Üç kez seni seviyorum diye uyandım
Tuttum sonra çiçeklerin suyunu değiştirdim
Bir bulut başını almış gidiyordu görüyordum.
Sabahın bir yerinden düşmüş gibiydi yüzün.
Sokağı balkonları yarım kalmış bir şiiri teptim
Sıkıldım yemekler yaptım kendime otlar kuruttum
-Taflanım! diyordu bir ses duyuyordum.
Cumhuriyetin ilk günleri gibiydi yüzün.
Kalktım sonra bir aşağı bir yukarı dolaştım
Şiirler okudum şiirlerdeki yaşa geldim
Karanfil sakız kokan soluğunu üstümde duydum.
Eskitiyorum eskitiyorum kalıyor ne kadar güzel olduğun.
Deniz Eskisi
Aklımdan, başımdan, içimden geçenleri; hatırladıklarımı, unutmak istemediklerimi, hasretini çektiklerimi, izlenimlerimi yazıyorum..
29.8.08
Güzel Irmak, İlhan Berk
Güzel Irmak
Küçüğüm, bu senin sesin, güzel ırmak
Önce rüzgârın öptüğü, sonra benim öptüğüm
Bu bitmemiş şiirler senin ayakbileklerin
Soluğun, kokun, karnın, gölgeli gözlerin
Bu böyle çözülü göğsün, enine boyuna dudakların
Sabahlara kadar ki büyük gözlerin böyle
Bu dal gibiliğin, saçların, kırmızı ağzın
Bu üstünde onca seviştiğimiz yatak sonra
Sonra bu benim anı artığı eski yüzüm
Tüylerin, tay boynun, küçücük çocuk ellerin
Böyle yukarıdan aşağı gidiyorum seni
Karışıyor, korkunç, ellerimiz ayaklarımız.
İlhan Berk
Küçüğüm, bu senin sesin, güzel ırmak
Önce rüzgârın öptüğü, sonra benim öptüğüm
Bu bitmemiş şiirler senin ayakbileklerin
Soluğun, kokun, karnın, gölgeli gözlerin
Bu böyle çözülü göğsün, enine boyuna dudakların
Sabahlara kadar ki büyük gözlerin böyle
Bu dal gibiliğin, saçların, kırmızı ağzın
Bu üstünde onca seviştiğimiz yatak sonra
Sonra bu benim anı artığı eski yüzüm
Tüylerin, tay boynun, küçücük çocuk ellerin
Böyle yukarıdan aşağı gidiyorum seni
Karışıyor, korkunç, ellerimiz ayaklarımız.
İlhan Berk
İlhan Berk: En çok senin şiirlerini sevdim, en çok...
'Kağıtlar, kitaplar, dedi, nereye elimi atsam.
Kiminde yarım kalmış, nasılsa bitmiş bir şiir
Kiminde. Hem her şey şiirlerde değil miydi?
Bir gök şiirde ağar, bir sokak şiirlerde
Gider gelirdi.
Böyle yaşayıp gidiyorduk.'
Sesi,
Sanki çok ötelerden gelirmiş gibi
Ezik, suskun odaları dolaştı durdu.
Masada açık duran bir kitabı gösterdi sonra
Ölünün, son kez elini sürdüğü ve kaldığı.
'Burada işte oturmuş şu kitabı okuyordu,
Elinden kitabın düştüğünü gördük sonra.
Hepsi bu.'
Böyle dedi, yüzüne kapayıp ellerini
Alınmış gibi bir bulutun yer değiştirmesinden.
İlhan Berk (Deniz Eskisi)
26.8.08
perdeli düşler
Kendi çektiğim fotoğrafların cümlelerini kurmak, bir öyküyü kurgulamak gibi aslında. Fotoğraf makinesinin objektifi görüntüyü yakaladığında ilk cümle de yazılıveriyor. Yazmayı özleyince, başka başka yerlerde dolaşmak / yeni düşler düşlemek, aklımı başımdan göndermek, kendi kendime konuşup dinlemek, gitmek ve gelmek gerekiyor. Gerisi parmakların çalışkanlığına, rüzgarın dumanı savuruşuna, ışıktan ziyade müziğin baştan çıkarıcılığına kalmış.
