<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-1601949457844505935</id><updated>2012-01-29T18:52:46.392Z</updated><category term='gizli bahçe'/><category term='Anneciğim benim...'/><category term='değişmeyen haller'/><category term='Akideli'/><category term='pencere'/><category term='yalnızken olduklarım'/><category term='uykusu kaçan sözler'/><category term='bellek'/><category term='bir yürüyüşün sonbahar hali'/><category term='sadece sıkıntı'/><category term='afiyet şeker'/><category term='etc.'/><title type='text'>bir fincan yasemin çayı</title><subtitle type='html'>Aklımdan, başımdan, içimden geçenleri; hatırladıklarımı, unutmak istemediklerimi, hasretini çektiklerimi, izlenimlerimi yazıyorum..</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><link rel='next' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default?start-index=101&amp;max-results=100'/><author><name>hk</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/Sm6rQRqEeHI/AAAAAAAABQo/2mCyY4jeDno/S220/kedicik_1.jpg'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>338</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1601949457844505935.post-4802803869264054167</id><published>2012-01-01T09:30:00.001Z</published><updated>2012-01-01T13:28:29.113Z</updated><title type='text'>kış günlüğü 2 : Yeni Yıl için ilk yazı</title><content type='html'>&lt;div dir="ltr" style="text-align: left;" trbidi="on"&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-6dFVNPLEUOw/TwAl9q64nVI/AAAAAAAABnA/CrOB1joCQrI/s1600/noel+kedisi.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" rea="true" src="http://4.bp.blogspot.com/-6dFVNPLEUOw/TwAl9q64nVI/AAAAAAAABnA/CrOB1joCQrI/s320/noel+kedisi.jpg" width="246" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bebekliğimi saymazsak eğer, hayatımda&amp;nbsp;ilk kez yeni yıla&amp;nbsp;çok tatlı ve derin bir uykuda girdim .. Ne son saniyeler için yapılan&amp;nbsp;geri sayımı gördüm, ne havai fişeklerin yıldızlarını, ne adetim olduğu üzere biten yıl için hüzünlenip ağladım, ne de pencereden dışarı bakıp kaç pencerenin ışıklı olduğunu saydım. Akide ve Aşure ile birlikte kanepenin üstünde uykunun huzurlu koynuna girip, o son ve ilk bir kaç saniyeyi kaçırıverdik. Telefon çalıp da bizi uyandırmasaydı, gözlerimizi kimbilir saat kaçta açardık..&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; text-align: justify;"&gt;Ben bu alışılmadık başlangıcı hayıra yordum; zira uyanık olsaydım çocukluğumdan beri yaptığım gibi geçip gidiveren yıl için, eski ve cefakâr bir dosttan temelli ayrılıyormuş ve onu bir daha hiç göremeyecekmiş gibi hissedecek, kendimi ne kadar tutsam da gözyaşı dökecektim. Eskittiğimiz, tepe tepe kullandığımız, harcadığımız, yorduğumuz, işler istediğimiz gibi gitmeyince "şanssız" olarak nitelendirdiğimiz, "aman bir an önce bitsin de feraha çıkalım" dediğimiz eski yıl için üzüntü duyan, bütün bunların aslında biten yılın kabahati olmadığını / bütün bu olumsuz sıfatları ona kendimizin yüklediğini düşünen benim gibi kaç kişi vardır merak eder dururum aslında...&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify" class="separator" style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-uFpswT2JY44/TwALhVXhwDI/AAAAAAAABl4/nUaJEwZe8hQ/s1600/Happy-New-Year-Old-Man-Time-and-Chi.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; height: 374px; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em; width: 304px;"&gt;&lt;img border="0" height="400" rea="true" src="http://4.bp.blogspot.com/-uFpswT2JY44/TwALhVXhwDI/AAAAAAAABl4/nUaJEwZe8hQ/s400/Happy-New-Year-Old-Man-Time-and-Chi.jpg" width="276" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-0V-JNNZD6zo/TwALpM-c0lI/AAAAAAAABmE/SHEr1FJO9yg/s1600/kedili+y%25C4%25B1llar.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="400" rea="true" src="http://3.bp.blogspot.com/-0V-JNNZD6zo/TwALpM-c0lI/AAAAAAAABmE/SHEr1FJO9yg/s400/kedili+y%25C4%25B1llar.jpg" width="275" /&gt;&lt;/a&gt;﻿&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; clear: both; text-align: justify;"&gt;Eskiden böyle resimler olurdu gazetelerin 1.Ocak sayılarında, hatta Rıfat dedemin yılbaşı kartları arasında da biten yılı yaşlı, yorgun, kamburu çıkmış bir adam, yeni yılı henüz beşiğinde yatan ve gülücükler saçan bir bebek olarak gösteren ﻿bir karikatür olduğunu hatırlıyorum.&amp;nbsp; İşte ben o yaşlı adamı öyle yorgun, bitkin gönderivermenin, bebek dünyaya gelir gelmez ona sırtımızı dönmenin&amp;nbsp;&amp;nbsp;vefasızlık olduğunu düşünür ve üzülürüm aslında. Sanki bebeği kucağına alsa, salıncaklı bir sandalyede oturup ona kendi başından geçenleri öykülese, bebeğin çocuk / delikanlı / yetişkin oluşunu izlese, onun yaşlılık günleri yaklaştığında ise usulca sandalyesinden kalkıp önceki yılların huzur içinde dinlendikleri ve sayısız odası olan muhteşem bir saraya taşınsa.. Söyleyin bana, fena mı olurdu ?&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Ne ise, 2012'ye benim bir tanecik can yoldaşlarım Akide ve Aşure ile birlikte mışıl mışıl uyuyarak, ağlamadan, hüzünlenmeden girdiğim için pek memnunum hayatımdan. Uyanınca anneciğimin değişmez yılbaşı&amp;nbsp;adetlerinden olan&amp;nbsp;ve Yeni Yıl'ın tadı sayılan -kabak tatlısı-ndan yedim. Sonra da dostlarımın getirdiği, gönderdiği hediye paketlerini açtım. Hepsi de beni düşünerek ve bilerek seçmişler armağanlarını; her birine hayran oldum, her birini çok sevdim. Ne kadar şanslı olduğumu düşünüp, uzun uzun masanın üstündeki bu güzel şenliği izledim. Sonra aklıma geldi, piyango biletlerime ( biri İzmir, diğeri İstanbul bileti) ikramiye çıkıp çıkmadığını kontrol ettim, ikisine de "amorti" çıktığını görünce, bunu da hayıra yordum..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-vGWc5YbJtXc/TwAV9YuIDMI/AAAAAAAABmQ/7zRyeddwdvQ/s1600/Victorias-Secret13.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="400" rea="true" src="http://2.bp.blogspot.com/-vGWc5YbJtXc/TwAV9YuIDMI/AAAAAAAABmQ/7zRyeddwdvQ/s400/Victorias-Secret13.jpg" width="266" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; clear: both; text-align: center;"&gt;Victoria's Secret gösterisi yeni yılın ilk dakikalarından itibaren CNBC-e'de yayınlandı, geçen seneki melek kanatlarını daha çok beğenmekle birlikte, şemsiye kanatlı bu tasarıma da hayran oldum. Anneciğim olsaydı &lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; clear: both; text-align: center;"&gt;" Mankenlerin benim boyum kadar bacakları var" derdi kesinlikle :o)&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; clear: both; text-align: justify;"&gt;Dün akşamüstü Berlin Filarmoni Orkestrası'nın Yeni Yıl Konseri'ni canlı yayınladı TRT, bugün ise 12.15'de Viyana Filarmoni'nin dünyanın dört bir yanından gelen yoğun talep nedeniyle bilet sahiplerinin&amp;nbsp;kura çekilerek ﻿belirlendiği meşhur, geleneksel Yeni Yıl Konseri var. Bu seneki konseri Mariss Jansons yönetiyor ve program da her zaman olduğu gibi valsler, polkalar, marşlarla dolu.. Buyrun size konser programı:&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; clear: both; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; clear: both; text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp;Johann and Joseph Strauss: "Vaterländischer Marsch (Fatherland March)"&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Johann Strauss: "Rathausball-Tänze (City Hall Ball Dances)", Waltz, op. 438&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Johann Strauss: "Entweder – oder! (Either - Or!)", Fast Polka, op. 403&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Johann Strauss: "Tritsch-Tratsch (Chit-Chat)", Polka, op. 214&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Carl Michael Ziehrer: "Wiener Bürger (Viennese Folk)", Waltz, op. 419&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Johann Strauss: "Albion Polka", op. 102&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Joseph Strauss: "Jokey Polka (Jockey Polka)", Fast Polka, op. 278&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Joseph Hellmesberger, Jr.: Danse Diabolique (Diabolic Dance)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-rEW0J38TYGE/TwAlXBMZBYI/AAAAAAAABm0/VsN-lAA_ToQ/s1600/mariss+jansons.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="265" rea="true" src="http://3.bp.blogspot.com/-rEW0J38TYGE/TwAlXBMZBYI/AAAAAAAABm0/VsN-lAA_ToQ/s400/mariss+jansons.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;Mariss Jansons 2006 yılı Yeni Yıl Konseri'nde de&amp;nbsp;Viyana Filarmoni Orkestrası'nı yönetmişti.&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Joseph Strauss: "Künstler-Gruss (Artists Greeting)", Polka française, op. 274&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Johann Strauss: "Freuet euch des Lebens (Enjoy Life)", Waltz, op. 340&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Johann Strauss, Sr.: "Sperl Galopp", op. 42&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hans Christian Lumbye: Copenhagen Railway Steam Gallop&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Joseph Strauss: "Feuerfest (Fireproof)", Polka française, op. 269&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eduard Strauss: "Carmen-Quadrille", op. 134&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peter I. Tchaikovsky: "Panorama" from the Ballet "Sleeping Beauty", op. 66&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peter I. Tchaikovsky: "Waltz" from the Ballet "Sleeping Beauty", op. 66&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Johann and Joseph Strauss: "Pizzicato Polka", no opus number&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Johann Strauss: "Persischer Marsch (Persian March)", op. 289&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Joseph Strauss: "Brennende Liebe (Burning Love)", Polka Mazur, op. 129&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Joseph Strauss: "Delirien (Delirium)", Waltz, op. 212&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Johann Strauss: "Unter Donner und Blitz (Thunder and Lightning)", Fast Polka, op. 324&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her ne kadar " Mavi Tuna Valsi" ve " Radetzky Marşı" bu seçkide yer almasa da, umarım Viyana Filarmoni Orkestrası bize sürpriz yapar!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sabah yağmurla başlayan yağış artık&amp;nbsp;kara döndü; Yeni Yıl'ın ilk gününde kış, beyaz kanatlarını titreterek yağıyor yeryüzüne. Evsizler, evi olup da yakacağı olmayanlar ve dört bacaklı dostlarımız için en zor günlerin başlangıcı. Sıcak evlerinde oturmuş, pencereden karın yağışını seyreden ve&amp;nbsp;beyaz taneciklerin uçucu&amp;nbsp;güzelliğine kendini kaptıran bizler içinse ne şahane bir manzara. &lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: justify;"&gt;İkilemler ve çelişkiler arasında tökezlemeden&amp;nbsp;yürümek zor zanaat, ve aslında halimize şükretmek için o kadar çok ve iyi nedenimiz var ki.. O nedenleri unutmamayı becerebildiğimizde mutsuzluk ve umutsuzluk yanımıza yaklaşamayacak. &lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-mWdOO5CNKNM/TwAYzaph18I/AAAAAAAABmo/PYeSpnI7Wwc/s1600/kutlu+2012.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="256" rea="true" src="http://2.bp.blogspot.com/-mWdOO5CNKNM/TwAYzaph18I/AAAAAAAABmo/PYeSpnI7Wwc/s400/kutlu+2012.JPG" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; clear: both; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; clear: both; text-align: justify;"&gt;Bu yazıyı okumaya üşenmeyecek her biriniz için 2012'nin&amp;nbsp;sağlıklı, bereketli, uğurlu, neşeli, huzurlu, iyimser, adaletli, kedili, güneşli, dost mektuplu, müzikli, keyifli, köpekli, kuşlu, balıklı, resimli,&amp;nbsp;verimli, kitaplı, işli güçlü, ışıklı, güleryüzlü, barışlı, dertsiz tasasız günlerle dolu bir yıl olmasını diliyorum.. Akide ve Aşure ile birlikte tabi :o)&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; clear: both; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; clear: both; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; clear: both; text-align: justify;"&gt;hk, 1.1.2012&lt;/div&gt;&lt;div align="center" style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1601949457844505935-4802803869264054167?l=birfincanyasemincayi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/feeds/4802803869264054167/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1601949457844505935&amp;postID=4802803869264054167&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/4802803869264054167'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/4802803869264054167'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/2012/01/ks-gunlugu-2-yeni-yl-icin-ilk-yaz.html' title='kış günlüğü 2 : Yeni Yıl için ilk yazı'/><author><name>hk</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/Sm6rQRqEeHI/AAAAAAAABQo/2mCyY4jeDno/S220/kedicik_1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-6dFVNPLEUOw/TwAl9q64nVI/AAAAAAAABnA/CrOB1joCQrI/s72-c/noel+kedisi.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1601949457844505935.post-8441533015894001477</id><published>2011-12-14T08:48:00.000Z</published><updated>2011-12-14T08:48:42.085Z</updated><title type='text'>kış günlüğü 1</title><content type='html'>&lt;div dir="ltr" style="text-align: left;" trbidi="on"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-S763XYMIzK4/TuhebVZWUeI/AAAAAAAABlg/n6DX2iWXDrM/s1600/kedi+melekler.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="160px" oda="true" src="http://2.bp.blogspot.com/-S763XYMIzK4/TuhebVZWUeI/AAAAAAAABlg/n6DX2iWXDrM/s320/kedi+melekler.jpg" width="320px" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;13.Aralık.2011, dün ki gün: Akide'nin bana gelişinin üçüncü yıldönümü. Gerçi birlikte geçiremediğimiz günlerden biriydi, akşam olup da eve gelince şımartabildim oğulcuğumu, ama benimle olduğu için şükrettim bir kez daha.&lt;br /&gt;Kışın ilk ayı saydığım Aralık, yılın sonuna araladığı kapısından görünenleri biz&amp;nbsp;iyiye yormaya çalışırken hızla geçip gidiyor. Sıkıntılıyım kaç zamandır, çevremde fikri kötü, tavrı kötü insanlar varken huzurlu olmaya, mutsuzluğumu baskılamaya çalışmaktan yoruldum. Onlarsız bir yaşam istiyorum artık, onlara rağmen bir yaşam değil. Nasıl, ne zaman başaracağım bunu bir görebilsem, içim rahat edecek biraz.&lt;br /&gt;Her sene yılbaşı yaklaşırken duyduğum heyecanı ve umudu hissedemediğimi farkettim; bu halime de ayrı üzülmekteyim ne yalan söyleyeyim..&lt;br /&gt;Bunca mutsuzluğa, huzursuzluğa, sıkıntıya değer olan nedir? Bu sorunun cevabı da yok aslında.. Böyleyken yazmak da gelmiyor içimden, sessizlik en iyi yorgan, çektim üstüme bekliyorum: ama neyi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hk, 14.12.2012&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1601949457844505935-8441533015894001477?l=birfincanyasemincayi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/feeds/8441533015894001477/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1601949457844505935&amp;postID=8441533015894001477&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/8441533015894001477'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/8441533015894001477'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/2011/12/ks-gunlugu-1.html' title='kış günlüğü 1'/><author><name>hk</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/Sm6rQRqEeHI/AAAAAAAABQo/2mCyY4jeDno/S220/kedicik_1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-S763XYMIzK4/TuhebVZWUeI/AAAAAAAABlg/n6DX2iWXDrM/s72-c/kedi+melekler.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1601949457844505935.post-7032269797201563390</id><published>2011-11-08T15:59:00.000Z</published><updated>2011-11-08T15:59:12.672Z</updated><title type='text'>sonbahar günlüğü 5</title><content type='html'>&lt;div dir="ltr" style="text-align: left;" trbidi="on"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-3lFW6BPerlU/TrlNoSuIuaI/AAAAAAAABlY/2TdEbUvJNc0/s1600/kasimpati2_2.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="206px" ida="true" src="http://4.bp.blogspot.com/-3lFW6BPerlU/TrlNoSuIuaI/AAAAAAAABlY/2TdEbUvJNc0/s320/kasimpati2_2.jpg" width="320px" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;8. Kasım.2011, Salı.&amp;nbsp; İzmir'deki hemşiremin doğumgünü. &lt;br /&gt;Bir şiir, bir de kucağına sığmayacak büyüklükte bir&amp;nbsp;kasımpatı demeti hayaliyle..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;üç kez seni seviyorum diye uyandım&lt;br /&gt;tuttum sonra çiçeklerin suyunu değiştirdim&lt;br /&gt;bir bulut başını almış gidiyordu görüyordum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;sabahın bir yerinden düşmüş gibiydi yüzün.&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sokağı balkonları yarım kalmış bir şiiri teptim&lt;br /&gt;sıkıldım yemekler yaptım kendime otlar kuruttum&lt;br /&gt;- Taflanım! diyordu bir ses duyuyordum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Cumhuriyetin ilk günleri gibiydi yüzün.&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kalktım sonra bir aşağı bir yukarı dolaştım&lt;br /&gt;şiirler okudum şiirlerdeki yaşa geldim&lt;br /&gt;karanfil sakız kokan soluğunu üstümde duydum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;eskitiyorum eskitiyorum kalıyor ne kadar güzel olduğun.&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlhan Berk, Deniz Eskisi&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1601949457844505935-7032269797201563390?l=birfincanyasemincayi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/feeds/7032269797201563390/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1601949457844505935&amp;postID=7032269797201563390&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/7032269797201563390'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/7032269797201563390'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/2011/11/sonbahar-gunlugu-5.html' title='sonbahar günlüğü 5'/><author><name>hk</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/Sm6rQRqEeHI/AAAAAAAABQo/2mCyY4jeDno/S220/kedicik_1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-3lFW6BPerlU/TrlNoSuIuaI/AAAAAAAABlY/2TdEbUvJNc0/s72-c/kasimpati2_2.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1601949457844505935.post-3928677834646885719</id><published>2011-10-15T22:02:00.000Z</published><updated>2011-10-15T22:02:19.277Z</updated><title type='text'>sonbahar günlüğü 4</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;img border="0" height="240px" oda="true" src="http://4.bp.blogspot.com/-tdccC614Ujs/Tpk7vShlBOI/AAAAAAAABlI/PCYXFtuPBu4/s320/h%25C3%25BCz%25C3%25BCnl%25C3%25BC+pencere.jpg" width="320px" /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify" class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: justify;"&gt;Başka zamanlara paylaştıramadığım ve böyle olmasından makûl oranda mutluluk duyduğum yalnızlık hissiyle bir eve kapanmak; ve her ne olursa olsun, o dört duvarın dışına çıkmayı reddetmek.. Son yirmi yılın en belirgin ve değişmez durumu bu işte. Oysa benim bir işim, insanlarla sürekli iletişim kurmamı gerektiren bir mesleğim, konuşmamı / anlatmamı / açıklamalar yapmamı kaçınılmaz kılan bir görevim var. Buna rağmen susmayı, kimseleri görmemeyi, birlikte zaman geçirmek zorunda olduğum kalabalıktan uzaklaşmayı, bilmediğim yerlere gitmeyi, tanımadığım insanların arasında bir yabancı olmayı istiyorum hep.&lt;/div&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: justify;"&gt;Havanın soğumasını bekler ve sonbaharın gelişine sevinirken gelecek haftasonu Afrika kıtasına gidiyorum; bu yolculuğun beni heyecanlandırmasını beklemesin kimse; zira daha kalabalık, daha gürültülü, daha kapalı bir topluluğun içinde olacağım beş gün boyunca. Yegane sığınağım da bir otel odası.