmesine mi anlam veremiyor, açmaktan vazgeçen taç yapraklarının rengini göremeyeceği için mi içleniyor, yoksa "çiçek açmak içindir, bu tomurcuğun nesi var?", diye öfkeleniyor mu bilinmez...)

Gizli bahçenin kapısını açıp, yağmura doymuş toprağın kokusunu içime çeke çeke yürüdüm. Gece olmuştu ben geldiğimde, herşey bıraktığım kadar güzel, düzenli. Anneciğimin bu evde son kalışında kapladığı yorganı üstüme örtüp de uyudum dün gece; uyuduğum biraz onların / biraz kendi uykum olmalıydı.
Öyle ki sanki çocukluğumdaki gibi anneciğimle babacığımın arasında yatıyordum. ( İzmir'de Pazar sabahlarının pek keyifli ve kıkırdamalarla neş'elenen macerasıydı onların arasına uzanmak, babacığım bir süre sonra bizi başbaşa bırakıp mutfağa gider, çayı demler, sonra da simit almaya "arka sokaktaki simitçi fırını"na koşardı. Hep bir sicim olurdu cebinde, simitçi ile ahbap olmuştu, bol susamlı ve fırından yeni çıkmış "beş simit"in içinden sicim geçirilir, böylece susamlar dökülmeden, sıcak simitler torbada yumuşamadan "çıtır çıtır" gelirlerdi eve. Babam gelene dek kahvaltı sofrası kurulur, radyo açılır, Pazar sabahının o "hiç bitmesin istediğim" -aile saadeti- başlardı.)

İşte dün gece de onların arasındaydım da, bu defa ikisi de konuşmuyorlar, gülüşmüyorlardı...

Sabah oldu. Gizli bahçenin kalbindeki ev de benimle birlikte uyandı. Çay demlendi, simit ve İzmir tulumu sofradaki yerini aldı, radyo onların en sevdiği müziği yaydı odalardan odalara, "som"bahar ışığı yağmur bulutlarının arasından geçebildiğince vurdu pencerelere, "onlar" fotoğraflardan baktılar sessiz ve en şefkatli tebessümleriyle.

Cisimleri, sesleri, cümleleri yok artık; ama kimse inandıramaz beni şimdi burada, benimle olmadıklarına.


hk, 28.9.2008

baharın işaretleri

Kimsesiz fotograflar albümü