Aklımdan, başımdan, içimden geçenleri; hatırladıklarımı, unutmak istemediklerimi, hasretini çektiklerimi, izlenimlerimi yazıyorum..
23.1.08
a cup of coffee with a loving company
astigmat
Hayatı görüşüm bozuldu benim, ciddi bir astigmatizm söz konusu. Kendi teşhisim bu. Psikiyatrik hastalıkların tedavisi ile ilgili bir yazıda okuduğum cümleye takıldım: " acizliklerimi bildiğime göre, aciz sayılabilir miyim?". Herşeyin farkındayım, ama herşeyin. Olanların ve olacakların. En çok ölümle haşır neşirim dokuz aydır, sonra yaşlılık ve bitkisellik geliyor. Yaşlandığımda bitkiselleşmek istemediğimi farkettim, aklım başımda / cümlelerim bugünki kadar uzun ve anlaşılır / kararlarım mantıklı ve tutarlı olmalı; bunlar olmadığında artık ben olmayacağımı biliyorum. "ben" kalabildiğim sürece yaşamak istiyorum, başkaları tarafından yaşatılmak değil, bakılmak hiç değil. Nefes alıp veren, yemek yiyen ve sindiren, uyuyan ve uyanan bir bitki olmak istemiyorum.
Hayatı görüşüm bozuldu benim, ciddi bir astigmatizm söz konusu. Hayatımdaki herkes dağıldı, beni merak eden / özlemimi çeken / bensiz olamayan kimse kalmadı; sadece kısa süreler için empati kurma becerisinden yoksun iç geçirmeler ile yetinen birileri var. Acılar herkesi korkutuyor, bulaşıcı hastalık gibi, kendilerine de geçmesinden, bir tür "kimyasal kirlilik" kurbanı olmaktan çekiniyorlar. Bu yüzden saklambaç oynar gibi, saklandıkları yaşam kuytularında birden sonsuza dek sayıyorlar.
Hayatı görüşüm bozuldu benim, ciddi bir astigmatizm söz konusu. Artık kimsem kalmadı, ben de kimsesiz kaldım. Hiç ses yok, ıssızlaştım. Eşyalar ve mekanlar duruyor oysa, parmak izleri duruyor, bana gönderdiği mesajlar, el yazısı mektupları, çocukken oynadığı bebekler, giysileri, yazları haftada üç kez suladığı bitkileri, piyano notaları, alyansı duruyor. Bu eşyalar, evi, odalar, yerleştirdiği çekmeceler, düzenlediği dolaplar onun varlığının ve yokluğunun birer işareti; sadece benim okuyabildiğim, kimselerin çözemeyeceği, anahtarı O'nunla geçirdiğim tüm zamanlar boyunca bana parça parça verilmiş bir şifre.
Bu yazıyı okuyan ve söylediklerimi anlayan / beni tanıyan ya da tanımayan kimsenin yazdıklarımı yorumlamasını istemiyorum. Bu bir manifestodur. Astigmatizmimin sonucudur. Biline.
hk, 23.I.2008
21.1.08
I carry your heart

i am never without it (anywhere i go you go, my dear; and whatever is done by only me is your doing, my darling)
i fear no fate( for you are my fate, my sweet)
i want no world ( for beautiful you are my world, my true)
and it's you are whatever a moon has always meant
and whatever a sun will always sing is you
here is the deepest secret nobody knows
(here is the root of the root and the bud of the bud
and the sky of the sky of a tree called life;
which grows higher than the soul can hope or mind can hide)
and this is the wonder that's keeping the stars apart
i carry your heart (i carry it in my heart)
e.e cummings
öğle üzeri..

19.1.08
istemek
çarşamba geceleri "radyo tiyatrosu"nu dinlemek ve hayallere dalmak istiyorum.
14.1.08
üşürken...