&lt;/div&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: justify;"&gt;Sabah yağmura hazırlanıyor görünüp beni kandıran gökyüzü güneşlendi. Çamaşırların temiz havada kurumasını ve yatağın gökyüzü kokusunu seviyorum. Dışarıyı içeriye almanın bir yolu da bu işte. &lt;/div&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: justify;"&gt;Henüz bitmemiş bir günün günlüğünü tutmaya kalkışmak da neden?, diye sordum kendime. Zira her zamanki gibi yazmaya mecbur olduğum, ancak yazmak istemediğim bir yazı var. Ondan kaçınmanın yollarını ararken, bir kaç dakika için bile olsa "ertelemenin gerekçelerini üretiyorum". Zaman, eski matbaalarda kullanılan döküm demir dev presler gibi, ama ne gariptir ki preslenen kitap da, presin kolunu çeviren ve kitabı sıkıştıran da benim.&lt;/div&gt;&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: justify;"&gt;Gece geldi, yağmur başladı. Asfaltın da bir fısıltısı var artık. Penceremi açtım, hayallerimi söndürdüm, gözlerimi kapadım. &lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: justify;"&gt;hk, 15.10.2011&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1601949457844505935-3928677834646885719?l=birfincanyasemincayi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/feeds/3928677834646885719/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1601949457844505935&amp;postID=3928677834646885719&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/3928677834646885719'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/3928677834646885719'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/2011/10/sonbahar-gunlugu-4.html' title='sonbahar günlüğü 4'/><author><name>hk</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/Sm6rQRqEeHI/AAAAAAAABQo/2mCyY4jeDno/S220/kedicik_1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-tdccC614Ujs/Tpk7vShlBOI/AAAAAAAABlI/PCYXFtuPBu4/s72-c/h%25C3%25BCz%25C3%25BCnl%25C3%25BC+pencere.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1601949457844505935.post-7983311218006267400</id><published>2011-10-12T20:26:00.000Z</published><updated>2011-10-12T20:26:22.346Z</updated><title type='text'>sonbahar günlüğü 3</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-dbMdN3nLD3o/TpXtBG5KsJI/AAAAAAAABk4/T-9PxtNE92Y/s1600/sonbaharl%25C4%25B1+pencere.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="316px" oda="true" src="http://4.bp.blogspot.com/-dbMdN3nLD3o/TpXtBG5KsJI/AAAAAAAABk4/T-9PxtNE92Y/s320/sonbaharl%25C4%25B1+pencere.jpg" width="320px" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;Yağmurun sesi değildi duyduğum, yağmurla ıslanmış asfalttan hızla geçen tekeleklerin uğultusuydu. Kül rengi bir gökyüzü, lacivert bulutlar, henüz kapalı perdelerin arkasında bu kasvetli kentin sabah suratsızlığı işte.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Bu sabah ısıya dayanıklı&amp;nbsp;yeni cam demliğimde&amp;nbsp;(ki en çok beyaz&amp;nbsp;porselen sapını ve cam akıtacağını seviyorum) "orange pekoe tea" demledim kendime; içini sıcak su ile doldurup, yıllar önce Berlin'den aldığım krem rengi seramik "tea light" ısıtıcının üstüne koydum demliği. Mum ışığında rengi demlendikçe amberden koyu karamele dönen çay büyülü bir parlaklıkla harelendi&amp;nbsp;, sadece tadıyla değil, resmiyle de tam bir sabah şenliği olup çıktı.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Baş ağrım hafiflemiş, ama başımın içindeki&amp;nbsp;gürültü devam ediyordu uyandığımda. Hani uzun bir tren, ya da uçak yolculuğunun ardından&amp;nbsp;geçmek bilmeyen&amp;nbsp;o&amp;nbsp;tiz çınlama, ince uğultu gibi. Kendi kendime isimlendirmeye çalıştım, sonra da duymamak için radyoyu açtım.&amp;nbsp;Acaba kendi karmakarışık düşüncelerimin sesini mi duyuyorum?, diye geçti aklımdan. &lt;/li&gt;&lt;li&gt;Sıradan ve sakin bir gündü, üretken değildim, pencereden dışarıya ne zaman baksam yağmur vardı. Çalışma masamın üstündeki kumaş şapkalı abajurun ılık ışığı yazmya davet etse de aldırmadım.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Gün bitti, gece de bitmek üzere, evin kedileri çoktan uyudular, sıra bende olmalı..&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;hk, 12.10.2011&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1601949457844505935-7983311218006267400?l=birfincanyasemincayi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/feeds/7983311218006267400/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1601949457844505935&amp;postID=7983311218006267400&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/7983311218006267400'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/7983311218006267400'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/2011/10/sonbahar-gunlugu-3.html' title='sonbahar günlüğü 3'/><author><name>hk</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/Sm6rQRqEeHI/AAAAAAAABQo/2mCyY4jeDno/S220/kedicik_1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-dbMdN3nLD3o/TpXtBG5KsJI/AAAAAAAABk4/T-9PxtNE92Y/s72-c/sonbaharl%25C4%25B1+pencere.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1601949457844505935.post-69262987357746997</id><published>2011-10-11T21:32:00.000Z</published><updated>2011-10-11T21:32:45.138Z</updated><title type='text'>sonbahar günlüğü 2.</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-idan8vXALjo/TpSj653o-nI/AAAAAAAABkw/BrHZe8Gao8I/s1600/CIMG0024.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="240px" kca="true" src="http://3.bp.blogspot.com/-idan8vXALjo/TpSj653o-nI/AAAAAAAABkw/BrHZe8Gao8I/s320/CIMG0024.JPG" width="320px" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;Salzburg, Schloss Leopoldskron'un bahçesi, Ekim.2009&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;Tahmin ettiğim gibi oldu, günlük tutmayı yine beceremedim. Sıkıntılı bir eylem, zira ilkeli olmayı gerektiriyor ve ben sadece kendime karşı bile olsa, bir başka sorumluluğu daha yüklenmekten kaçınıyorum.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Bir gün için Ankara'dan uzaklaşmak, hiç gitmediğim bir şehirde konaklamak, bilmediğim izbe sokaklarda yürümek, fotoğraf çekmek ve durgun bir nehiri izlerken Türk kahvesi içmek: Sanki bir hafta uzak kalmış gibi döndüm bu kasvetli şehire, hiç özlemeden.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Son iki aydır birdenbire başlayan ve bir zaman sonra gözlerimden fışkırıyormuş gibi hissettiğim baş ağrısının nedenini öğrenmem gerekir değil mi? ; ama doktora gitmekten kaçınıyorum her zamanki gibi. Bana bedenimle ilgili olumsuz haberler verecek, tetkikler başlayacak, uğultulu cihazların içine girip çıkacağım, tüpler dolusu kanım alınacak, başka dertli insanlarla bekleme salonlarında bakışacağız, rapor sonuçlarını beklerken endişeleneceğim, ama yanımda kimse olmayacak; hastaneye her gidişimde acil yoğun bakım servisinde yatan babamın yüzü gelecek gözlerimin önüne, içim giderek daha çok daralacak, nefes alamaz olacağım.. &lt;/li&gt;&lt;li&gt;Bugün fındık büyüklüğünde dolu yağdı Ankara'ya, ağaçların henüz sararmamış, yemyeşil yapraklarını da parçalayıp kopartarak. Yağmur gölcükler oluşturdu, toprak dolu misketleriyle kaplandı, su birikintilerinin üstü yemyeşil yapraklarla.. Biri otobüs durağındaki karton çöp kutusunun içinde ve diğeri de&amp;nbsp;üstünde güneşlenerek uyuyan iki güzel tekir nereye sığınmışlardır, diye düşünüp durdum yağmuru izlerken.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Bu gece kedisiz bir uykuda karar kıldım; kapının dışında / olasılıkla koridorda yattıklarını tahmin etmek zor değil yine de. Uyurken bana sokulmayı, yanlarında ve burada olduğumu bilmeyi istiyorlar. Ama ben de&amp;nbsp;bazı geceler pencereyi açmayı ve onları uyandırmaktan çekinmeden uyumayı istiyorum.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Uykum geldi,&amp;nbsp;dört yudumluk sütüm var. Uysal ve evini seven bir kedi gibi uykuya dalıyorum.&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;br /&gt;hk, 11.10.2011&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1601949457844505935-69262987357746997?l=birfincanyasemincayi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/feeds/69262987357746997/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1601949457844505935&amp;postID=69262987357746997&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/69262987357746997'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/69262987357746997'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/2011/10/sonbahar-gunlugu-2.html' title='sonbahar günlüğü 2.'/><author><name>hk</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/Sm6rQRqEeHI/AAAAAAAABQo/2mCyY4jeDno/S220/kedicik_1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-idan8vXALjo/TpSj653o-nI/AAAAAAAABkw/BrHZe8Gao8I/s72-c/CIMG0024.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1601949457844505935.post-545332543402947647</id><published>2011-10-01T17:41:00.000Z</published><updated>2011-10-01T17:41:18.492Z</updated><title type='text'>sonbahar günlüğü</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-bjr7crWnKvI/Toc1S1S46-I/AAAAAAAABks/CypsD3D_pVU/s1600/Golden+Autumn+wallpaper+tw2009.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="240" kca="true" src="http://2.bp.blogspot.com/-bjr7crWnKvI/Toc1S1S46-I/AAAAAAAABks/CypsD3D_pVU/s320/Golden+Autumn+wallpaper+tw2009.png" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Aslına bakarsanız hiç bir zaman günlük tutmayı beceremedim.. Sanırım yaşadığım her anı&amp;nbsp;hatırlamak istemediğim, ya da çoğu zaman günün tortusunun zihnimde bıraktığı tadı sevmediğim için. Oysa ne zaman ciltli ve kurdelalı ( tercihen çizgisiz ) bir defter görsem, içine yazacağım binlerce cümleyi "o defteri" o güne dek bulamadığım için yazamamış hissine kapılır ve satın alırım. Bazılarının ilk bir kaç sayfası yazılmış ve sonra unutulmuş; diğerleri ise hiç kullanılmadan saklanmıştır. Oysa bir defterde biriktirilecek&amp;nbsp;ne çok fikir, hayal, izlenim, gündüz düşü, dize, şiir geçer insanın içinden; gün onları üretir ve gökyüzüne saçar, farkedebildiği kadarını&amp;nbsp;toplar zihin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonbahar geldi. Ellerimin yaşlandığını ve giderek daha çok anneme benzediğimi farkettim. Erikli ve tarçınlı çay içiyorum, içinde tarçın olan her tat sonbahara yakışıyor ve kışı çağırıyor benim&amp;nbsp;izlenimlerime göre. Ne zamandan beri böyle, hatırlamaya çalışıyorum: Sonbahar İstanbul'u çağrıştırıyor hep. Yıldız Parkı'nda sabah yürüyüşlerini, sararıp kızaran ağaç yapraklarını, küçük tahta köprüleri, yağmurların beslediği&amp;nbsp; küçük dereleri, nemli toprak kokusunu.. Bir de hep özlediğim öbür&amp;nbsp;şehrin, hep özlediğim park yalnızlığını. Sarı'yı tek başına sevmediğim halde, koyu portakal, şarap kırmızısı ve nefti yeşille bir araya geldiğinde, bu karışımın içindeki yerinden hoşnutluğum da sonbaharın marifeti olmalı. Kahverengi her zaman en sevdiğim, hele kestane rengi.. İstanbul'da ( ve gariptir ki Ankara'da da)&amp;nbsp;sonbaharın en üretken habercileri at kestanesi ağaçlarıdır benim için; annemle en büyük at kestanesini bulma yarışına girerek yürüdüğümüz Bostancı sokakları, Emin Ali Paşa'dan istasyona doğru giderken birbirimize göstererek topladığımız o parlak, henüz yağmur yüzü görmemiş, toprağa bulanmamış at kestanelerinin avuçlarımı, ceplerimi, çantamın gözlerini dolduran güzel kahverengisi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonbahar geldiği için mutluyum. Elma mevsimi. Bostancı'daki dede evinde, gardrobun içinde annemin yünlü kumaştan, çağla yeşili ve kahverengi ekose tayyörü ile kızıl kahve&amp;nbsp;pardesüsü&amp;nbsp;asılı , beyaz sabun ve naftalin kokuyorlar oradaki diğer eşyalar gibi. Eylül'de birden serinleyen mevsimi karşılamak için tedbir. Bir de uzun saplı, koyu bej şemsiyesi. Paragrafın tam burasında işte,&amp;nbsp;" Annemle birlikte İstanbul'da olmayı nasıl özledim", diyebilmeliyim. Bu cümleyi kurduğum ve O'nu&amp;nbsp;düşündükçe kederlendiğim&amp;nbsp;için de kimseler kızmamalı artık bana. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir sonbahar günlüğü tutacağım, 1.Ekim&amp;nbsp;ile 1.Aralık.2011 arası. Ama dediğim gibi, yaşadıklarımdan ziyade,&amp;nbsp; içimden geçenler, izlenimler; kısa notlar, dizeler, anlık görüntüler halinde; hergün için de bir fotoğraf. Sessiz bekleyen defterlerimden birine, el yazımla ve dolmakalemle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonbahar, ellerimin yaşlandığını ve Bostancı sokaklarında yalnız yürümek zorunda olduğumu bilir mi ki ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hk, 1.10.2011&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1601949457844505935-545332543402947647?l=birfincanyasemincayi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/feeds/545332543402947647/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1601949457844505935&amp;postID=545332543402947647&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/545332543402947647'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/545332543402947647'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/2011/10/sonbahar-gunlugu.html' title='sonbahar günlüğü'/><author><name>hk</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/Sm6rQRqEeHI/AAAAAAAABQo/2mCyY4jeDno/S220/kedicik_1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-bjr7crWnKvI/Toc1S1S46-I/AAAAAAAABks/CypsD3D_pVU/s72-c/Golden+Autumn+wallpaper+tw2009.png' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1601949457844505935.post-1453832792071287033</id><published>2011-09-24T11:09:00.002Z</published><updated>2011-09-24T23:39:51.141Z</updated><title type='text'>2006 - 2011 ya da "altıncı yıl, üçyüzyetmişikinci yazı"</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-C_X8GdLMtAs/TntDAJvxNbI/AAAAAAAABkk/k9m-b9LroRg/s1600/boyoz.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" hca="true" height="320px" src="http://1.bp.blogspot.com/-C_X8GdLMtAs/TntDAJvxNbI/AAAAAAAABkk/k9m-b9LroRg/s320/boyoz.jpg" width="192px" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;"&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;GECE ile BOYOZ", Kemal Beşgül&lt;/span&gt;﻿&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Altı&amp;nbsp;yıl önce bugün bu deftere yazmaya başlarken aklımdan geçenleri &amp;nbsp;hatırlamaya çalıştım&amp;nbsp;, oysa belleğim zayıftır benim. Unutmayı sevdiğimden belki de. Ya da unutmak istediklerimin anımsamaya değer bulduklarımdan nice oluşundan. Yaz bitiyor ve ben sonbaharın usul usul gelişini seyrediyorum. Bunaltmayan öğle vakitlerini, kestane ağaçlarının yapraklarındaki sararmayı, at kestanelerinin parlak kahverengileri ile yollara dökülmesini, yağmurları, pardesülü ve şemsiyeli günleri, çiçek tezgahlarındaki kasımpatıları, güneşin solgunlaşan ışığını seviyorum.&amp;nbsp; Önce geceleri serinliyor bu şehrin, sonra&amp;nbsp;o serinlik&amp;nbsp;sabahın erken saatlerine&amp;nbsp;sürtünüyor uysal bir kedi gibi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uysal ve sokulgan ( ya da değil )&amp;nbsp;bir (ya da daha fazla) &amp;nbsp;kedi ile -süreli bir birlikteliğin farkında- ama yine de bunu düşünmemeye çalışarak yaşamak nasıldır öğrendim. O'nun benimle&amp;nbsp;kalmaktan memnun, aramızdaki mesafeyi koruyarak ama hep göz göze gelebileceğimiz kadar yakın durarak birlikte yaşamaktan hoşnut olduğunu biliyorum artık. Geceleri yastığımın yanına kıvrılıp uyuyakaldığında rüyalarımızın birbirine karışacağını ve yataktaki yerini değiştirse de ben uyanmadan yanımdan asla gitmeyeceğini de biliyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu deftere yazmaya başladığımda farklıydı hayat; tahmin edebileceğimden çok daha fazlasını deneyimledim geçen&amp;nbsp;beş yıl içinde, acılanmanın hiç bitmediğini, sadece daha büyük bir ustalıkla gizlenebildiğini öğrendim; sabırla ve değiştiremediğim halleri kabullenerek büyük bunalımları atlatmayı becerebildiğimi, hatta bunu sadece kendim için değil, başkalarının iyiliğini de düşünerek yapabildiğimi farkettim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O evdeyken ve benimle seyahat ederken ( tüm endişelenmelerime rağmen ) kendimi daha az yalnız hissettiğimi ve ikimiz konuşamıyor olsak da, pek çok insandan daha başarılı iletişim kurabildiğimizi anladım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında kendi kendime başedemeyeceğim hiç bir hal olmadığını, ancak arada sırada da olsa birilerinin beni düşünerek ve benim hayatımı kolaylaştırmak için çaba sarfetmesinden müthiş mutlu olabileceğime karar verdim. Üstelik başkaları için gereğinden fazla özveride bulunduğumu, kendi işimi gücümü bırakıp başkalarını mutlu etmek için sarfettiğim emek ve zamanın yarısını bile kendim için kullanmış olsaydım,&amp;nbsp;daha az hırpalanarak&amp;nbsp;yaşamış olabileceğimi anladım.&amp;nbsp;Artık gerektiğinde sesimi yükseltebildiğimi ve istemediğim / hoşnut olmadığım durumlarda - hayır - diyebildiğimi biliyorum.&amp;nbsp;Aklımı ve ruhumu&amp;nbsp;huzursuz eden, beni üzen ve dikkatimi dağıtan kişi ve olaylardan uzak durmayı; belirsizliklere bir an önce son vermeyi, bekletilmeye izin vermeden yürüyüp gitmeyi de bu beş sene içinde öğrendim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonbahar geldi yine. İkibinaltı yılından bu yana üçyüzyetmişbir kere yazmışım bu deftere, bu yazı üçyüzyetmişikinci olacak. "Yazdıklarımı okuyan olur mu?" merakına kapılmadım hiç, ama beni izleyen ( ve bunu kayıt altına alan ) kırkbir okuyucum olduğunu bilmek de hoşuma gitmiyor değil doğrusu. ( Bu defteri keşfettiğiniz ve okumaktan vazgeçmediğiniz için teşekkür ederim.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-sP5N3CBnbpo/Tn25ajhEWGI/AAAAAAAABko/J6r_IdjzVsg/s1600/CIMG1410.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" hca="true" height="192px" src="http://1.bp.blogspot.com/-sP5N3CBnbpo/Tn25ajhEWGI/AAAAAAAABko/J6r_IdjzVsg/s320/CIMG1410.JPG" width="320px" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Sonbaharın sakinleştiren ve insanı&amp;nbsp;evcimenliğe çağıran&amp;nbsp;bir dinginliği vardır, bana göre en güzel yazı mevsimidir. Yazının yazılacağı köşenin, o köşeye denk gelen duvara asılacak resimlerin, yazı yazılırken dinlenen müziğin, fincandan buharlanacak çay ya da kahve kokusunun, pencereden sızan ışığın, pencerenin içinde yapraklanan ev bitkilerinin ve yazı yazarken masanın üstüne atlayıp, gözlerini benden ayırmadan sessizce oturan ve bazen usulca uykuya dalan tekir kedinin yazılan ( yazılacak olan ) tüm cümlelerin kurgusunda, okuyucu tarafından anlaşılması imkansız bir etkisi vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Bir fincan yasemin çayı" ne güzel şiirdir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Invitation&amp;nbsp;for a&amp;nbsp;cup of jasmin tea&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Come in, &lt;br /&gt;take off your sadness, &lt;br /&gt;here you may be silent.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Reiner Kunze &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonbahar nihayet. Artık sözcükleri demlemek zamanıdır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hk, 24. Eylül.2011&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1601949457844505935-1453832792071287033?l=birfincanyasemincayi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/feeds/1453832792071287033/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1601949457844505935&amp;postID=1453832792071287033&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/1453832792071287033'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/1453832792071287033'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/2011/09/2006-2011-ya-da-besinci-yl.html' title='2006 - 2011 ya da &quot;altıncı yıl, üçyüzyetmişikinci yazı&quot;'/><author><name>hk</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/Sm6rQRqEeHI/AAAAAAAABQo/2mCyY4jeDno/S220/kedicik_1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-C_X8GdLMtAs/TntDAJvxNbI/AAAAAAAABkk/k9m-b9LroRg/s72-c/boyoz.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1601949457844505935.post-8201525624304743931</id><published>2011-08-17T22:12:00.000Z</published><updated>2011-08-17T22:12:30.593Z</updated><title type='text'>Özlem</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-3rkEEN03bjQ/Tkw8G0pmoMI/AAAAAAAABkY/EHqIoqP_rxU/s1600/marc_chagall01.