Uzak yerlerin yaz pencerelerinde dolaştım durdum, kendi evimin perdeleri hep inikti bu yüzden. Perdelenmiş düşler gördüm, onları iyiye yormak için aklıma iyi şeyler getirdim, ama zaman zaman perdeler rüzgarla havalanınca -gerçeklerle - karşılaşıp kederlendim kaldığım yerden..
Yatağımı özledim, aile resimlerimizi, anneciğimin sesini, babamın becerikli ellerini, yolculuklardan dönünce "ben evime geldim, merak etmeyin sakın" demeyi...
Fotoğraflar yaşanılanların -di'li ve miş'li geçmişi.
Sanki daha az seviyorum onları, bana hep yitirdiklerimi anımsatıyorlar zira.
Perdeleri çektim, düşler dışarıda kaldı.
hk, 26.8.2008
19.8.08
200. yazı : Bir dostluğun gümüş yılı için...
Biliyorum, bütün bir yazı susarak geçirdim. Yaşananların niceliği, yolculuklar, bir orada - bir burada'lıklar yüzünden böyle oldu. Çok çalıştım, çok yoruldum, ama yaptıklarım ve öğrettiklerim gördüklerim kadar mutlu etti beni.
Bir yaz daha sonlanırken, tatilsiz / denizsiz / uykusuz günlerin ardından, beni mesleğimle tanıştıran, işimin "abc"sini bana öğreten, destek olan, akıl hocalığı yapan, 25 yıl önce yolumu değiştirip beni şimdi olduğum yere yönlendiren dostum / öğretmenim / meslekdaşım Kent Severson ile "dostluğumuzun gümüş yılı"nı kutlamaya hazırlanıyoruz.
Dünyanın iki uzak ucunda yaşayıp, sadece yazları buluştuk bütün bu yıllar boyunca. Birlikte projeler yaptık, bir süre ev arkadaşı olduk, bilimsel toplantılara katıldık, dertleştik, içlendik, atıştık, ama birbirimizin değerini hep bildik.
Birlikte büyüdüğümüz için olsa gerek, birbirimizi anlamakta güçlük çekmedik..
Yirmibeş yıl.. Söylerken ve yazarken mutlulukla hüzün sarmaşdolaş.
Ben altmışsekiz, Kent yetmişüç yaşına dek yaşamayı başarabilirsek ellinci yılımızı da haber vereceğim size.
Yaz öykülerini biriktirdim, gelecek hafta aklımı ve ruhumu tatile çıkarınca başlayacağım yazmaya.
Sevgilerimle
hk, 19.8.2008
3.6.08
kırlangıçların söyledikleri

Kırlangıçların gelip gelmediğini görmek,
yuvaları onarıp içine yerleştiklerinden emin olmak,
akşam olunca çığlıklarını duymak,
deli dolu uçuşlarını izlemek için gideceğim İzmir'e.
"Birini seviyorsan, hayat bunu söylemek için çok kısa.", diyen bir sesle uyandım bu sabah.
Kırlangıçlar sabahı başlattılar,
"biz ne duymak istiyorsak, onu söylüyorlardı", biliyordum.
hk, 3.6.2008
28.5.08
şunu iyice anla ki...

" Bir kere şunu iyice anla ki, birini sevmek, bunun karşılığında sevilsen bile, sevilen kimseyi ilgilendirmeyen kişisel bir sorundur.", Pavese
Bu cümleyi aklımdan çıkarmayalı yıllar oldu, ama uygulanabilir bir düşünce olduğunu söyleyemiyorum (ne yazık ki) ...
