dolu dolu geçen yaşamlarını, mutluluklarını, uğraşlarını, sevgililik hallerini, becerilerini, yaptıkları sporları, daima fit ve enerjik oluşlarını, içtikleri şarapları, dinledikleri müzikleri, izledikleri filmleri ( karşılaştırmalı olarak), okudukları kitapları, gittikleri ülkeleri, katıldıkları dans yarışmalarını, kırdıkları rekorları anlatıp duruyorlar.
öyle ki, okuduklarım aklıma (duyduğumda kulaklarıma ve sahibine inanamadığım) bir cümleyi getiriyor sürekli: "keşke on kilo daha zayıf, on santim daha uzun, on yaş daha genç olsaydın".
Piyale Madra'nın bu karikatürü "3x10" olarak özetlediğim eril beklentinin hangi hallerde önemini yitirdiğini açıklamıyor mu aslında?
başkalarının yazılarını okurken ( kabul etmeliyim ki, Türkçesi güzel / düşünce ve saptamaları güçlü / anlatımı renkli / okuyucuyu sürükleyen / etkileyen işler hepsi de ), yazı sahiplerinin her tür "yüksek" beklentiyi karşılayabilecek donanıma sahip olduğu hemen anlaşılıyordu...
ister istemez "demek ki", dedim kendi kendime, "bulunmaz hint kumaşı değilmişsin"
Jane Lund, portrait of a woman
bu kırılganlığa yol açan bedenin ve aklın yaşı büyürken, ruhun genç kalmasıdır belki de , kimbilir.
ama düşünüyorum da, şimdikinden on yaş daha genç ve yirmi kilo daha zayıfken bile boyum aynıydı: demek ki beklentiye zemin oluşturan ölçütleri asla yerine getiremeyen biri olmuşum hep. on sene önce yazmak istiyor, yazamıyordum üstelik. tenis oynamaya, kayak yapmaya, dans yarışmalarına katılacak kadar tango bilmeye, 38-40 beden giysiler giymeye, yüksek topuklu ve dekolte ayakkabıların içinde şahane adımlar atmaya, üç lisanı mükemmel konuşmaya, bir yandan zengin ve mükellef sofralar kurarken, diğer taraftan kariyer yapmaya ve Mozart'ın piyano sonatlarını çalmaya yetecek enerjim, zamanım, yeteneğim, olanağım ve hevesim de olmadı hiç.
Bu yüzden karar verdim, H'de sahip olduklarım ve H'nin yazdıklarıyla yetineceğim yine:
Ne kadar sıkıcı, sıkıntılı, durağan ve yalnız biri olduğumu aklımdan çıkarmadan tabii.
hk, 2.4.2009