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="240px" naa="true" src="http://3.bp.blogspot.com/-3rkEEN03bjQ/Tkw8G0pmoMI/AAAAAAAABkY/EHqIoqP_rxU/s320/marc_chagall01.jpg" width="320px" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;Chagall&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;Özlem, dilektir:&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;" Lütfen bu gece üşümesin - "&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;"Lütfen bu gece acılanmasın ---"&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;"Lütfen bu gece rahat uyusun -----"﻿&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;O.Aruoba, Uzak&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1601949457844505935-8201525624304743931?l=birfincanyasemincayi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/feeds/8201525624304743931/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1601949457844505935&amp;postID=8201525624304743931&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/8201525624304743931'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/8201525624304743931'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/2011/08/ozlem.html' title='Özlem'/><author><name>hk</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/Sm6rQRqEeHI/AAAAAAAABQo/2mCyY4jeDno/S220/kedicik_1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-3rkEEN03bjQ/Tkw8G0pmoMI/AAAAAAAABkY/EHqIoqP_rxU/s72-c/marc_chagall01.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1601949457844505935.post-4706844654449186444</id><published>2011-08-14T14:32:00.000Z</published><updated>2011-08-14T14:32:28.269Z</updated><title type='text'>Oradakine 2.</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-gVPmIQjawU0/Tkfb4XXIjXI/AAAAAAAABkU/VveiUJAva_k/s1600/oradakine+2.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" naa="true" src="http://3.bp.blogspot.com/-gVPmIQjawU0/Tkfb4XXIjXI/AAAAAAAABkU/VveiUJAva_k/s320/oradakine+2.JPG" width="155" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;oradakine II&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Binaların arasından kurtulup daracık aralıklardan&lt;br /&gt;geçerek karşıdaki büyük hastane yapısının camlarına&lt;br /&gt;çarpıyor, solgunlaşıyor ama yine de pencerelerinde&lt;br /&gt;durakladığı bu gönülsüz konuklara kendi evlerindeki&lt;br /&gt;güneşli öğleden sonraları, çay sohbetlerini, komşu&lt;br /&gt;gezmelerini, balkondan balkona seslenmeleri , sardunya&lt;br /&gt;saksılarını, sığırcıkları ve serçeleri, sokaktaki&lt;br /&gt;çocuk bağırtılarını, beyaz güneşliklerde kıpırdayıp&lt;br /&gt;duran yasemin dalının gölgesini hatırlatıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir hastane odasında yatmanın çekilmezliğini hem&lt;br /&gt;geçmişe hem de başlangıcı belirsiz bir geleceğe&lt;br /&gt;yapılan yolculukla zorluyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güneş’in gökyüzündeki hallerini izlediğimi bilen de&lt;br /&gt;kendi yaşanıp kapatılmış öğleden sonralarını düşürüyor&lt;br /&gt;aklına, ya da işi gücü bırakıp pencerenin önüne&lt;br /&gt;koşuyor işte…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hk.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ondokuzmartpazartesi, öğledensonra&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1601949457844505935-4706844654449186444?l=birfincanyasemincayi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/feeds/4706844654449186444/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1601949457844505935&amp;postID=4706844654449186444&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/4706844654449186444'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/4706844654449186444'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/2011/08/oradakine-2.html' title='Oradakine 2.'/><author><name>hk</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/Sm6rQRqEeHI/AAAAAAAABQo/2mCyY4jeDno/S220/kedicik_1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-gVPmIQjawU0/Tkfb4XXIjXI/AAAAAAAABkU/VveiUJAva_k/s72-c/oradakine+2.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1601949457844505935.post-2816150216988229236</id><published>2011-08-14T14:29:00.000Z</published><updated>2011-08-14T14:29:16.309Z</updated><title type='text'>Oradakine 1.</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-Xdf_mS2ywa8/Tkfa5vxN3uI/AAAAAAAABkQ/8i7qgQtJBSU/s1600/oradakine+1.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" naa="true" src="http://2.bp.blogspot.com/-Xdf_mS2ywa8/Tkfa5vxN3uI/AAAAAAAABkQ/8i7qgQtJBSU/s320/oradakine+1.JPG" width="178" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;oradakine I.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hadi git artık, dedi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Giyin ve çık evinden, hadi depderin bir soluk al , ürkek olmayan &lt;br /&gt;bir adım at, seni bekleyen diğerlerinin (senin için yavaş yavaş&lt;br /&gt;meraklanmaya başlayanların) yanına yanaş... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kapılarını aç, “ben geldim, buradayım”,de. “Beni&lt;br /&gt;aradınız mı ben burada değilken ?”, diye sor. Sonra işte,&lt;br /&gt;istersen yine tek başınalığına dön, kapını kapat,&lt;br /&gt;ama kilitleme her zaman yaptığın gibi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dilediklerinde sana ulaşabilsinler, mutlaka bir nedeni&lt;br /&gt;vardır sana gelmelerinin. Onları uzak tutma&lt;br /&gt;kendinden, bunu hiç değilse –öğrencilerin ve sana kendilerinde &lt;br /&gt;yer ayırmış arkadaşların- için yap... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biliyorum, kapını kilitlemediğin zaman, konuşmak /&lt;br /&gt;görmek istemediklerin de gelebilirler (geleceklerdir de), &lt;br /&gt;ama başka türlü alamazsın birlikte olmak istediklerini içeri... &lt;br /&gt;Ya onlardan da mahrum ol, ya da onlar için katlan diğerlerine.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne kadar gevezesin bugün,&lt;br /&gt;ne kadar gevezesin,&lt;br /&gt;burada dursam&lt;br /&gt;sen susuversen / ben de kendi kendimle konuşmayı&lt;br /&gt;sürdürsem, ne olurdu sanki...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ne kadar geveze&lt;br /&gt;ve&lt;br /&gt;ne kadar haklısın...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hk.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ondokuzmartpazartesi / öğleyebirdakikakala &lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1601949457844505935-2816150216988229236?l=birfincanyasemincayi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/feeds/2816150216988229236/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1601949457844505935&amp;postID=2816150216988229236&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/2816150216988229236'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/2816150216988229236'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/2011/08/oradakine-1.html' title='Oradakine 1.'/><author><name>hk</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/Sm6rQRqEeHI/AAAAAAAABQo/2mCyY4jeDno/S220/kedicik_1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-Xdf_mS2ywa8/Tkfa5vxN3uI/AAAAAAAABkQ/8i7qgQtJBSU/s72-c/oradakine+1.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1601949457844505935.post-5692808279253841373</id><published>2011-08-14T01:12:00.002Z</published><updated>2011-08-14T06:51:21.984Z</updated><title type='text'>İnsana kendinden başka yardım edecek yoktur, eminsiniz değil mi?</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-1eku9pBayU4/TkcgLHVaDiI/AAAAAAAABkM/NXfT4BXnJlI/s1600/ARKUU-%257E1.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="209px" naa="true" src="http://3.bp.blogspot.com/-1eku9pBayU4/TkcgLHVaDiI/AAAAAAAABkM/NXfT4BXnJlI/s320/ARKUU-%257E1.JPG" width="320px" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-family: Times, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;em&gt;İnsana kendinden başka yardım edecek yoktur&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-family: Times, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-family: Times, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;em&gt;böyle diyorum, kahvede bir arkadaşı beklerken.&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family: Times, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Times, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-family: Times, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;em&gt;böyle deyince, ötmeye başlıyor kafesteki kuşlar,&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family: Times, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-family: Times, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;em&gt;böyle deyince, üstümden çekiliyor sigara dumanı&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family: Times, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-family: Times, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;em&gt;aralanıyor yan masalardaki başlar,&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family: Times, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-family: Times, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;em&gt;böyle deyince, bir el siliyor pencere camını&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family: Times, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-family: Times, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;em&gt;sokakta bir kız okşuyor kardeşinin başını&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family: Times, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-family: Times, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;em&gt;kardeşinin sıfır&amp;nbsp;numaraya vurulmuş başını,&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family: Times, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Times, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Times, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-family: Times, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;em&gt;böyle deyince, annem börek açıp kurabiyeler yapıyor&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family: Times, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-family: Times, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;em&gt;babam yerinden kalkıp bahçeye iniyor&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family: Times, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-family: Times, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;em&gt;kendinden önce götürerek sol bacağını&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family: Times, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-family: Times, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;em&gt;budamaya çalışıyor asma dallarını,&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family: Times, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Times, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-family: Times, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;em&gt;ve ben rahatlıyorum, ayağımın dibindeki köpek kadar.&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family: Times, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Times, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Times, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-family: Times, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;em&gt;Ali Cengizkan (Çocuk Ömrümüz, 1982)&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family: Times, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Times, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Times, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Times, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;em&gt;Gecelerdir uykusuz, günlerdir yalınayak bir başağrısı gözlerimde dolaşan. "Ne olacak benim bu&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Times, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;em&gt;halim?" sorusu yüreğime yakın bir kolye ucu; en çok kahverengi kazağımı seviyorum, kadife &lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Times, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;em&gt;pantalonlarımı ve &lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Times, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;em&gt;elbette küçük adımlarla yürümeyi...&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Times, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;em&gt;Sabahları hep aynı şarkıları dinliyorum üstelik; güzel bir ölünün ardından (onun için yazılmamış ama o'na &lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Times, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;em&gt;adanmış) söylenen hüzün cümleleri; güne başlarken durgun ve biraz kederli olmak yakışıyor tenime. &lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Times, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;em&gt;Sonra &lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Times, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;em&gt;onlar geliyorlar, gencecik yüzleri /&amp;nbsp;yaşamın neye dair olduğunu merak etmeyen duruşlarıyla. &lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Times, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;em&gt;Bir &lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Times, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;em&gt;nesnenin &lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Times, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;em&gt;biçiminden,&amp;nbsp;bir ömrün bilgeliğe benzer uzun cümlelerine atlıyorum hemen: Şaşkınlıkla dinliyorlar.&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Times, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;em&gt;Öğleleri kilitliyorum kapımı, mektuplarımı okuyorum; müzik Bach da oluyor, Misia da.&amp;nbsp;Bir bardak &lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Times, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;em&gt;çorba, bir &lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Times, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;em&gt;elma, meyvaları yazı çağrıştıran&amp;nbsp;yoğurt: Tanrı ne verdiyse işte, açlığım&amp;nbsp;basılsın,&amp;nbsp;başım &lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Times, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;em&gt;dönmesin&amp;nbsp;yeter.&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Times, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Times, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;em&gt;Öğleden sonralar köprüdür zaten akşama, ya duraksanır üstünde nehiri izlemek için; ya da&amp;nbsp;hızlı &lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Times, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;em&gt;adımlarla &lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Times, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;em&gt;uçarcasına&amp;nbsp;geçilir.&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Times, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Times, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;em&gt;Akşamları en cok evin kimsesizliğine dönmeyi seviyorum, kapıyı kapatınca, kimse'si oluyorum &lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Times, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;em&gt;duvarların, &lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Times, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;em&gt;iç boşlukların, pencereler ketum:&amp;nbsp; İçerideki sesleri dışarıya fısıldamıyor. Eskiden ışıkları &lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Times, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;em&gt;açık&amp;nbsp; &lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Times, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;em&gt;bırakırdım tüm&amp;nbsp; &lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Times, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;em&gt;odalarda, şimdi olduğum&amp;nbsp; yerin en loş abajuru ile yetiniyorum. &lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Times, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;em&gt;Gece karanlıkta kendi&amp;nbsp;haykırışlarını yutan bir canavar. &lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Times, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;em&gt;Ne annemin üstüme&amp;nbsp;örttüğü ipek yorgan, ne babamin dilimlediği elmaların sulu lezzeti;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Times, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;em&gt;yalnızlığımı&amp;nbsp;yeni&amp;nbsp;doğmuş bir bebek gibi kucaklayıp, yatağın tam ortasına uzanıyorum.&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Times, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Times, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;em&gt;"İnsana kendinden başka yardım edecek yoktur" yine de,&amp;nbsp; eminsiniz değil mi?&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Times, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;em&gt;5.3.2003, hk&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Times, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Times, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;Sekiz sene olmuş ben bu&amp;nbsp;yazıyı kaleme alalı. Bu gece uykudan kaçtım, o da benim peşime düşmedi. Masanın başında oturmuş eski defterleri kurcalarken, açık pencereden bir arı kuşu gelip, cümlelerin arasına daldı. Petunyaları seviyorlar, demişti verandada oturan adam, hatta onlara yemlik bile koymuş bu yüzden. Yemliğe ne koyuyorsun?, dedim. Şekerli su, diye cevap verdi. Arı kuşlarını izlemeyi seviyordu, geyikler de ortancalarını yemesinler istiyordu. Ağustos böcekleri başının içinde uğuldasalar da komşunun kedisini beslemeye giderken, " hemen gelirim, uyumazsanız bekleyin beni", diyordu.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Times;"&gt;Sekiz sene önce yazdıklarımı okurken, verandadaki adam yazımdaki eve girdi. &lt;/span&gt;&amp;nbsp;Evin düzenini bilmese de sessizce ve hiçbir eşyayı devirmeden yürüdü, kanepeye oturdu. Sehpanın üstündeki abajuru yaktım, beni görünce irkilmedi, ama varlığımdan memnun olup olmadığını da anlayamadım. Sustuk, söyleyecek bir şey olmadığından değildi susmamız; söylenebileceklerin niceliğindendi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazının içinde olduğumuzun farkındaydık, bu bir rüya da değildi üstelik. Kanepenin tam karşısındaki duvarda el yazımdan okudu o cümleyi: " İnsana kendinden başka yardım edecek yoktur." Gözlerini kapattı, başını kanepenin sırt&amp;nbsp;minderlerine yasladı. Uzandım, dizlerinin üzerinde duran uzun parmaklı, kemikli ellerinin hareketsizliğine dokundum. Sol elini iki avucumun arasında tutup, sıktım..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arı kuşu cümlelerin arasında bulamadığı petunyaları aramak için pencereden dışarı uçtu. Küçüktü, iğne gibi bir gagası vardı, rengi yeşilimsiydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eli elimden düşmesin diye yazmayacağım bu sabah.&lt;br /&gt;Dolunay var, oysa iki saat sonra gün ağarır,serçeler gevezeliğe başlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uyku ne ki, buradayım ben,&lt;br /&gt;zira sekiz yıl sonra&amp;nbsp;o anlatırken, kendi cümlelerimi dinliyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hk, 14.8.2011&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1601949457844505935-5692808279253841373?l=birfincanyasemincayi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/feeds/5692808279253841373/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1601949457844505935&amp;postID=5692808279253841373&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/5692808279253841373'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/5692808279253841373'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/2011/08/insana-kendinden-baska-yardm-edecek.html' title='İnsana kendinden başka yardım edecek yoktur, eminsiniz değil mi?'