"Korkak erkekler" ile "ne istediğini bilen kadınlar" arasında uçuşan cümleler havada ateş böcekleri gibi yanıp sönüyorlar. Ne istediğini bilen kadınlar, isteklerinin "sözde olanaksızlığı"nı göreceliğin hassas terazisinde tartıp, her defasında bir başka hayal kırığını akıllarından ve ruhlarından ayıklıyorlar. O yerin kanaması durunca, geriye ince bir iz kalıyor.
İzleri pudralamak mümkün olmuyor, kapanmıyorlar bir türlü.
Aşklı havalarda sızım sızım sızlıyorlar üstelik.
Korkak erkekler, kendi bencillik kurallarına hassasiyetle uyulmasını istiyorlar; hassas oldukları yegane alan böylece belirleniyor.
Ne istediğini bilen kadınlar korkak olmayan erkeklerle karşılaşırlarsa ne ala.
Bilgi acıdır daima.
Bilgi acıtır.
Hayal kırıklarını bir bir ayıklıyorum şimdi.
İzler çoğaldıkça, ben ne istediğimi daha iyi biliyorum.
hk, 28.5.2008
27.5.08
ıhlamurlu yazı

Ihlamurların dal uçlarında salkımlanan çiçekler Haziran’ı gözlüyor.
Mayıs beklentileri tüketildi.
Günler ağaçları meyvelendirirken, düşleri eksiltip azaltıp çoğaltıyor.
Aylara, mevsimlere sığdırmaya çalıştığımız küçük ve çocukça isteklerden söz ediyorum; hani bahar geldiğinden beri elini elinden düşürmeyen sevgili hallerine benzer şeylerden.
Ot kokusuna benzer içlenmelerden, saksağan gevezeliğini andırır sıkıntılardan, bulutların toplanışına benzer bunaltılardan, nereye koyacağımızı bilemediğimiz gülüşmelerden: Bunların her birinden uzaklaşma isteğinden söz ediyorum.
Düş geldi mi, kalıyor. Düş kendini kandırıyor, kandırıkçı düş, kanmaya dünden hazır akıl, aklı evvel yürek.
Kavuşmalar ertelendikçe ayrılıklar da gecikir, bu da Mayıs tesellisi.
Haziran’da ıhlamurlar açacak,
Temmuz'da yolculuklar başlayıp, uzun mektuplar yazılacak,
Ağustos yorgunluğu cebinde gelecek,
Eylül bahçeli bir evin odalarında kavak yapraklarının pır pırları ile dinlenecek..
Biz en iyisi ıhlamurlarımızı Eylül'de içelim.
Biz en iyisi ıhlamurlarımızı Eylül'de içelim.
hk
26.5.08
yağmur
pencerenin önünde oturmuş yağmuru izleyen bir oyuncak ayı,
kollarını kavuşturmuş, iplikten siyah burnunu cama dayamış.
bir çocuğun marifeti olabilir. ( benim de. )
ben evimde biri 73 yaşında, üç oyuncak ayı ile yaşıyorum.
yaşadığım şehirde ilkbaharı erteleyen bir yağmur.
pencerenin önünde toz pembe, sarı çiçekli begonya, küpe çiçeği saksıları.
bir de anneciğimin yadigarı bitkiler, muhabbet kuşları.
pencereden yağmuru seyretmek mevsimi değil aslında.
yağmurun altında yürümek zamanı.
üç şemsiyem var, ikisi tek kişilik,
biri ise kolkola girmek,
adımları birbirine denk düşürüp, yavaş yavaş yürümek için.
yağmur yağıyor dışarıda,
oyuncak ayılarım pencere önünde, meraklı.
üçüncü şemsiyem kimbilir ne hayaller kuruyor...
hk, 26.5.2008
11.5.08
Anneler Günü, 11.Mayıs.2008
şimdi eteklerinde tomurcuklanan çiçekler,
omuzlarında rengarenk kuşlar
ve saçlarında kanat çırpan kelebeklerle
Tuvan'cığın ve anneciğinle birliktesin anneciğim..
Benim biricik meleğim "anneler günü"n kutlu olsun.
Hampo'n.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