üşürken ve gecenin bu en huzurlu (yalnız) anlarının bitmemesi için üşümeye bile aldırmazken yazıyorum. yapraklarının kenarlarında dantelimsi buz kristalleri saçaklanmış yaprakların fotoğrafını bu yazıyı resimsiz bırakmamak için seçiverdim bilgisayarımın belleğinden.
oysa birazdan bu odadan çıkmak zorunda olduğumu, ışığı söndüreceğimi, radyodan gelen keman konçertosunun susuvereceğini çok iyi biliyorum. bütün bunları gitmek zorunda olduğum yere gitmek istemediğim kadar iyi biliyorum.
pencereden kar ile örtülü bahçenin loş beyazlığı görünüyor, toprak sıcaktır karın altında, ağaç ve bitkilerin kökleri tatlı bir kış uykusundadır şimdi. bu soğuk, kuytu ve durgun kimsesizliği seviyorum.
kış biter bitmez, ağaçlar baharlanırken uyusam, ta öbür kışa dek derin bir yaz uykusuna dalsam keşke.
keşke zamana "bu anın içinde" kalabilmeyi öğretebilsem.
oysa bu cümleler okunurken "an bitmiş", ben çoktan istemediğim yere varmış olacağım.
hk, 14.I.2008
7.1.08
6.1.08
iğne iplik
Koridorun ucunda beklerdim, "haydi koş Hampo", diye seslenirdi anneciğim. Çocuk bacaklarımın atabileceği en uzun ve tez adımlarla salona doğru bir koşu tuttururdum o zaman, yemek masamızın başında elinde makasıyla bekleyen annemin yanından süratle geçerken, "kolay gelsin, çabuk bitsin", diye bağırırdım. Makasın, üzerine patron kağıdı yerleştirilmiş ve kenarları inceltilmiş beyaz sabunla çizilmiş kumaşı kesişine bayılırdım; anneciğimin dudakları kıpırdardı sessizce, belli ki "kendince bir dikiş duası" okurdu. Gülümserdi sonra, eğer benim için biçilmekte ise kumaş "iyi günlerde, sağlıkla, elemsiz kedersiz giy çocuğum" derdi; yok eğer kendi içinse "daha güzelleri senin olsun çocuğum", demeyi hiç ihmal etmezdi. odalar için..
Odalar arasında mükemmel bir sessizlik, küs gibiler birbirlerine.
Her biri kendi suskunluk, aydınlık ve gölgeleri içinde halinden memnun.
Pencereler açılana dek, sonra dışarıklı gürültüler içeri doluşup birikiyor;
odalar ortak bir dilde kendi boşlukları, duvarları, eşyaları ile söyleşmeye başlıyorlar.
Ev içinde değişmeyen yerleri mi onları böyle sakin ve dingin yapan;
yoksa nesnelerinin dilsiz taklidi yapan duruşları mı?
Rüzgârlanan perdeyle japon feneri ve bir de saatin sarkacı devingen...
hatta onlar da halkalarla kornişe, kordonla tavana ve minik bir vidayla saate bağlı,
sözde özgürlük..
Zaten hepsi üç oda.
Biri herşey için,
biri yatağın krallığı,
üçüncüsü konuklarını özlüyor.
Onları biribirine bağlayan bir de dar, kısa koridor;
o da bir oda aslında: Yürümek, bir an önce katedilmek ve diğerlerine /
diğer bir odadakine ulaşmak için; hepsine göre en çalışkan.
Odalar mı eşyalarına alışık,
yoksa onları odalara yakıştıran mı? ... her ikisi de belki.
Çünkü bir eksilme ya da değişiklik odayı başkalaştırıyor.
Saati sol koldan sağ kola geçirmek gibi;
odanın yaşantısı yenilenince, önce eski alışkanlığı yineleyip, şaşırarak, tedirgin...
derken kabullenerek tutuk yeni adımlar.
Her oda, kapısı kapanınca bir kutu aslında.
İçindeki nesneler kadar, orada yaşananları da saklayıp koruyan,
geçmişe ait ve belleğin tutabildiğince hayal, hayalet ve an ile tıkabasa dolu.
Kişisel anımsama işaretleri için bir kumbara.
hk, 1.6.2003