/><author><name>hk</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/Sm6rQRqEeHI/AAAAAAAABQo/2mCyY4jeDno/S220/kedicik_1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-1eku9pBayU4/TkcgLHVaDiI/AAAAAAAABkM/NXfT4BXnJlI/s72-c/ARKUU-%257E1.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1601949457844505935.post-8039160851860210698</id><published>2011-08-13T06:52:00.001Z</published><updated>2011-08-13T06:55:55.160Z</updated><title type='text'>Özlem</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-n924w6rjOr0/TkYSuGPudVI/AAAAAAAABkI/UFwAffS98rA/s1600/aile29.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320px" naa="true" src="http://3.bp.blogspot.com/-n924w6rjOr0/TkYSuGPudVI/AAAAAAAABkI/UFwAffS98rA/s320/aile29.JPG" width="272px" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;Anneciğimle Erna Teyze'nin Graz'daki dağ evinde, 1989﻿&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Eski fotoğraflara baktım, diyordu. Hani dijital olmayan, ince ince hesaplanarak / özenle / görüntünün net çıkması,&amp;nbsp;kart üstündeki suretlerin tıpkı kendileri gibi görüntülenebilmesi&amp;nbsp;için çaba&amp;nbsp;harcanarak çekilen fotoğrafları kastederek söylüyordu bunu. Zarfların içinde&amp;nbsp;biriktirilmiş eski fotoğrafları bulmuştu sanırım bir kutuda; orada olduklarından habersiz geçirdiği onca yıldan sonra, şimdi bir çoğunun nerede yaşadıklarını bilemediği insanların yıllar önceki suretlerine kavuşmuştu."&lt;br /&gt;...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Özlem, boş avuntuyu reddeden bilinçtir: ayrılışın acısını ılımlandırmaya çalışmadan, olduğu gibi yüklenen bilinç - ne kendini aldatmaya, ne başka bir şeyle acısını hafifletmeye, "teselli"ye yönelir: olduğu gibi kabullenir acıyı &lt;br /&gt;- özlenen gitmiştir; şu anda yoktur; yarın da ne olacağı belirsizdir - pekâlâ, öyle olsun!...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özlem katlanmasını bilen duygudur-&lt;br /&gt;katlanabilen duygunun bilinci...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özlem, katlanan bilinçtir.",&amp;nbsp;&amp;nbsp; Oruç Aruoba (Uzak, 1995)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gün gelip sadece fotoğraflarımızdan gülümseyeceğimizi düşündüm elimde olmadan. Annemin şimdi bana gülümsediği gibi.&amp;nbsp;Yüzlerce kartın üstünde sabitlenmiş&amp;nbsp;ama yine de&amp;nbsp;renkleri, ışığı solacak bir surete dönüşeceğimin farkındayım. Bu farkındalık yüzünden belki de, artık objektifin çemberiyle gözgöze gelmek istemiyorum. Zira bu biteceğini, aynı kalmayacağını, değişeceğini bildiğim "o biricik an"ın izi olarak belgelenecek. Oysa belgeler suretin sahibi gidince nasıl can acıtır ve o acıya katlanmasını öğrenmek nasıl bir bilinç ister biliyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve işte kimseleri "eski fotoğraflarım"daki mütebessim suretimle acılandırmak istemiyorum...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsan sevgisi düşer birçok yüzün peşine,&lt;br /&gt;Benim sevgim yalnızca tek bir yüz bildi;&lt;br /&gt;Yalnızca sana akıyor sevgim,&lt;br /&gt;Ve hızlı nehrin önüne geçti.&lt;br /&gt;Bu sevgi burada iyi dilegelmişse,&lt;br /&gt;İnce yeşim altında alevlenmiş alev gibi&lt;br /&gt;Sevgi pırıldamalı bu tümcelerimin içinde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;E.Pound, Canzoni 1911, Canzon II&amp;nbsp; ( Çev. Oruç Aruoba)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevdiklerim ne kadar uzakta artık / halâ ...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hk, 13.8.2011&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1601949457844505935-8039160851860210698?l=birfincanyasemincayi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/feeds/8039160851860210698/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1601949457844505935&amp;postID=8039160851860210698&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/8039160851860210698'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/8039160851860210698'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/2011/08/annecigimle-erna-teyzenin-grazdaki-dag.html' title='Özlem'/><author><name>hk</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/Sm6rQRqEeHI/AAAAAAAABQo/2mCyY4jeDno/S220/kedicik_1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-n924w6rjOr0/TkYSuGPudVI/AAAAAAAABkI/UFwAffS98rA/s72-c/aile29.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1601949457844505935.post-6593415168660705691</id><published>2011-08-12T11:04:00.001Z</published><updated>2011-08-12T11:08:49.877Z</updated><title type='text'>As time goes by</title><content type='html'>&lt;a href="http://youtu.be/k66caTwo40Q"&gt;http://youtu.be/k66caTwo40Q&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gece ile sabahı birleştiren yağmurun serinliği var bugün Ankara'da. Hava bulutlu / serin, ağaçlar yıkandı, gökyüzü hafifledi, insanlar nefes aldı derin derin. Dün gece&amp;nbsp;caddeden ve karşı yokuştan akan sel gibi yağmur suyuna; fındık büyüklüğündeki yağmur tanelerinin sokak lambasının portakal renkli ışığını delik deşik eden şiddetine; bir anda parlayıp, geceyi gümüş bir ışıkla tamamen aydınlatan yıldırımlara, homurtulu gök gürültülerine rağmen karşı apartmanın 3. kat balkonunda yere serili kilimin üzerinde oynayan küçük oğlan içeri girmedi. Sadece arada bir heyecanla ve avaz avaz bağırarak içeri koştu, sonra yine küçük kiliminin üstündeki oyununa geri döndü.&lt;br /&gt;Ben kollarımı pencere pervazına dayayıp, saçlarım / omuzlarım&amp;nbsp;ve yüzümün ıslanmasına aldırmadan yağmuru izledim, bir de o oğlan çocuğunu.. Bryan Ferry - as time goes by- derken olup bitti bunlar, zamanın geçip gittiğini hissettim: Sürtünerek, tenimi gıdıklayarak, usulca, ılık bir dokunuşla geçip gidiverdi yine. Zamanı kedimin yerine koyup, kucağıma almak ve kalbinin atışlarını yavaşlatmak istedim. Yapamadım. Beceremeyeceğim işler arasına koydum bunu da. &lt;br /&gt;...&lt;br /&gt;you must remember this&lt;br /&gt;a kiss is still a kiss&lt;br /&gt;a sigh is still a sigh&lt;br /&gt;the fundamental things apply&lt;br /&gt;as time goes by&lt;br /&gt;...&lt;br /&gt;Pencereyi açık bırakıp, masamın başına dönünce gördüm ki gece gecikmiş epeyce, oysa D.C'de henüz akşamüzeri. Kahve içmeyi göze alamadım, sabahın erken ve kimsesiz saatlerine bıraktım fincanın sıcaklığını. &lt;br /&gt;Gece uzasın, uyku kısalsın olabildiğince, sabahlar çok erken başlasın, herkes mışıl mışıl uyurken. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra benim gecemin yağmur sağanağına&amp;nbsp;O'nun çay kokusu karıştı. Başını kaldırınca geyiklerle, sincapları mı görüyordu bilemem, ama aynadaki suretinin artık gülümsemediğini farketmişti, sıkıntılıydı. Kalayım mı yanında?, diye sordum, çayından&amp;nbsp;büyük bir yudum alıp, "kal", dedi. Konuşmaya başladık, zaman akıp kaçıverirken, ardına bile bakmadan giderken kurduk cümlelerimizi. Acıyorduk, ama ne birbirimize ne de&amp;nbsp;kendimize, sadece zamanı böyle hoyratça harcayışımıza içerliyorduk..&lt;br /&gt;...&lt;br /&gt;you must remember this&lt;br /&gt;a kiss is still a kiss&lt;br /&gt;a sigh is still a sigh&lt;br /&gt;the fundamental things apply&lt;br /&gt;as time goes by&lt;br /&gt;...&lt;br /&gt;Onun da artık kullanamadığı, ama özlediği halleri sakladığı bir bellek deposu olduğunu öğrendim konuşurken. Deponun anahtarının nerede olduğunu bilmediğini, bu yüzden de o anahtarı kaybetmesinin imkansızlığını anlatıyordu. Belki henüz farketmemişti: Depolayan / hayatımızdan o halleri kaldırmaya mecbur&amp;nbsp;olan&amp;nbsp;kendimizdik, ama işte&amp;nbsp;deponun kapısını bir başkası açacaktı. Zira depolarken hissedilen hayalkırıklığı ve yılgınlık, o hallersiz yaşamaya da alıştırıyordu insanı, ruhun içine yerleştirilmiş ufak bir algılayıcı mekanizma marifetiyle. Kişiyi depodan uzak tutmaya, belleğin o kuytu köşelerinde dolaşmaktan men etmeye yarayan bir direnç mekanizması. Bir kaç minik vidayla birbirine tutturulmuş beş çarklı bir mekanizma.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bellek saklayıveriyor, derine / öteye / uzağa atıveriyor; böylece deponun tüm boşlukları çok istense de kullanılamayan duygular, jestler, hayaller, dileklerle tıka basa doluyor. Ta&amp;nbsp;ki bütün o halleri geri çağıracak, onları paylaşmaya&amp;nbsp;hazır ve değer&amp;nbsp;biri çıkıp gelene dek. Deponun kapısına takılı asma kilidin çilingiri işte o!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunları anlattım ona, dinledi, çayını yudumladı, pencereden bulutsuz gökyüzüne ve ortancaları yemelerinden korktuğu geyiklere baktı. " Dışarıda hava çok güzel, ben yürümeye gidiyorum", dedi. &lt;br /&gt;" Peki", dedim. Yeniden yağmurlu pencereme döndüm ben de. &lt;br /&gt;...&lt;br /&gt;you must remember this&lt;br /&gt;a kiss is still a kiss&lt;br /&gt;a sigh is still a sigh&lt;br /&gt;the fundamental things apply&lt;br /&gt;as time goes by&lt;br /&gt;...&lt;br /&gt;Işıksızdı evler, karşı balkondaki&amp;nbsp;oğlan çocuğu&amp;nbsp;çoktan yatağında; uzak mahallelerden yankılanan sahur davulunun sesi geldi, yağmur zamanı önüne katıp, dalga dalga aktı asfaltın üstünde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O yürürken kendi kırlarında, ben uyudum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hk, 12.8.2011&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1601949457844505935-6593415168660705691?l=birfincanyasemincayi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/feeds/6593415168660705691/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1601949457844505935&amp;postID=6593415168660705691&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/6593415168660705691'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/6593415168660705691'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/2011/08/as-time-goes-by.html' title='As time goes by'/><author><name>hk</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/Sm6rQRqEeHI/AAAAAAAABQo/2mCyY4jeDno/S220/kedicik_1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1601949457844505935.post-1708140437403720881</id><published>2011-08-11T07:03:00.001Z</published><updated>2011-08-11T07:04:24.433Z</updated><title type='text'>Ahtapotun kolları arasında..</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-jhNffviota4/TkN3PTHOo1I/AAAAAAAABkE/ulYvI3NytqY/s1600/Untitled_15.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="226" naa="true" src="http://1.bp.blogspot.com/-jhNffviota4/TkN3PTHOo1I/AAAAAAAABkE/ulYvI3NytqY/s320/Untitled_15.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Benim yazı serüvenimin başlangıcı artık var olmayan bir yazın grubudur ve sanal iletişim evreninde keşfiyle heyecanlandığım ender yerlerden biridir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazmak için nedenini kendi yaratıveriyor yaşam, nedense hep çok sıkıntılı / yalnız / kederli zamanlarımda koyulmuştur benim mürekkebimin rengi: Türkuvazla başlayan cümleler, önce mora sonra kurum siyahına dönüşmüştür ( sadece, annemi kaybettiğimde öyle koyulmuştur ki mürekkebim, pıhtılaşıp dolmakalemin ucunu tıkamış, tek cümle yazamaz hale getirmiştir beni).. Hep bir ahtapotun kolları arasına düşmüş, suyun içine çekilir gibi hissederken yazmışımdır; hatta çok sonra okuduğumda kendi cümlelerimdeki acıyan akıla kendim de&amp;nbsp;inanamamışımdır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yazıların büyük bir bölümü "oradakine" başlığı altında toplanır; "oradaki" ise tek bir kişiden ziyade okuyan herkestir.. Uzun zamandır aklımda "oradakine" yazılarını "bir fincan yasemin çayı"nda demlendirmek, sonra da resimleyip, kitap haline getirmek. Şimdi artık sıkıntıdan da çok sıkılırken başlıyorum ahtapot kollarının boynuma, kollarıma dolandığı o eski günlerin cümlelerini belleğin uç odalarından çıkarmaya. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Neden şimdi ?", derseniz: Yakın zamanda yazıştığım üç dostumu da düşünerek atıyorum bu adımı, onlarla ( biri dışında) farklı ülke ve şehirlerde yaşıyoruz, oysa onlara daha yakın olmaya ihtiyacım var / sanırım onların da bana. Diyeceğim şimdilik üç kişinin "orada" olduğunu bilerek açıyorum bu eski defterimin kapağını, kimbilir okundukça artacaktır belki de bu sayı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zira "oradaki"ler, kendini "oradaki" gibi hisseden herkestir aslında, ki ben de "burada" iken onlar için "oradaki" değil miyim zaten?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine de bu -eski defterleri açma- kararımı üç kişiye ithaf ediyorum: biri İzmir'de, biri Washington D.C'de, biri Ankara'da yaşayan üç dostuma..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gerisi söze ve okuyan gözlerin insafına kalmış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hk, 11.8.2011&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1601949457844505935-1708140437403720881?l=birfincanyasemincayi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/feeds/1708140437403720881/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1601949457844505935&amp;postID=1708140437403720881&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/1708140437403720881'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/1708140437403720881'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/2011/08/ahtapotun-kollar-arasnda.html' title='Ahtapotun kolları arasında..'/><author><name>hk</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/Sm6rQRqEeHI/AAAAAAAABQo/2mCyY4jeDno/S220/kedicik_1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-jhNffviota4/TkN3PTHOo1I/AAAAAAAABkE/ulYvI3NytqY/s72-c/Untitled_15.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1601949457844505935.post-4685399178032764068</id><published>2011-07-09T10:29:00.000Z</published><updated>2011-07-09T10:29:36.350Z</updated><title type='text'>yirmisekiz* sabırlı okurum için müsveddesiz bir yazı</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-m1E2JzSCeWw/ThgXVdt1FBI/AAAAAAAABj4/NHLqnwhircw/s1600/lotrorigami.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="242" m$="true" src="http://2.bp.blogspot.com/-m1E2JzSCeWw/ThgXVdt1FBI/AAAAAAAABj4/NHLqnwhircw/s320/lotrorigami.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;Eric Joisel'in origami grubu: "Lord of the Rings" (Gimli the Dwarf, Legolas the Elf, Aragon the Human Kind)&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Trebuchet MS;"&gt;Lord of the Rings kitaplarını okuma teşebbüsümün üstünden çok sene geçti, karmaşık hikayeler, kimin kim olduğunu anımsayamadığım kalabalık kahramanlar tarafından yaşanılıp, anlatılınca aklım karışıyor; okurken yorulmayı sevmiyorum. Yine de tesadüfen bulduğum ve origami ustası Eric Joisel'in&amp;nbsp;işi olan resimdeki roman kahramanları aklımı başımdan aldı; kağıdı ustalıkla katlamanın, bükmenin, kıvırmanın, hatta buruşturmanın&amp;nbsp;cazibesine kapıldım. Hayal gücünün, yaratıcılığın, belleğin, parmakları kullanma becerisinin, sabır ve yetenekle bileşimi olan bu kağıttan heykelcikler, gündelik yaşamda tükettiğimiz, yırttığımız, öğütücüye gönderdiğimiz, top yapıp çöp sepetine fırlattığımız kağıtlara ne kadar yazık ettiğimizi düşündürdü bana. Sinema filmlerinde yazı masasının başına oturup, yazmayı beceremediği tek bir mektup için dünya kadar kağıdı ziyan eden; mektubu&amp;nbsp;göndermeyi niyetlendiği kişiye nasıl hitab edeceğini bilemediği ( ya da kağıda yazmadan önce doğru hitabı seçmeyi beceremediği) için daha ilk satırda yüzünü -kirli, tiksindirici, ya da çok çirkin bir şey-e bakıyormuşcasına buruşturup, güzelim sayfayı asabiyetle parçalayan film karakterlerini oldum olası sevmeyişim de bu yüzdendir.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Trebuchet MS;"&gt;İlkokula giderken, ödevlerimizi yazdığımız tek çizgili defterlerimizin yanında mutlaka sarı yapraklı ve çizgisiz "müsvedde (karalama)&amp;nbsp;defterleri"miz vardı. Kompozisyon biçiminde bir ödev&amp;nbsp;hazırlanması gerektiğinde&amp;nbsp;önce bu defterde düşünür taşınır, yazar çizer, ekler eksiltir, sonra ödev defterine (ya da dosya kağıdına) temize çekerdik. Ödev defterlerinden tek yaprak koparılmaz, hatta sayfaların köşeleri kıvrılmasın diye, yazılı sayfalar bir araya getirilip ataçla tutturulurdu.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Trebuchet MS;"&gt;Mektup yazacağım zaman ise saman kağıdına mektubun müsveddesini hazırlar, sonra altına tek çizgili dosya kağıdı yerleştirdiğim çizgisiz mektup kağıdına dolmakalemle geçirirdim. Hatırlamıyorum&amp;nbsp; taslak hazırlamadan mektup yazmaya ne zaman başladığımı..&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Trebuchet MS;"&gt;İlk bilgisayarımı 1992 yılında&amp;nbsp;edindiğimde en çok hoşuma giden, tüm düzeltmeleri hiç kağıt kullanmadan yapabilmek, boş yere&amp;nbsp;hiç kağıt harcamamaktı. ( Lisans ve yüksek lisans tezlerini daktiloda yazmış biri olarak, doktora tezimi bilgisayarda yazmanın&amp;nbsp;rahatlığı ve kolaylığını da unutmuyorum elbette.)&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-yXy5ZKZssRE/ThgmdvUjavI/AAAAAAAABj8/f0eNDWeyPW0/s1600/03.bmp" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="207" m$="true" src="http://2.bp.blogspot.com/-yXy5ZKZssRE/ThgmdvUjavI/AAAAAAAABj8/f0eNDWeyPW0/s320/03.bmp" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;Şimdi dolmakalemle defterlere yazmanın, ya da el yazısı (müsveddesiz) mektuplarıma dönmenin mutluluğunu hiç bir yazma yöntemine değişmem.&amp;nbsp;Diyebilirim ki&amp;nbsp;"sarı saman kağıdından üretilmiş" 60 yapraklı karalama defterlerimin yerini yıllar sonra bilgisayar aldı; bu yüzden&amp;nbsp; "bir fincan yasemin çayı"ndaki yazılarımı, "köstekli takvim saati" denemelerimi ve "oradakine" serisini dolmakalemle ayrı ayrı defterlere el yazımla geçirmeliyim mutlaka.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Trebuchet MS;"&gt;Anneciğimin ilkokul, ortaokul ve lise&amp;nbsp;defterlerini her okuyuşumda duyduğum tarifi imkânsız heyecan ve hüzünü, yazdıklarımı seven ve sevecek olan birileri de tatmalı günün birinde.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Trebuchet MS;"&gt;Yazıyı, yazan elin değdiğini bildiğiniz bir defterden okumanın mutluluğu, sizin için örülmüş bir atkıya sarınmaya, yüzünüzü yün yumuşaklığına gömdüğünüzde her bir ilmeğe işlemiş parmak uçlarının dokunuşunu hissetmeye benzer zira.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Trebuchet MS;"&gt;hk, 9.7.2011&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Trebuchet MS;"&gt;*Uğramadığım süreçte " bir fincan yasemin çayı"nı izleyenlerin / okuyanların sayısı yirmisekize ulaşmış, şaşırdım ve mutlu oldum. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1601949457844505935-4685399178032764068?l=birfincanyasemincayi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/feeds/4685399178032764068/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1601949457844505935&amp;postID=4685399178032764068&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/4685399178032764068'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/4685399178032764068'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/2011/07/yirmisekiz-sabrl-okurum-icin.html' title='yirmisekiz* sabırlı okurum için müsveddesiz bir yazı'/><author><name>hk</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/Sm6rQRqEeHI/AAAAAAAABQo/2mCyY4jeDno/S220/kedicik_1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-m1E2JzSCeWw/ThgXVdt1FBI/AAAAAAAABj4/NHLqnwhircw/s72-c/lotrorigami.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1601949457844505935.post-2655661332469804501</id><published>2011-07-08T11:31:00.000Z</published><updated>2011-07-08T11:31:32.615Z</updated><title type='text'>kış bahara, bahar yaza dönerken...</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-GD0DKPOSkgs/Thbc_1PZAjI/AAAAAAAABjs/tnZ47mEGnDM/s1600/CIMG0882.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="240" m$="true" src="http://3.bp.blogspot.com/-GD0DKPOSkgs/Thbc_1PZAjI/AAAAAAAABjs/tnZ47mEGnDM/s320/CIMG0882.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Mart ayında yazmışım en son, kısacık, hem de bir dostumun cümleleriyle, sadece. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzun suskunluklar girebiliyor araya, yaşam olmadık meseleler / anlamsız kişiler / incir çekirdeğini doldurmayan dertlerle öyle yoruyor ki zaman zaman, ne yazmaya / ne düşünmeye / ne de heveslenmeye mecali kalıyor insanın. Binaların cephesini kaplayıp, sıvayı, tuğlayı, harcı yavaş yavaş&amp;nbsp;kemiren sarmaşıklarınki gibi bir istila; ne zihniniz ne ruhunuz dinginleşebiliyor. Hele benim gibi - zor yazan biri - için, akıl almaz bir külfete dönüşüyor cümleleri kurmak. Sonra bir de " yazmaya değer bir hal, bir yer, bir mesele" bulamamak sıkıntısı; bu sıkıntının olmadığı, " ah bir yazsam" dediğim zamanlarda da o sarmaşık ve sırnaşık iç yorgunluğu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yazının resmi Kopenhag'daki Ulusal Müze'den ( 22-27. Mayıs arasında Kopenhag'da idim,&amp;nbsp;katıldığım sempozyum bu müzede gerçekleştirildi )&amp;nbsp;Pek çok benzeri British Museum'da, Louvre Müzesi'nde ve kuşkusuz Kahire Ulusal Müzesi'nde de görülebilecek bir eski Mısır maketi. Ahşaptan yapılmış, boyanmış, Mısır'daki günlük yaşamı betimleyen bir sahne.. Neden bu yazıya eşlik ediyor ?, diye geçiyorsa aklınızdan, hemen söyleyeyim: Önceki akşam, uzun zaman önce sözünü verdiğim bir mektubu yazarken farkettim ki, ben ailemin bu dünyada anımsanmasını, bilinmesini sağlayabilecek son kişiyim. Ben de onlarla buluşunca onlardan bana kalan ne varsa, - beni çok iyi bilen ve tanıyan herkes için bile -&amp;nbsp;herhangi bir eşyaya, mektuba, fotoğrafa dönüşecek; zira o nesnelerle, belgelerle ilgili öyküler de benimle birlikte dilsizleşecek. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir firavun akrabasının mezarında bulunmuş şu ahşaptan maketteki insan figürlerine ilham kaynağı olan insancıkların isimleri, hayatları, yaşları, aileleri, varlıkları artık ne kadar belirsiz ise, gün gelecek ( ki, bu günün gelmesi için yüzlerce yıl geçmesi de gerekmeyecek ) ailemin ve benim de isimlerimiz, öykülerimiz, izlerimiz soluklaşıp, giderek daha&amp;nbsp;da silikleşecek&amp;nbsp;ve çok geçmeden yeryüzünden tamamen yok olacak...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bildiklerimi / anımsadıklarımı, öğrendiklerimi, ailemden bana miras bırakılıp da, henüz benim bile keşfetmeye vakit bulamadıklarımı belgelemek, yazmak, kitaplaştırmak isteğim bu yüzden diğer tüm sorumluluklarımı önemsiz kılıyor artık. Zira kişinin hayattaki öncelikleri, kendine biçtiği işler, konumlar; edindiği görevlerin önem sıraları değişiyor zamanla. Değişiklikleri reddetmek imkansız, onlara ayak uyduramamak ise sürmekte olan yaşamı mutsuz, sıkıntılı ve hatta dayanılmaz kılıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kimbilir belki de benim mesleğimin "koruma" olması bir raslantı değildi en başından beri. Bir hazırlıktı bugüne değin yaptıklarım, başardıklarım. Hatta - kalemimin kuvvetli olması da - bir tesadüf değil muhtemelen; toza toprağa karışmayacak denli değerli ve şimdilik sadece bana ait olan aile mirasının - benden sonra da var olabilmesi - için verilmiş yetenek ve beceriler hepsi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böyle düşününce iyi hissediyorum kendimi, iyi hissetmeyi özlediğim için olsa gerek sık sık bunları düşünüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hk, 8.7.2011&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1601949457844505935-2655661332469804501?l=birfincanyasemincayi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/feeds/2655661332469804501/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1601949457844505935&amp;postID=2655661332469804501&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/2655661332469804501'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/2655661332469804501'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/2011/07/ks-bahara-bahar-yaza-donerken.html' title='kış bahara, bahar yaza dönerken...'/><author><name>hk</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/Sm6rQRqEeHI/AAAAAAAABQo/2mCyY4jeDno/S220/kedicik_1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-GD0DKPOSkgs/Thbc_1PZAjI/AAAAAAAABjs/tnZ47mEGnDM/s72-c/CIMG0882.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1601949457844505935.post-5552315228418499237</id><published>2011-03-31T08:23:00.000Z</published><updated>2011-03-31T08:23:50.235Z</updated><title type='text'>sabah için..</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-N5xd76eiclo/TZQ5kIQ4IWI/AAAAAAAABjo/yin10YLTA-s/s1600/morninginthe+praire.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="214" r6="true" src="http://1.bp.blogspot.com/-N5xd76eiclo/TZQ5kIQ4IWI/AAAAAAAABjo/yin10YLTA-s/s320/morninginthe+praire.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;﻿&lt;/div&gt;"Mürted'de oturduğumuz evin mutfağı, lojmanların açıklık ova tarafına bakar, karşıki dağlara kadar manzara bizimdi; gördüğümüz kadarıyla. Mevsimin uygun anını yakaladığında güneş bizim eve doğardı ve hatta ay da. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazı sabahlar uyandığımızda sis çökmüş karşıları görünmez olur, Ursula le Guin'in kitap sayfalarından birilerine satır satır yazılırdı. Tam da baharın bu vakitleri diye hatırlıyorum. Sis çökmüş ama belli ki ilerleyen saatlerde hava güzel olacak; öten kuşlardan havanın mahmurluğundan, telaşsız hazırlığından öyle anlaşılıyor olurdu. Uzaktan bir yerlerden gelen, tek tük çalan koyun çanı sesleri, büyücek bir koyun sürüsünün varlığını ağzından kaçırmış gibi yapıyordu; bilmem müzipliğinden bilmem sakınmazlığından. Yağmur küçük o zaman. Sis oturup durmaz ya, kalkacak ve sürüyü göreceğiz diye beklerken, sis oturduğu yerden boş kalkmaz, kalkarken koyun sürülerini de kucaklar götürürdü yukarı. Hiç bir sabah o sürüyü göremedik. Belki de sürü mürü yoktu; ama çanlar bizim için çalıyordu. Şimdi çalan bir çan sesi bile yok.", diye yazmış çok eski bir yazı dostum*.&lt;br /&gt;Üstelik bu yazıyı&amp;nbsp;bana "iyi sabahlar" demek için göndermiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzak kentlerde, birbirimizinkine benzemeyen hallerde / birbirimizin ne halde olduğunu bilmeden yaşıyoruz.&lt;br /&gt;Ama bir sabah bir mektup çıkıp geliveriyor, ne mesafenin / ne birbirine benzemeyen hallerimizin önemi kalıyor. Kendim yazmış gibi hissettiğim ve çok sevdiğim bu metini "başımdan geçenler"e ekleyince, siz de sabahlarınızdan birinde okur ve mutlu olasınız istedim...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* T.Yener&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hk, 31.Mart.2011&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1601949457844505935-5552315228418499237?l=birfincanyasemincayi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/feeds/5552315228418499237/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1601949457844505935&amp;postID=5552315228418499237&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/5552315228418499237'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/5552315228418499237'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/2011/03/sabah-icin.html' title='sabah için..'/><author><name>hk</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/Sm6rQRqEeHI/AAAAAAAABQo/2mCyY4jeDno/S220/kedicik_1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-N5xd76eiclo/TZQ5kIQ4IWI/AAAAAAAABjo/yin10YLTA-s/s72-c/morninginthe+praire.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1601949457844505935.post-8677845795254105254</id><published>2011-03-03T04:06:00.000Z</published><updated>2011-03-03T04:06:05.420Z</updated><title type='text'>şimdilik...</title><content type='html'>Digiturk ile Google arasındaki anlaşmazlık nedeniyle erişimi engellenen "blogspot" adresim belirsiz bir süre için izlenemeyeceği için, geçici olarak &lt;a href="http://acupofjasmintea.wordpress.com/"&gt;http://acupofjasmintea.wordpress.com/&lt;/a&gt;&amp;nbsp;adresini kullanacağım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yasemin çayı demlikte, fincanlar yanyana dizildi bile.. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hk, 3.3.2011&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1601949457844505935-8677845795254105254?l=birfincanyasemincayi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/feeds/8677845795254105254/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1601949457844505935&amp;postID=8677845795254105254&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/8677845795254105254'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/8677845795254105254'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/2011/03/simdilik.html' title='şimdilik...'/><author><name>hk</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/Sm6rQRqEeHI/AAAAAAAABQo/2mCyY4jeDno/S220/kedicik_1.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1601949457844505935.post-526375587275647851</id><published>2011-01-30T07:53:00.000Z</published><updated>2011-01-30T07:53:39.228Z</updated><title type='text'>kar manzaralı bir yazı</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/TUUF5Pw4M_I/AAAAAAAABjU/fZUmYQV1CAw/s1600/akide+kar.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" s5="true" src="http://4.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/TUUF5Pw4M_I/AAAAAAAABjU/fZUmYQV1CAw/s320/akide+kar.jpg" width="240" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Ocak bitmeden bir yazı yazmalıydım, ama kar da yağmalıydı ben başımı kaldırıp pencereden dışarı baktığımda. Yine bir Pazar sabahı, dışarıda hiç durmaksızın kar yağıyor, Akide pencerenin önündeki masanın üzerine uzanmış muhabbet kuşlarını izliyor, Mozart'ın piyano konçertolarını dinliyoruz, dışarıda mutlak sessizlik.&lt;br /&gt;Sabaha karşı gördüğüm rüya aklımda hala: İzmir'deki babaevinde, kendi yatak odamdayım, yaşlanmışım iyice.. "Ben", diyorum, "bütün ömrüm boyunca bu eşyaları kullandım, bu odada iken kaç yaşında olduğumu hatırlamıyorum, şimdi 17 miyim, yoksa 77 mi? Ne farkeder, buradaydım hep, başka bir yere gitmek de istemiyorum." Uyanmadan hemen önce gördüğüm bu rüya garip bir hüzünle başlattı sabahı, erkendi henüz, bir an önce kalkmak, kendime sütlü bir kahve hazırlamak ve herkes uykuda iken okumak ve yazmak istedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eşyaların sahiplerinden çok daha uzun yaşamalarına takılıp kaldı aklım, her ne kadar mesleğim böyle eşyaları korumak, onarmak olsa da,&amp;nbsp;bu hal&amp;nbsp;başa gelince farklı bir duygusallığa kapılmamak elde değil. Annem ne kadar rahat hissetmiştir kendini bu konuda, benim onun ve babamın sahip olduğu her eşyayı özenle saklayacağımı ve koruyacağımı bildiği için gözü arkada kalmamıştır. Gel gelelim ben bu konuda müthiş huzursuz ve endişeliyim. Benim ardımdan böyle hissedecek, bu "koruyuculuk" vazifesini severek ve isteyerek üstlenecek kimsem yok zira. Eşyaların öykülerini bilen sadece benim, onları sahipleri kullanırken gören ve seven, onlarla ilgili anıları olan, onlardaki yıpranma izlerinin değerini bilen tek kişi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zehirli ve yorucu bir endişe bu, kendi kendime "henüz zamanın var karar vermek, çare bulmak&amp;nbsp;için" diye yinelesem de, hiç rahat değil içim. Aklıma antikacı dükkanlarında satılığa çıkarılmış eşyalar, sahaflarda sergilenen aile fotoğraf albümleri geldikçe ürperiyor, telaşa kapılıyorum..&lt;br /&gt;Annemin piyanosu, dede evinden gelip evimizin atan kalbi olan duvar saati, annemin teneke dikiş kutusu ve çocukluğumdan itibaren tüm giysilerimi diktiği dikiş makinesi, her bayramda içine lokum yerleştirme görevi benim olan filiz yeşili&amp;nbsp;şekerlik, piyanonun üstünde duran metronom, ilkokula gittiğim yıllarda kullandığı ve&amp;nbsp;daima hayranlık duyduğum siyah&amp;nbsp;rugan çantası, dolmakalemi, Rıfat dedemin annemle babama ilk evlenme yıldönümü hediyesi olarak verdiği yağlı boya tablo... Bu listeye ekleyeceğim yüzlerce nesnenin hikayesi ile birlikte anılacak ayrıntılı bir envanterini çıkarmak bile ne kadar sürer kimbilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pencerede durmadan yağan kar manzarası, tüm dikkatini yem yiyen kuşlara vermiş ve&amp;nbsp;avcılık iç güdüsüyle&amp;nbsp;evcillik arasında kararsız Akide, az önce sonlanan piyano konçertosunun ardından gelen müthiş sessizlik. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Ocak 2011'in ilk ve son yazısını karlı bir Ankara sabahında yazmıştım", diyebileceğim artık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hk, 30.Ocak.2011&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1601949457844505935-526375587275647851?l=birfincanyasemincayi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/feeds/526375587275647851/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1601949457844505935&amp;postID=526375587275647851&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/526375587275647851'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/526375587275647851'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/2011/01/kar-manzaral-bir-yaz.html' title='kar manzaralı bir yazı'/><author><name>hk</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/Sm6rQRqEeHI/AAAAAAAABQo/2mCyY4jeDno/S220/kedicik_1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/TUUF5Pw4M_I/AAAAAAAABjU/fZUmYQV1CAw/s72-c/akide+kar.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1601949457844505935.post-8874091242721175040</id><published>2010-12-26T08:45:00.002Z</published><updated>2010-12-26T08:49:31.144Z</updated><title type='text'>yıl geçer, yıllar geçer: aklım uzaklarda demlenir</title><content type='html'>Yazıp yazıp siliyorum bazen cümleleri, ne kolay bu yüzden yazıyla anlatmak zihnimde / ruhumda olup bitenleri. Sesle dile getirmek gibi değil, söz söylendi mi akılda kalıveriyor, peşinden gelen yeni cümleler ne kadar uğraşsa da düzeltmeye / değiştirmeye ya da açıklamaya, akılda hep o ilk cümle kalıyor. Yazarken öyle değil ama, ilk cümleyi beğenmedi mi insan, göz kırpan imleç sağdan sola doğru hızla kayıp, uçuruveriyor harfleri / heceleri / cümleyi. Yaşananlar da tıpkı sesle söylenenler gibi, geriye alınması / yaşamın belleğinden silinmesi olanaksız. Unutmak&amp;nbsp;çok değerli bu yüzden, hiç değilse hayal metal hatırlamak. Yoksa canımızı yakan, düşüncelerimizi zehirleyen, ruhumuzu karartan yaşam deneyimleri gün gelip kimyasını bozuyor bedenin, ruhu yoruyor, içindeki iyimserliği kurutuyor insanın. &lt;br /&gt;2010'un günleri tamamlanırken düşünüyorum bu seneye dair unutmak istediklerimi, bir an önce belleğimin arka bahçesinde büyüttüğüm fıstık çamının altına gömmek ve toprağa karışıp, çürüyüp yok olmalarını istediklerimi. Fıstık çamının kozalakları toprağa düştükçe, içlerindeki fıstıkları toplayıp biriktiriyorum. Kozalakları hasır bir sepete dolduruyorum, kuruduklarında çini sobanın içinde çıtır çıtır alevlenecek, yazı odamın duvarlarını ısıtacaklar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/TRb1__P_LAI/AAAAAAAABjM/j6ZnfBf2MAQ/s1600/PineCone.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" n4="true" src="http://1.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/TRb1__P_LAI/AAAAAAAABjM/j6ZnfBf2MAQ/s1600/PineCone.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Eskiden beri sevmem tamamladığım bir sınavdan çıktıktan sonra "acaba kaç doğrum, kaç yanlışım var?", diye sormayı, alabileceğim not hakkında tahminde bulunmayı.. Zira yapabileceğim o kadardır zaten, elimden gelen / kotarabileceğim kağıdın üstünde, değerlendirecek olanın elindedir artık. Geriye dönüp bakmam.&lt;br /&gt;Bu yüzden&amp;nbsp;yıl biterken&amp;nbsp;de "muhasebe" yapmıyorum, olanları olduğu gibi / o zamanın koşulları içinde "öyle olmaları gerektiğini " kabul ederek, kapatıyorum. Beni mutlu eden halleri, haberleri, kişileri, kazanımları, deneyimleri, yüzümü güldüren / bana huzur veren anıları saklıyorum sadece. Beni üzen, yoran, mutsuz eden, keyifsizleştiren tüm olayları ve kişileri çam kozalaklarının sobada tutuşan reçineli çıtırtıları eşliğinde zihnimin evinden, ruhumun bacasından duman yapıp dağıtıyorum.&lt;br /&gt;Zira böyle olmazsa -yeniden, yinelenmeden ve yenilgiyi düşünmeden yürüyemem önümde uzanan&amp;nbsp;yolda-, ki o yol beni olmak istediğim şehirlerden, yaşamak istediğim düşlerden uzaklaştırıyor şimdilik.. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama belki de bu iyi bir şeydir kimbilir: Uzaklaştıkça daha çok çalışır / çalıştıkça daha çok yol alır / yol aldıkça burada olmamı gerekli kılan nedenleri daha çabuk ortadan kaldırabilirim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/TRb8L6moQXI/AAAAAAAABjQ/HAqTJdJtN1U/s1600/stephen+mills.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="240" n4="true" src="http://1.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/TRb8L6moQXI/AAAAAAAABjQ/HAqTJdJtN1U/s320/stephen+mills.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;Stephen Mills, Mountain Road In Snow﻿&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Herkes&amp;nbsp;yeni yılın gelişine&amp;nbsp;sevinirken, zıp zıp zıplayıp kutlamalar yaparken,&amp;nbsp; veda edilen yılın&amp;nbsp;o son dakikalarında çocukluğumdan beri çok hüzünlenirim ben. Gözlerim dolar, içim cız eder, sanki çok sevdiğim birinden bir daha karşılaşamayacağımızı bilerek ayrılıyormuş gibi hissederim kendimi. Annem ve babam hayatta iken "onlarla geçireceğim yıllar azaldığı için" böyle olduğunu düşünürdüm hep; onlar melek oldu, ben hala aynı hissediyorum.. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Yıl geçer&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;yıllar geçer&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;aklım uzaklarda demlenir,&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;yalnız da sürse yolculuk&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;uzağı yakın eylemek için&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;yolcu yolunda gerek...&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;hk, 26.12.2010&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1601949457844505935-8874091242721175040?l=birfincanyasemincayi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/feeds/8874091242721175040/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1601949457844505935&amp;postID=8874091242721175040&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/8874091242721175040'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/8874091242721175040'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/2010/12/yl-gecer-yllar-gecer-aklm-uzaklarda.html' title='yıl geçer, yıllar geçer: aklım uzaklarda demlenir'/><author><name>hk</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/Sm6rQRqEeHI/AAAAAAAABQo/2mCyY4jeDno/S220/kedicik_1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/TRb1__P_LAI/AAAAAAAABjM/j6ZnfBf2MAQ/s72-c/PineCone.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1601949457844505935.post-3494398778440013483</id><published>2010-12-02T19:13:00.000Z</published><updated>2010-12-02T19:13:38.207Z</updated><title type='text'>"Cuma" üzerine kar manzaralı bir yazı..</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/TPfOr9RweMI/AAAAAAAABjE/y589PnIoHxw/s1600/aylinguven.kar.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="240" ox="true" src="http://1.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/TPfOr9RweMI/AAAAAAAABjE/y589PnIoHxw/s320/aylinguven.kar.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;Fotoğraf:&amp;nbsp;&amp;nbsp; A.Güven, Londra&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Kar,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;beni esir aldın&lt;br /&gt;açamadın kapalı yollarımı&lt;br /&gt;kapatamadın açık yanlarımı&lt;br /&gt;bir cereyandır, sürer gider tam ensemde&lt;br /&gt;uzatıp elini, pencereyi kapatamadın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kar,&lt;br /&gt;sesin dağı aştı&lt;br /&gt;beyazın toprağı aştı&lt;br /&gt;saçtın saflığını dört yana&lt;br /&gt;bir beni saçıp dağıtamadın&lt;br /&gt;dağıttın, toplayamadın.﻿&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;A. Güven&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benim olduğum şehire kış gelmedi, Aralık henüz Ekim kıvamında, eldivenler / şapkalar / atkılar / kalın kazaklar / paltolar hala naftalinli çekmece ve dolaplarda bekliyor. Yaz sıcağını sevmeyen ve her yaz o sıcağın altında,&amp;nbsp;toz toprak içinde&amp;nbsp;çalışmak zorunda kalan biri olarak, hiç memnun değilim bu durumdan. Sonbahar güzel olmasına güzel de, ağaçlar yapraklarından soyundu, at kestaneleri döküldü, yağmurlu günler gelip geçti, ama bir türlü hava içimizi titretecek gibi soğumadı. Oysa Avrupa'da yine kar, fırtına, soğuk hüküm sürmekte; evsizler ve sokak hayvanları için en zor günler geri geldi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yazıyı aklıma düşüren henüz sesini duymadığım, sadece fotoğraflardaki suretini gördüğüm ve ömrümün en güzel iki yılını geçirdiğim kentte yaşayan bir genç kadın: Bu sayfaya tac ettiğim fotoğraf ve şiirin sahibesi.&amp;nbsp;Onunla çok sevdiğim, güvendiğim&amp;nbsp;bir dostumun önerisi ile "arkadaş" olduk! 21. yüzyıl arkadaşlıkları bir garip, anneannemin / anneciğimin zamanındakilere / hatta benim çocukluğumdakine hiç benzemiyor. Görmeden görüşmeden arkadaş olmuş buluyorsunuz kendinizi, "sanal gerçekliğin" içinde salınırken, bir öne bir geriye, salıncakta kolan vurur gibi, git gide&amp;nbsp;hızlanarak, bu yalnızlıktan ötekine, bakıyorsunuz bir arkadaşınız daha oluvermiş. Zira sanal evrenin kuytu köşesinden bir ses duymayı bekleyen, radarları fırıl fırıl dönüp duran; kendi sesinden başkasını duymayı özleyen zamane Robinson'larıyız artık. Duyduğumuz ses kendi sesimizin yankısı olsa da, o yankıyı bir başkasının da duymuş olabileceğine &amp;nbsp;inanmaktan vazgeçmeyen; Cuma'larını er ya da geç bulan, ama haftanın diğer günleriyle isimlendirecek can yoldaşları için de umudunu yitirmeyen Robinson'lar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeni arkadaşımın yaşadığı ve benim on senede bir gidebildiğim ülkenin başkentinde de çok kar yağıyormuş; ki o kentin parkları uçsuz bucaksız, ağaçları nice, su kanalları ve gölcüklerinde dolaşan kuğu, kaz ve ördekleri pek dost canlısıdır. O parklarda uzun yürüyüşler yapmak, kulaklar ve burunlar kızarana dek yolları aşmak pek zevklidir; sonra gider içi sıcacık bir serayı andıran cafede oturur, ya çorbanızı kaşıklar / ya da kocaman bir fincan limonlu çayınızı içersiniz. Yanınızda bir arkadaşınız varsa sohbet eder, yalnızsanız ( ve içerisi çok kalabalık, dolayısıyla gürültülü değilse ) açıp kitabınızı okur, ya da çantanızdan eksik etmediğiniz defterinize içinizden geçenleri yazarsınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sabah duyduğum bir cümleyi çok sevdim: " Yazmak içinizden geldiği gibi konuşmaktır, çünkü kimse sözünüzü kesemez.", diyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi sadece geceleri soğuyan bu şehrin&amp;nbsp;bir yerlerindeki evimde&amp;nbsp;limonlu çayımı yudumlarken, özlediğim o uzak kentin sokaklarından geçip, evine gitmekte olan yeni arkadaşımın bu yazıyı okuyunca ne düşüneceğini merak edeceğim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Radarlar fırıl fırıl dönmeye devam eder, telsizde bitip tükenmeyen çıtırtılar arasında hep aynı kısa cümleyi&amp;nbsp;farklı sesler yinelerken: " Cuma orada mısın?"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hk, 2.Aralık.2010&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1601949457844505935-3494398778440013483?l=birfincanyasemincayi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/feeds/3494398778440013483/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1601949457844505935&amp;postID=3494398778440013483&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/3494398778440013483'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/3494398778440013483'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/2010/12/cuma-uzerine-kar-manzaral-bir-yaz.html' title='&quot;Cuma&quot; üzerine kar manzaralı bir yazı..'/><author><name>hk</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/Sm6rQRqEeHI/AAAAAAAABQo/2mCyY4jeDno/S220/kedicik_1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/TPfOr9RweMI/AAAAAAAABjE/y589PnIoHxw/s72-c/aylinguven.kar.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1601949457844505935.post-6041001274458942318</id><published>2010-11-25T23:42:00.000Z</published><updated>2010-11-25T23:42:00.300Z</updated><title type='text'>Fleur, Adamo</title><content type='html'>&lt;object height="385" width="480"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/glj239tuCjM?fs=1&amp;amp;hl=en_US"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowFullScreen" value="true"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowscriptaccess" value="always"&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/glj239tuCjM?fs=1&amp;amp;hl=en_US" type="application/x-shockwave-flash" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true" width="480" height="385"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1601949457844505935-6041001274458942318?l=birfincanyasemincayi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/feeds/6041001274458942318/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1601949457844505935&amp;postID=6041001274458942318&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/6041001274458942318'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/6041001274458942318'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/2010/11/fleur-adamo.html' title='Fleur, Adamo'/><author><name>hk</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/Sm6rQRqEeHI/AAAAAAAABQo/2mCyY4jeDno/S220/kedicik_1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1601949457844505935.post-5504599520714197453</id><published>2010-11-17T15:57:00.005Z</published><updated>2010-11-17T17:21:40.793Z</updated><title type='text'>Bir sonbahar masalı...</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/TOP8weQ1RbI/AAAAAAAABi8/FL9qq7-ubGQ/s1600/sonbahar%2Bevim.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; DISPLAY: block; HEIGHT: 214px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5540549876283426226" border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/TOP8weQ1RbI/AAAAAAAABi8/FL9qq7-ubGQ/s320/sonbahar%2Bevim.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;Küçük çocuklar için yetişkinlerin kurguladığı, gerçeküstü öğeler içeren, kimi zaman dinleyenin / okuyanın kendine bir pay çıkardığı masallarda iyiler ve kötüler olduğu gibi, şanssızlıklar ve tesadüfler, kâbuslar ve düşler birbirine karışır. Biraz da bu yüzden, yaşarken karşılaştığımız kimi halleri, yerleri, olayları betimlerken "mutlu biten masalların gerçeküstü mucizesine" gönderme yaparak, "masal gibi" nitelemesini kullanıveririz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçen yazdan bu yana Facebook bünyesindeki kullanıcıların hayal gücüne, yaratıcılığına, zevkine sunulan "Farmville" aracılığı  ile tüm kahramanlarının mutlu yaşadıkları bir masal yazıyorum. Masalın yazarı olmak kolay değil aslında, tarlalarımı / bahçelerimi kurar, ilk kulübemi inşa eder, koyunlar/atlar/taylar/inekler/boğalar/kazlar/ördekler/tavuklar/lamalar/filler/martılar/ keçiler/ oğlaklar / penguenler / kediler / köpeklerden oluşan nüfusumu korumaya çalışırken, bir yandan da yavaş yavaş oluşmaya başlayan masalın cümlelerini düşünmeye koyuldum. Başlarken masala dönüşeceğini bilmediğim bu kurgunun nesnelerini, zaman geçtikçe masalın kurgusuna uygun seçmeye başladım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra farkettim ki, bu masalın başka kahramanları da olmalı, onlar da mutlu ve huzurlu hayatlar sürmeliler kendi bahçelerinde, evlerinde; her biri birbirine komşu / birbirinin yardımına koşan masal kahramanları. Böylece İclâl Hanım, Sumika, Delisaraylı Hanım, Fincan Hanım, Tuti, Karabacak Bey, Küçük Bey çıkageldiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mevsimler değiştikçe, masalın da mevsimleri değişti. Şimdi ikinci sonbaharını kutluyor tarlalarla bahçeler. Bakır rengine, koyu kırmızılara, altın sarısına bürünüyor ağaçlar; toprağın üstünde sonbahar yaprakları, meşe palamutu, at kestaneleri.. Yağmur yağıyor zaman zaman, mis gibi toprak kokusu karışıyor bulutlu havalara.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/TOP8vF4D3CI/AAAAAAAABi0/N1Bh5cRKxQ8/s1600/kabaklar.bmp"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; DISPLAY: block; HEIGHT: 320px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5540549852557204514" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/TOP8vF4D3CI/AAAAAAAABi0/N1Bh5cRKxQ8/s320/kabaklar.bmp" /&gt;&lt;/a&gt;Önce masalı yaratmak, sonra da o masalın içinde yaşamaya başlamak nasıl güzel anlatamam..&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;hk, 17.11.2010&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1601949457844505935-5504599520714197453?l=birfincanyasemincayi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/feeds/5504599520714197453/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1601949457844505935&amp;postID=5504599520714197453&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/5504599520714197453'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/5504599520714197453'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/2010/11/bir-sonbahar-masal.html' title='Bir sonbahar masalı...'/><author><name>hk</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/Sm6rQRqEeHI/AAAAAAAABQo/2mCyY4jeDno/S220/kedicik_1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/TOP8weQ1RbI/AAAAAAAABi8/FL9qq7-ubGQ/s72-c/sonbahar%2Bevim.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1601949457844505935.post-214656998702863312</id><published>2010-11-08T07:32:00.008Z</published><updated>2010-11-08T09:19:59.038Z</updated><title type='text'>Bir demet gül..</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;Kutladıkça güzelleşir doğumgünleri, çocukluğumdan beri "bitmesini hiç istemediğim" iki günden biri olmuştur benim için. Çocuk aklımla anneciğime yalvarırdım, "ne olur hiç bitmesin doğumgünüm", diye. O da "Sen bitsin artık diyene dek kutlarız çocuğum, üzülme..", derdi ki inanırdım hemen...&lt;/div&gt;&lt;p&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/TNeuqTiauCI/AAAAAAAABis/JOE-nyOFLZs/s1600/pink_rose.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; DISPLAY: block; HEIGHT: 240px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5537086308697684002" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/TNeuqTiauCI/AAAAAAAABis/JOE-nyOFLZs/s320/pink_rose.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;Doğumgünü her kişinin kendi "biricik takvimi"nin başlangıcı, &lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;her bir ömrün yılbaşı. Yeryüzündeki varlığımızı kutluyoruz her doğumgününde, &lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;varlığımızla var ettiklerimizi, var olarak değiştirdiklerimizi. &lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;Böyle olunca doğumgününde dilenebilecekler nicedir aslında,&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;sağlıkla geçecek günler için sayısız tümce kurulabilir.&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;Yine de zordur tümcelerin sadece o kişi için seçilmesi, dünyadaki&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;varlığını kutlamak gerekir önce: Var olup da bizim hayatımızda yer ettiği,&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;o yeri bir çiçek bahçesine çevirdiği, yüreğimize su serptiği, yorgun kalplerimizi&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;dinlendirdiği için kutlamak...&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/TNetIH6HxrI/AAAAAAAABik/wuLy3M_FT0A/s1600/hercai_menekseler.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; DISPLAY: block; HEIGHT: 240px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5537084621948700338" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/TNetIH6HxrI/AAAAAAAABik/wuLy3M_FT0A/s320/hercai_menekseler.jpg" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;Dostluk ve hemşireliğinde vazgeçilmez ve eşsiz olduğu;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;hercaî gönüllü nicelerinden "yapma çiçeklerle kır çiçekleri" gibi&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;ayrılıverdiği için kutlamak...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/TNesn9j-_ZI/AAAAAAAABic/SisVjg_nyVc/s1600/tulipspink.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; DISPLAY: block; HEIGHT: 230px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5537084069415681426" border="0" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/TNesn9j-_ZI/AAAAAAAABic/SisVjg_nyVc/s320/tulipspink.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Yaşamın dar kapılarından geçerken, uzak yolları yakın edemezken,&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;hasretini çektiklerimizin hatıraları ile kederlenirken dahi&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;içimizi aydınlattığı için kutlamak..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/TNesnJc14fI/AAAAAAAABiM/BYT7AY5teAs/s1600/lily-of-valley.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 250px; DISPLAY: block; HEIGHT: 320px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5537084055427080690" border="0" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/TNesnJc14fI/AAAAAAAABiM/BYT7AY5teAs/s320/lily-of-valley.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Suskunluğa benzer duraklamalarda bile "orada olduğunu"&lt;br /&gt;bilerek güvende hissetmemizi sağladığı için kutlamak...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/TNesnASxSaI/AAAAAAAABiE/WAfkE6hOZ7M/s1600/white-rose-5.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; DISPLAY: block; HEIGHT: 309px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5537084052968917410" border="0" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/TNesnASxSaI/AAAAAAAABiE/WAfkE6hOZ7M/s320/white-rose-5.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Art niyetsiz, beklentisiz, sabırlı bir sevgi ile sarıp sarmaladığı için kutlamak...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/TNesm6fiIQI/AAAAAAAABh8/GBudFRDpfPk/s1600/leylak-resmi-3.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; DISPLAY: block; HEIGHT: 240px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5537084051411837186" border="0" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/TNesm6fiIQI/AAAAAAAABh8/GBudFRDpfPk/s320/leylak-resmi-3.jpg" /&gt;&lt;/a&gt; Kutlarken de, bu yeryüzünün tüm iyilik ve güzelliklerinin&lt;br /&gt;"O"nu sağlıkla ve umutla çepeçevre kuşatmasını, nice yılbaşını&lt;br /&gt;sevdikleriyle, özledikleriyle gönlünce geçirmesini dilemek...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üstelik hiçbir doğumgünü kutlaması öpücüksüz olmaz,&lt;br /&gt;dileklerime yeryüzünde bu sabah goncalanan tüm çiçeklerin&lt;br /&gt;niceliğinde öpücüklerimi de ekliyorum...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;hk, 8.11.2020&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1601949457844505935-214656998702863312?l=birfincanyasemincayi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/feeds/214656998702863312/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1601949457844505935&amp;postID=214656998702863312&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/214656998702863312'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/214656998702863312'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/2010/11/bir-demet-gul.html' title='Bir demet gül..'/><author><name>hk</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/Sm6rQRqEeHI/AAAAAAAABQo/2mCyY4jeDno/S220/kedicik_1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/TNeuqTiauCI/AAAAAAAABis/JOE-nyOFLZs/s72-c/pink_rose.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1601949457844505935.post-944841086125146883</id><published>2010-11-07T05:04:00.004Z</published><updated>2010-11-07T06:27:54.130Z</updated><title type='text'>Süslü Alfabe</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/TNY0gy7_w-I/AAAAAAAABh0/Y1NAJU0wJvs/s1600/Scanned0037.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 214px; DISPLAY: block; HEIGHT: 320px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5536670529932477410" border="0" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/TNY0gy7_w-I/AAAAAAAABh0/Y1NAJU0wJvs/s320/Scanned0037.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Süslü Alfabe'yi "Filbahrili Ev"imin hırsızlar tarafından yağmalandığı o büyük felaketin ardından, 2007 Kasım'ında bulmuştum; İstanbul'da bırakamadığım, anneciğimin ilkokul defter ve kitaplarından oluşan küçük hazinenin bir parçasıydı. Sayfalarını karıştırıp, annemin çocuk ellerinden çıkma kurşun kalemle çizilmiş çizgi ve harfleri seyretmiştim uzun uzun. O zamanlar farketmediğim bir ayrıntıyı önceki gün görüverdim ve bir kez daha yüreğim hopladı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Alfabenin iç kapak sayfasında " Yazan: A.Hilmi" ve "Ressamı: CEVDET" diye belirtilmişti, ikinci baskısı yapılan " Çok Resimli Süslü Alfabe", İstanbul Resimli Ay Matbaası'ndan 1930 yılında çıkmıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neredeyse bir aydır Rifat dedemin üzerinde "Muhtelif İşlerim" yazan dosyasındaki grafik ve resimlerini tek tek ve defalarca incelediğim için, 1920'li yıllarda imzasını Rifat Cevdet veya sadece CEVDET olarak attığını biliyordum. Hatta şimdiye dek Türk grafik sanatı dünyası tarafından kim olduğu çözülemeyen, ancak eserleri çok önemli ve değerli kabul edilen "CEVDET" beyin, benim dedem Rifat Cevdet Bey olduğunu da öğrenmiş ve -Türkiye'de grafik sanatların tarihçesi- konusunda çalışan genç bir meslekdaşımla da paylaşmıştım. Ben dedemin CEVDET Bey olduğunu ve 1920'li yıllardan itibaren pek çok kitap kapağı, kitap için gravür, takvim, sinema afişi, logo, reklâm afişi çalıştığını biliyordum; ama kendi dönemi için "grafik sanatı" açısından ne denli önemli kabul edildiğinden habersizdim. Yıllar sonra ve tesadüf eseri bu iki bilgi buluşunca, ortaya harika bir keşif çıktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/TNY0gu7KEoI/AAAAAAAABhs/SCyKLnG6VOs/s1600/Scanned0027.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 221px; DISPLAY: block; HEIGHT: 320px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5536670528855216770" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/TNY0gu7KEoI/AAAAAAAABhs/SCyKLnG6VOs/s320/Scanned0027.jpg" /&gt;&lt;/a&gt; İşte bu keşfin öznesi olan dedemin elinden çıktığını henüz yeni farkettiğim "Süslü Alfabe", anneciğimin doğduğu sene yapılan baskısı ile yıpranmış ve yorgun, ama artık kayıp değil. Filbahrili Ev'in tavan arasından aşağı atılan ve zamanında dedem tarafından paketlenmiş nice okul defteri, kitabı ile birlikte gün ışığına kavuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu alfabeyi görünce düşünmeden edemedim: Dünyada babası tarafından resmedilmiş bir alfabe ile okuma yazma öğrenen kaç çocuk vardır ?&lt;br /&gt;Dedem bu alfabede yer alan 46 resimi çizer ve boyarken, gün gelip kendi çocuğunun da harfleri, sözcükleri bu alfabe yardımıyla öğreneceğini aklından geçirmiş midir?&lt;br /&gt;Annem "Süslü Alfabesi"nin babası tarafından resimlendiğini bilmiş, bunu sınıf arkadaşlarına söylemiş midir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/TNY0gSGLoQI/AAAAAAAABhk/mmFjs8q_NSo/s1600/Scanned0023.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 214px; DISPLAY: block; HEIGHT: 320px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5536670521116827906" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/TNY0gSGLoQI/AAAAAAAABhk/mmFjs8q_NSo/s320/Scanned0023.jpg" /&gt;&lt;/a&gt; Ne yazık ki, ben çok az zaman geçirebildim Rifat dedemle.. O İstanbul'da Filbahrili Ev'de idi, ben İzmir'de. Ama en güzel fotoğraflarımı o çekmiştir, her parçasını kendi elleriyle yaptığı bebek evinde oynadığım oyunlar paha biçilmez, elele tutuşup gezmeye gittiğimizi, hatta İzmir'e geldiğinde beni Karşıyaka İstasyonu'nun yanındaki çay bahçesine götürdüğünü, orada salıncaklı koltukta yanyana oturduğumuzu anımsıyorum hayal meyal.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi doğumunun 110. yılında yeniden, akıl almaz güzellikte hediyeler veriyor bana. Hem de içinde anneciğimin de olduğu, muhteşem hikayeler anlatan hediyeler...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hk, 7.11.2010&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1601949457844505935-944841086125146883?l=birfincanyasemincayi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/feeds/944841086125146883/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1601949457844505935&amp;postID=944841086125146883&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/944841086125146883'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/944841086125146883'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/2010/11/suslu-alfabe.html' title='Süslü Alfabe'/><author><name>hk</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/Sm6rQRqEeHI/AAAAAAAABQo/2mCyY4jeDno/S220/kedicik_1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/TNY0gy7_w-I/AAAAAAAABh0/Y1NAJU0wJvs/s72-c/Scanned0037.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1601949457844505935.post-946994838407424885</id><published>2010-10-31T16:25:00.006Z</published><updated>2010-10-31T17:43:48.254Z</updated><title type='text'>Akide ve arkadaşları I.</title><content type='html'>&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; DISPLAY: block; HEIGHT: 240px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5534249089854639138" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/TM2aObtQjCI/AAAAAAAABhE/gx59LkYNHxA/s320/CIMG0580.JPG" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Benim oğlum 2 aylıkken geldi evine, bahçe kuytularında barınırken onu annesinden ayıran çocuğun gelgeç hevesiyle yalnız kaldı önce, sonra çöpe atıldı; derken yine çocuklar tarafından kurtarıldı ve çok soğuk bir kış akşamı kavuştuk birbirimize.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Akide oğlum olunca tek arkadaşı, can yoldaşı da ben oldum. Sabahları yanımda uyanır, ilk önce onun karnı doyurulur, kısa yolculuklarda bile çok özlenir, akşamları kilitte dönen anahtarın sesiyle uykusundan uyanıp bağırır, her aksırmamda evin neresinde olursa olsun koşa koşa gelip "iyi misin?" der oldu. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Haftaiçi iş günlerinde, gündüzleri tek başına geçiriyor mecburen. Radyonun müzik mırıldanan sesiyle uyuyor, askıdaki kafesinde aynası ile konuşan muhabbet kuşunu izliyor olmalı arasıra. Yaramazlıklarının izlerini ustaca saklasa da, kırdığı nesnelerin parçaları ele veriyor onu. Sıkıldığından eminim zaman zaman; zira akşam ben eve geldiğimde, yemeğin de verdiği enerji ile coştukça coşuyor. Ne halı kalıyor yerinde, ne yastık.. Bana oyun arkadaşı gözüyle bakıyor bu saatlerde, canımı çok acıtmadığı sürece hiç ses etmiyorum..&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Bu yaz "Filbahrili ev"de geçirdiğimiz günler ise tam bir heyecan koşuşturması, hemcinsleriyle arkadaşlık etme arzusunun şiddetli bir tezahürü idi. Gelgelelim, evimizin bahçesindeki arkadaşları Kömür ve TısTıs yanlarına bile yaklaştırmadılar Akide'yi. Bu yüzden de oğlumun bitip tükenmez ve içtenlikli dost olma girişimleri her seferinde hayalkırıklığı ile sonuçlandı. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/TM2aPBJ55sI/AAAAAAAABhc/T7c7Qr_omrg/s1600/CIMG0618.JPG"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; DISPLAY: block; HEIGHT: 240px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5534249099906901698" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/TM2aPBJ55sI/AAAAAAAABhc/T7c7Qr_omrg/s320/CIMG0618.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;TısTıs kendisi de çocuk bir anne. Yavrularını evimizin kömürlüğünde büyütüyor, üç yavrusunu hiç yanından ayırmıyor, yemek vermek için bahçeye inen merdivenlerin başında belirdiğimde bile tıslayarak alarm veriyordu. Akide'nin TısTıs'ın iki katı büyüklükte ve erkek kedi olması bu tepkiyi daha da şiddetlendiriyordu kuşkusuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/TM2aO2moNFI/AAAAAAAABhU/rkMxx1_DtJQ/s1600/CIMG0613.JPG"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 240px; DISPLAY: block; HEIGHT: 320px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5534249097074586706" border="0" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/TM2aO2moNFI/AAAAAAAABhU/rkMxx1_DtJQ/s320/CIMG0613.JPG" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Kömür'le geçen sene tanışmıştı Akide. Üst kat balkonuna uzanıp tepeden izlemişti onun bahçeye gelişini, ürkek patilerle, kararsız ve kaçmaya hazırlıklı verdiğim mamaları yiyişini. Kömür de Akide'yi aşağıdan süzmüş, güvende olduğuna karar verdiği tenha saatlerde bahçe sandalyelerinden birinin üzerindeki mindere kurulup, uykuya bile dalmıştı. Ne yalan söyleyeyim, beklemiyordum bu sonbahar onu. Çıkageldi, yüzü toparlanmış, hala ürkek ama bizim dönüşümüzden memnun. Camlı sokak kapısının önüne dek çıkıp, öylece oturdu, gitmedi. Akide tanıdı Kömür'ü, onun her gelişinde kapının iç tarafında bağırdı durdu. Ama kapıyı her açışımda Kömür Akide'yi bir güzel payladı, "yaklaşma banaaaaaa!" diyerek yuvasını yaptı. Benim iyi kalpli oğlum da ne olduğunu anlayamadan evin içine kaçtı.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Ama yine de Kömür yanına yaklaştırmadığı Akide'yi kapının dibine oturup, cam ardından izlemeye; Akide de yanına yaklaşamadığı Kömür için avaz avaz bağırmaya devam etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/TM2aOs14XEI/AAAAAAAABhM/tcxMewRG6F8/s1600/CIMG0610.JPG"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 240px; DISPLAY: block; HEIGHT: 320px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5534249094454205506" border="0" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/TM2aOs14XEI/AAAAAAAABhM/tcxMewRG6F8/s320/CIMG0610.JPG" /&gt;&lt;/a&gt; Filbahrili evin çiçek penceresini açtım oğluma. İçinde oturup, bahçede olup bitenleri, TısTıs'ın yavrularını, Kömür'ün geliş gidişlerini seyretti böylece. Kâh yukarı katın balkonuna koşturup, daha geniş açıdan gözetledi evin çevresini, kâh balkondan gelişini gördüğü Kömür'e daha yakından bakabilmek için merdivenin basamaklarını üçer üçer inerek, kapı önüne koşturdu.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Umudunu hiç yitirmedi, asla pes etmedi.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Belki de tek çocuk olduğum için Akide'nin bu saf içtenliğini, arkadaş edinme tutkusunu, iyi niyetli sabırını çok dokunaklı buluyor, içleniyorum. Yaz aylarının göçebeliği sona erer ermez, Akide'nin bu yalnızlığını sona erdirmeye söz verdim kendi kendime..&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;O zamana dek, kediyle kedi olmaya devam.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;hk, 31.Ekim.2010 &lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1601949457844505935-946994838407424885?l=birfincanyasemincayi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/feeds/946994838407424885/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1601949457844505935&amp;postID=946994838407424885&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/946994838407424885'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/946994838407424885'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/2010/10/akide-ve-arkadaslar-i.html' title='Akide ve arkadaşları I.'/><author><name>hk</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/Sm6rQRqEeHI/AAAAAAAABQo/2mCyY4jeDno/S220/kedicik_1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/TM2aObtQjCI/AAAAAAAABhE/gx59LkYNHxA/s72-c/CIMG0580.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1601949457844505935.post-3971383167238374464</id><published>2010-10-29T22:13:00.007Z</published><updated>2010-10-29T23:35:30.375Z</updated><title type='text'>Mehtabiye</title><content type='html'>&lt;div align="center"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/TMtKpyuEy3I/AAAAAAAABg0/yvdxyTPLPKE/s1600/Moonlight.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 213px; DISPLAY: block; HEIGHT: 320px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5533598649004903282" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/TMtKpyuEy3I/AAAAAAAABg0/yvdxyTPLPKE/s320/Moonlight.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt; moonlight, mary beck 2005&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;Mehtabiye dinliyorum, denizi olmayan bir kentin soğuk ve çoktan uyunmuş gecesinde. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;em&gt;Dün gece mehtaba dalıp hep seni andım / Öyle bir an geldi ki mehtap seni sandım / Sevgili, rüyana mı aldın beni bir dem / Öyle bir an geldi ki mehtap seni sandım.&lt;/em&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;( &lt;span style="font-size:85%;"&gt;Beste: Semahat Özdenses, Güfte: Mahmut Nedim Güntel&lt;/span&gt; )&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;Yine bir ay olmuş yazmayalı. Kimbilir kaç kez niyetlendim oysa; aklımda birikenler her zaman uslu uslu dökülmüyor parmak uçlarımdan. Tıkanan dolmakalemler gibiyim çoğu zaman, pompalı olanlardan hem de. Mürekkep ya içimde kuruyup kalıyor, uca giden incecik kanalı da kirleterek. Ya da ben mürekkebin azaldığını farketmiyorum, yazmaya girişince kelimenin ortasında silikleşiyor harfler. Üşengeçlik de var serde, kurumuş mürekkepten arınmaya, dolmakalemin ucunu ılık su içinde bekletip, kanalın iyice açılmasını beklemeye sabrım yetmiyor. Bırakıveriyorum yazmayı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;em&gt;Çamlar arasından süzülürken mehtap, neydi o akşam adalar &lt;/em&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;em&gt;Hala titriyorum o geceyi anıp, neydi o sesler, şarkılar &lt;/em&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;em&gt;Rüzgar, deniz, mehtap, inliyordu alem, neydi o akşam adalar &lt;/em&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;em&gt;Geçti geçti yıllar, gönüllerde kalan hatıralarla şarkılar...&lt;/em&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;em&gt;(&lt;/em&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Beste ve Güfte: Bimen Şen&lt;/span&gt;&lt;em&gt;)&lt;/em&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Düşünüyorum, bu şarkıları kimbilir ne çok dinlemiş ve söylemiştir anneannem ile dedem. Radyolu zamanlar, akşam misafirliklerinin revaçta olduğu yıllar, kışın boza içilip sarı leblebi yenilen, ilkbahar gelir gelmez kırlara, Adalar'a, Yuşa Tepesi'ne, Çamlıca'ya dostlarla pikniğe gidilen günler..&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Son günlerde bir kitap hazırlığı nedeniyle, ressam olan Rifat dedemin arşivi ile haşır neşir oldum sıkça. Benim için annemle babamınkinden de uzak ve oldukça yabancısı olduğum bir geçmiş. Ancak "Filbahrili ev"de geçirdiğim zaman, büyük yağmadan kurtarabildiklerim, annemin anlattığı anı parçacıkları birleştikçe ortaya çıkan "manzaraları", kırık parçalarını birleştikçe ellerimin arasında yüzyıllar sonra biçimlenen antik çömleklere benzetiyorum.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;...&lt;br /&gt;Şimdiki zamanın gündelik keşmekeşine dair yazmak istemeyişim, geçmiş zaman manzaralarının güzelliğine alışan göz ve zihin için değersiz ve hatta rahatsız edici çeşit çeşit halden yorgun düşmüş olmam aslında. Harry Potter romanlarındaki "ruh emiciler" gibi içimdeki enerjiyi, yaşam zevkini, hevesi, üretkenliği yok eden karakterlerle çevriliyim.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 222px; DISPLAY: block; HEIGHT: 320px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5533611671112512178" border="0" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/TMtWfx2d8rI/AAAAAAAABg8/KLH5zAqSd44/s320/kartpostal.jpg" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/span&gt;Bu kartpostaldaki yoldan yürümek ve içinde oyalandığım şehirden uzaklaşıp gidivermek isterdim şimdi. Zira deniz yoksunu bir bozkır kentinde "mehtabiye" dinlemek, mürekkebi tazelenmiş bir dolmakalemle saman kağıdı üzerine yazı yazmaya benziyor...&lt;/p&gt;&lt;p&gt;hk, 29.10.2010&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1601949457844505935-3971383167238374464?l=birfincanyasemincayi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/feeds/3971383167238374464/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1601949457844505935&amp;postID=3971383167238374464&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/3971383167238374464'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/3971383167238374464'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/2010/10/mehtabiye.html' title='Mehtabiye'/><author><name>hk</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/Sm6rQRqEeHI/AAAAAAAABQo/2mCyY4jeDno/S220/kedicik_1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/TMtKpyuEy3I/AAAAAAAABg0/yvdxyTPLPKE/s72-c/Moonlight.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1601949457844505935.post-490068614344888203</id><published>2010-09-28T23:42:00.002Z</published><updated>2010-09-29T00:15:06.590Z</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/TKJ92NeytDI/AAAAAAAABgs/Li18BcN3oVA/s1600/feeling+like+a+gold+fish.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; DISPLAY: block; HEIGHT: 240px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5522114463394870322" border="0" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/TKJ92NeytDI/AAAAAAAABgs/Li18BcN3oVA/s320/feeling+like+a+gold+fish.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Yolculuklar sona erdi, İstanbul da öyle. Filbahrili Ev'de geçirdiğim zamanın sadece oraya duyduğum hasreti alevlendireceğini çok iyi biliyordum. İstemeye istemeye topladım bavulumu, evimi kış uykusuna yatırdım sanki. O evin yaşayan bir ölümlü olduğunu düşünmekten kendimi alamadım: pencerelerden görünen dar alan manzaralarını, sokak kapısının önünde sabırla bekleyen bahçe kedilerini, arkadaki fıstık çamının dallarında eskisi gibi serenad yapan "Ali Bey Kuşu"nu ( adını annem koymuştu, ama neden böyle dediğini bilmiyorum ), mutfağın serinliğini, salonu ve üst kattaki oturma odasını ısıtan öğle güneşini, anneannemin mum çiçeğini koyduğu çiçek penceresini, dedemin camekanlı kitaplığının kanadını açınca yüzüme çarpan eski kitap kokusunu, anneannemin şifonyerinin çekmecelerinden gelen sabun ve lavanta çiçeği rahiyasını zihnime öyle kaydettim ki, gözlerimi kapatıp Filbahrili Ev'de olduğuma kendimi inandırabilirim.&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Artık yeniden ve mecburen Ankara'dayım. Bu şehirde geçirmek zorunda olduğum süreye aldırmaksızın ve zamanı geldiğinde arkama bakmadan uzaklaşacağımı, beni mutsuz, tedirgin ve huzursuz eden kişi ve olayları geride bırakacağımı tekrarlıyorum kendime. Zira beni bekleyen, keşfedilmek, bilinmek, öğrenilmek, yazılıp çizilmek için sabırsızlanan nesnelere zaman ayırmam; onları tek tek elden geçirmem, belgelemem, birleştirmem, yayınlamam ve sergilemem gerek.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bu benim artık yanımda olmayan aileme karşı en öncelikli sorumluluğum...&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Saat 03.07, 4 saat önce kendime kahve pişirip, Beyaz Fırın'dan aldığım Paskalya Çöreği'nden bir dilim yedim. Bedenim ve gözlerim yorgun, ama beynim parmaklarımı rahat bırakmıyor.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Uyuyacağım, uykumda Akide'yi, evine dönen Markiz'i ( muhabbet kuşum) göreceğim belki de.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Işık sönmeli, ve odalar dışarıdaki mutlak sessizliğe boyun eğmeli artık; gözlerim kapanmalı..&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Anlatılmayı bekleyen İstanbul hikayelerinin niceliği korkutuyor beni bazen.&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Allah rahatlık versin.&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;hk, 29.10.2010&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1601949457844505935-490068614344888203?l=birfincanyasemincayi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/feeds/490068614344888203/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1601949457844505935&amp;postID=490068614344888203&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/490068614344888203'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/490068614344888203'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/2010/09/yolculuklar-sona-erdi-istanbul-da-oyle.html' title=''/><author><name>hk</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/Sm6rQRqEeHI/AAAAAAAABQo/2mCyY4jeDno/S220/kedicik_1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/TKJ92NeytDI/AAAAAAAABgs/Li18BcN3oVA/s72-c/feeling+like+a+gold+fish.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1601949457844505935.post-8919786611965954908</id><published>2010-09-26T18:08:00.003Z</published><updated>2010-09-26T18:53:07.893Z</updated><title type='text'>5. Fincangünü</title><content type='html'>&lt;div align="center"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/TJ-SzWRwNGI/AAAAAAAABgk/l4rN2LJ7Zdo/s1600/havai+fi%C5%9Fekler.JPG"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; DISPLAY: block; HEIGHT: 282px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5521293079030543458" border="0" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/TJ-SzWRwNGI/AAAAAAAABgk/l4rN2LJ7Zdo/s320/havai+fi%C5%9Fekler.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;BİR FİNCAN YASEMİN ÇAYI 24.Eylül.2010 günü &lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;5 yaşına bastı.. Yazılar, fotoğraflar, öyküler, şiirler,&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;vedalar, buluşmalar, hüzün ve sevinçler, hayaller, &lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;leziz reçeteler, uzun sessizlikler, geveze haftasonları, &lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;yolculuklar, yorgunluklar, Akide'li mutluluklar ile &lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;fincan fincan çay demlemişim..&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;Hepimize kutlu olsun!&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;hk, 26.10.2010&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1601949457844505935-8919786611965954908?l=birfincanyasemincayi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/feeds/8919786611965954908/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1601949457844505935&amp;postID=8919786611965954908&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/8919786611965954908'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/8919786611965954908'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/2010/09/5-fincangunu.html' title='5. Fincangünü'/><author><name>hk</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/Sm6rQRqEeHI/AAAAAAAABQo/2mCyY4jeDno/S220/kedicik_1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/TJ-SzWRwNGI/AAAAAAAABgk/l4rN2LJ7Zdo/s72-c/havai+fi%C5%9Fekler.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1601949457844505935.post-1494831310073870180</id><published>2010-09-11T08:50:00.001Z</published><updated>2010-09-11T08:53:07.613Z</updated><title type='text'>sonbahar hayalleri</title><content type='html'>&lt;table cellspacing="0" cellpadding="0" border="0" bgcolor="#ffffff"&gt;&lt;tr&gt;&lt;td&gt;&lt;a href="http://smilebox.com/play/4d5467354e444d774f44513d0d0a&amp;blogview=true&amp;campaign=blog_playback_link" target="_blank"&gt;&lt;img width="386" height="303" alt="Click to play this Smilebox scrapbook" src="http://smilebox.com/snap/4d5467354e444d774f44513d0d0a.jpg" style="border: medium none ;"/&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td&gt;&lt;a href="http://www.smilebox.com/?partner=hallmark&amp;campaign=blog_snapshot" target="_blank"&gt;&lt;img width="386" height="46" alt="Create your own scrapbook - Powered by Smilebox" src="http://www.smilebox.com/globalImages/blogInstructions/blogLogoSmileboxSmall.gif" style="border: medium none ;"/&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td align="center"&gt;This &lt;a href="http://www.smilebox.com//?partner=hallmark" target="_blank"&gt;free scrapbooking design&lt;/a&gt; personalized with Smilebox&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/table&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1601949457844505935-1494831310073870180?l=birfincanyasemincayi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/feeds/1494831310073870180/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1601949457844505935&amp;postID=1494831310073870180&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/1494831310073870180'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/1494831310073870180'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/2010/09/sonbahar-hayalleri.html' title='sonbahar hayalleri'/><author><name>hk</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/Sm6rQRqEeHI/AAAAAAAABQo/2mCyY4jeDno/S220/kedicik_1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1601949457844505935.post-4885943048562898429</id><published>2010-09-10T17:01:00.004Z</published><updated>2010-09-11T10:00:19.027Z</updated><title type='text'>İzmir dönüşü</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/TItQ_9flxkI/AAAAAAAABgc/pKXH3BUBRlY/s1600/aile22.JPG"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 210px; DISPLAY: block; HEIGHT: 320px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5515591228414346818" border="0" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/TItQ_9flxkI/AAAAAAAABgc/pKXH3BUBRlY/s320/aile22.JPG" /&gt;&lt;/a&gt; Biliyorum, hem de çok iyi anımsıyorum, giderken "yazacağımı" söylemiştim. Ama evdeki hesap çarşıya uymadı bir kez daha. İzmir'e, Karşıyaka'daki aile evimize, şimdi sadece benim sesimin duyulduğu yuvama gittim ve orada yaşarken yazmayı unuttum. Hala yakın ve uzak geçmişin hatıraları, görüntüleri, sesleri, olayları, alışkanlıkları, düzeni ve güzelliklerine gömülerek sessizleştim. Dışarıda özlediğim bir şehir ve sokakları olmasına rağmen, o dört duvarın arasında kalmak, etrafımdaki tüm eşyaya, resimlere, fotoğraflara, biblolara, kitaplara sanki bir daha göremeyecekmişim gibi bakmak; hepsiyle ilgili bir anı, bir hikaye düşünmek ve sonra balkona çıkıp, hiçbir şey yapmadan denize ve karşı kıyının ışıklarına karşı oturmak istedim. Öyle de yaptım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yarından sonra İstanbul yolcusuyum, orada da halimin daha farklı olacağını zannetmiyorum üstelik. Her iki ev de artık bana ait olan, ama yaşanırken benim sadece izleyicisi olduğum hayatların izleri ve nesneleri ile dolu. Yapabildiğim aile geçmişine ait ve şimdiye dek bilmediğim yaşanmışlıkları bir dedektif gibi incelemek, çözmek, olayları kronolojik bir sıraya koymaya çalışmak; isimleri ilişkilendirmek, olaylar dizinini oluşturmak.. Ben bu uğraşa "aile arkeolojisi" adını verdim, ustalık isteyen, aile mahremiyetini korurken, zihnime yerleşmiş ve anneciğimden dinlediğim öykülerle birleştirmeye, tamamlamaya çalıştığım büyük bir bulmaca.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İzmir'de yakın geçmişte dolaşırken ( 1967 - 1991), İstanbul'da uzak ve büyük bir kısmında benim yer almadığım geçmişte ( 1900 - 1974 ) gezineceğim. Keşfettiklerimden yola çıkarak hiç bilmediğim hayatların solgun ve yok olmaya yüz tutmuş hikayelerini yazmaya, belirginleştirmeye çalışacağım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yazıya iliştirdiğim fotoğrafı, anneciğim Karşıyaka'daki evimizin balkonunda mektup yazarken çekmişim.. Hatırladığım ve sevdiğim hallerinden biri daha, hep özlediğim gibi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;h, 11.9.2010&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1601949457844505935-4885943048562898429?l=birfincanyasemincayi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/feeds/4885943048562898429/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1601949457844505935&amp;postID=4885943048562898429&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/4885943048562898429'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/4885943048562898429'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/2010/09/izmir-donusu.html' title='İzmir dönüşü'/><author><name>hk</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/Sm6rQRqEeHI/AAAAAAAABQo/2mCyY4jeDno/S220/kedicik_1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/TItQ_9flxkI/AAAAAAAABgc/pKXH3BUBRlY/s72-c/aile22.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1601949457844505935.post-286993496324568029</id><published>2010-08-14T12:59:00.004Z</published><updated>2010-08-14T13:52:22.731Z</updated><title type='text'>yolculuk yazıları için bir adres</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/TGafe_QeXGI/AAAAAAAABfk/qQ_0FwcclUw/s1600/yolculuk-unigundem-320x240.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; DISPLAY: block; HEIGHT: 240px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5505262949232434274" border="0" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/TGafe_QeXGI/AAAAAAAABfk/qQ_0FwcclUw/s320/yolculuk-unigundem-320x240.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Yolculuk halinin yerleşiklikten farklı bir yazı defteri olmalı, diye düşünmüştüm Salzburg'a gittiğimde. Her ne kadar yeri yurdu olan biriysem de, yolculuk dönemlerinin geçici konaklamaları, bir misafirlik çağrışımı yapıyor hep. Eğreti bir oradalık hali, gidilen yere tam anlamıyla ait olamamanın iç ezikliği. Ama her zaman, en çok da Ankara'ya dönmek mecburiyetinin sıkıntısı. Oysa yaşam yekpâre, gidiş gelişler, uzaklaşmalar, ayrılık ve buluşmalarla ait olduğu kişiyle birlikte yer, durum, biçim ve ruh değiştiren bir bütün.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Yine de ikilemde kaldığımı hissediyorum; "yolcu yolunda gerek" adını koyduğum güncenin son kaydını 1. Kasım.2009'da girmişim; o tarihten sonra yapılan nice yolculuğu ise, günceye eklememişim. Belki de yola çıkılan yer ile gidilen yer arasındaki sürecin ( gerçek yolculuğun) izlenimleri için bu defteri kullanmak en doğrusu: "hiçbir yere ait olmadığım" o -geçiş süreçlerinin öykülerini-.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://uzaktaki-h.blogspot.com/"&gt;http://uzaktaki-h.blogspot.com/&lt;/a&gt; bu defterin adresi, bu aralar yine seferi olduğum için okurlara duyurmak istedim.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;hk, 14.8.2010&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1601949457844505935-286993496324568029?l=birfincanyasemincayi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/feeds/286993496324568029/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1601949457844505935&amp;postID=286993496324568029&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/286993496324568029'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/286993496324568029'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/2010/08/yolculuk-yazlar-icin-bir-adres.html' title='yolculuk yazıları için bir adres'/><author><name>hk</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/Sm6rQRqEeHI/AAAAAAAABQo/2mCyY4jeDno/S220/kedicik_1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/TGafe_QeXGI/AAAAAAAABfk/qQ_0FwcclUw/s72-c/yolculuk-unigundem-320x240.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1601949457844505935.post-4540277564600168175</id><published>2010-08-11T00:03:00.002Z</published><updated>2010-08-11T00:22:22.901Z</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/TGHpK4l6A7I/AAAAAAAABfc/tXEzLt9SBGs/s1600/HARITA-DEFTERI-1948-E-K-TEOHARI__11690566_0.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 239px; DISPLAY: block; HEIGHT: 320px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5503936592822797234" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/TGHpK4l6A7I/AAAAAAAABfc/tXEzLt9SBGs/s320/HARITA-DEFTERI-1948-E-K-TEOHARI__11690566_0.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Bazen hiçbir şeyin imkânsız olmadığına inanıyorum: Bu gece  1948 - 49 öğretim yılına ait ve anneciğimin St. Georg'daki öğrencilik günlerinden kalma bir harita defterinin varlığından haberdar oldum ve o defteri satın aldım. Defteri satışa sunan sahaf, sadece kapağın fotoğrafını paylaşmış meraklılarla. Bu yüzden içindekiler konusunda bir fikrim yok henüz; ama anneciğimin bana anlattığı okul hatıralarından anımsadığım kadarıyla, O'nun resimleri, haritaları daima örnek gösterilirmiş lisedeyken. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir de anneannem İclâl Hanım için Rıfat dedemin verdiği vefat ve kırk mevlidi ilanlarına ulaştım Milliyet Gazetesi arşivinden; 16.1.1966 ve 22.2.1966 tarihli iki ilan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uykum kaçtı, yarın sabah bu şehirde değil de İstanbul'da uyanmayı ve onları ziyarete gitmeyi istedim en çok. Ramazan davulcusu "motorize" biçimde geçti caddeden, çocukluğumun ve gençliğimin Karşıyaka'sını sahura kaldıran davulcunun sahilden ara sokaklara girip çıkarak dolaşması geldi aklıma. Anneciğimle babacığımı özledim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hk, 11.8.2010  03.22&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1601949457844505935-4540277564600168175?l=birfincanyasemincayi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/feeds/4540277564600168175/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1601949457844505935&amp;postID=4540277564600168175&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/4540277564600168175'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/4540277564600168175'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/2010/08/bazen-hicbir-seyin-imkansz-olmadgna.html' title=''/><author><name>hk</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/Sm6rQRqEeHI/AAAAAAAABQo/2mCyY4jeDno/S220/kedicik_1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/TGHpK4l6A7I/AAAAAAAABfc/tXEzLt9SBGs/s72-c/HARITA-DEFTERI-1948-E-K-TEOHARI__11690566_0.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1601949457844505935.post-6286232051065413399</id><published>2010-08-10T15:32:00.002Z</published><updated>2010-08-10T18:04:50.493Z</updated><title type='text'>üzümlü</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/TGF1fqpWmUI/AAAAAAAABfM/X7EiaX3OsTQ/s1600/%C3%BCz%C3%BCm.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 240px; DISPLAY: block; HEIGHT: 320px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5503809406507587906" border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/TGF1fqpWmUI/AAAAAAAABfM/X7EiaX3OsTQ/s320/%C3%BCz%C3%BCm.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Ağustos deyince aklıma salkım salkım üzümler geliyor benim. Buğulu kara üzümler, sarımsı sultanî üzümler, salkım salkım, sepet sepet hem de. Ne de olsa ömrümün 21 senesi İzmir'de geçmiş.. Bu akşam uzun ve çok sıkıcı bir toplantıdan eve gelince günlüğümü açtım ve Alice'in çay partisine yetişmek için acele eden pembe kulaklı, aristokrat tavşanına rağmen, "bir fincan yasemin çayı" sayfa renklerinin içimi daralttığına karar verdim. Blogspot'un yeni tasarımları, arka fonları, renk seçenekleri arasında kararsız ve uzun bir kolaçan ardından "üzümler"e aklım yattı. Mevsim üzüm mevsimi, benim için yaz tatili daha yeni başlıyor, -tam zamanıdır- dedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yeni tasarım İzmir'li yazılarıma yakışacak!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gel de mutlu olma, mümkün mü?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hk, 10.8.2010&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1601949457844505935-6286232051065413399?l=birfincanyasemincayi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/feeds/6286232051065413399/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1601949457844505935&amp;postID=6286232051065413399&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/6286232051065413399'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/6286232051065413399'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/2010/08/uzumlu.html' title='üzümlü'/><author><name>hk</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/Sm6rQRqEeHI/AAAAAAAABQo/2mCyY4jeDno/S220/kedicik_1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/TGF1fqpWmUI/AAAAAAAABfM/X7EiaX3OsTQ/s72-c/%C3%BCz%C3%BCm.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1601949457844505935.post-255508295437342747</id><published>2010-08-08T06:15:00.004Z</published><updated>2010-08-08T06:54:28.699Z</updated><title type='text'>Eve dönmek...</title><content type='html'>&lt;div align="center"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/TF5T9PncNEI/AAAAAAAABe8/zsQ_usyfcEI/s1600/CIMG0439.JPG"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; DISPLAY: block; HEIGHT: 240px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5502928106322408514" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/TF5T9PncNEI/AAAAAAAABe8/zsQ_usyfcEI/s320/CIMG0439.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Akide'li Ağlasun hatırası, Ağustos. 2010&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/TF5L-B9IYAI/AAAAAAAABe0/teSF9f3Eu20/s1600/teneke+u%C3%A7ak.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Dün geldik evimize: Akide çok uslu ve uysal bir oğul oldu yol boyunca, sadece Ağlasun'dan Antalya Havaalanına giderken miyavladı biraz, sonra hiç sesi çıkmadı. Sene boyunca gözümde büyüyen, içimi daraltan kazı sezonunu da kapatmış oldum böylece. Ve farkettim ki, beni huzursuz ve mutsuz eden işlerden, insanlardan uzaklaşınca, doğayla / köy yaşamıyla / mesleğimin uygulamalarıyla iyi hissettim kendimi. Bedenim yoruldu ama ruhum dinlendi her zamanki gibi. Gelecek sene de kazıya gitmeye ve bu gidişi kendime hiç dert etmemeye karar verdim.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Ankara'ya dönünce dedim ki kendi kendime: " Bu şehirde kaldığın sürece kimsenin hırsları, iki yüzlülüğü ve tutarsızlığı ile seni üzmesine, yormasına, hırpalamasına izin vermeyeceksin." Artık misafirim bu şehirde, gidebileceğim iki güzel evim, anılarını yaşatabileceğim iki koruyucu meleğim var, tadını çıkarabileceğim güzel günlerim olacak... &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Zaman çok değerli, zaman uçucu.. Onu beni mutsuz, huzursuz eden, yüreğimi daraltan, fikrimi anlamsızca meşgul edenlerle harcamak çok yazık. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Bir hafta sonra İzmir izlenimlerimi yazmaya başlayacağım...&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hk, 8.8.2010&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1601949457844505935-255508295437342747?l=birfincanyasemincayi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/feeds/255508295437342747/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1601949457844505935&amp;postID=255508295437342747&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/255508295437342747'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/255508295437342747'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/2010/08/eve-donmek.html' title='Eve dönmek...'/><author><name>hk</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/Sm6rQRqEeHI/AAAAAAAABQo/2mCyY4jeDno/S220/kedicik_1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/TF5T9PncNEI/AAAAAAAABe8/zsQ_usyfcEI/s72-c/CIMG0439.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1601949457844505935.post-3938207839363077407</id><published>2010-08-01T18:06:00.005Z</published><updated>2010-08-01T18:34:05.730Z</updated><title type='text'>Filbahrili evimi özlerken</title><content type='html'>&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 240px; DISPLAY: block; HEIGHT: 320px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5500507200087141586" border="0" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/TFW6J9GsLNI/AAAAAAAABek/-Hnkk_BCQss/s320/CIMG0420.JPG" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bahçe içinde iki katlı bir ev, alt kat ağaçların arkasında saklı, sokaktan geçenlerin bakışlarından korunaklı. Üst katı boydan boya bir balkon kat ediyor, balkon parmaklığı yerine delikli tuğlalar kullanılmış, “yavru ağzı pembe”nin açık bir tonunda boyalı duvarları; balkondaki delikli tuğlalar ve çatı kiremitleri ile pek uyumlu. Evin sahiplenme iştahını arttıran bir sıcaklığı var, her görüşümde “keşke bu evde yaşasam” deyiveriyorum. Belki de bu evin aklıma getirdiği ve her zaman özlediğim “Filbahrili evimin düşüncesi” böyle hissettiriyor bana.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ev ile özdeşleşen mevsim sonbahar ve kış benim için; ilkbahar ve yaz ise yerleşik hayatın bitimi, seferi halin başlangıcı. Belki de bu yüzden ( hem de sıcağı hiç sevmediğim ve yazları daima bu sıcağın altında ve açık havada çalışarak geçirmek zorunda kaldığım için ) evcimen günlerin mevsimi sonbahar ve kışı çok özlüyorum. Hele pencerenin önünde yolumu gözleyen Akide’nin silueti varken..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 240px; DISPLAY: block; HEIGHT: 320px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5500509639971629202" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/TFW8X-Ye6JI/AAAAAAAABes/24i9MkQLTPs/s320/CIMG0430.JPG" /&gt;&lt;br /&gt;Akşam indi yine, gün boyunca altında kavrulduğum gökyüzünün kararmasını ve nihayet serinlemeyi bekliyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hk, 1.8.2010&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1601949457844505935-3938207839363077407?l=birfincanyasemincayi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/feeds/3938207839363077407/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1601949457844505935&amp;postID=3938207839363077407&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/3938207839363077407'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/3938207839363077407'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/2010/08/filbahrili-evimi-ozlerken.html' title='Filbahrili evimi özlerken'/><author><name>hk</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/Sm6rQRqEeHI/AAAAAAAABQo/2mCyY4jeDno/S220/kedicik_1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/TFW6J9GsLNI/AAAAAAAABek/-Hnkk_BCQss/s72-c/CIMG0420.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1601949457844505935.post-511906825428564616</id><published>2010-07-29T16:20:00.002Z</published><updated>2010-07-29T17:01:45.704Z</updated><title type='text'>haftayı bitirirken...</title><content type='html'>&lt;div align="center"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/TFGq_AZBY_I/AAAAAAAABec/3BvhqmOHdnA/s1600/SAGALA~1.JPG"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; DISPLAY: block; HEIGHT: 242px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5499364619409515506" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/TFGq_AZBY_I/AAAAAAAABec/3BvhqmOHdnA/s320/SAGALA~1.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt; Sagalassos, Antoninler Çeşmesi&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Antoninler Çeşmesi, 500 yılında Sagalassos antik kentini yerle bir eden depremle yıkılıp, toprak altında kalmış. Bu depremden 1200 yıl sonra ise Fransız gezgin Paul Lucas antik kenti keşfetmiş. 1990'da başlayan bilimsel kazı çalışmalarının 8. yılında ise Antoninler Çeşmesi'nin restorasyon projesine onay verilmiş. Roma İmparatorluğu döneminde prestij göstergesi olarak inşa edilen, 28 metre cepheli ve 9 metre yüksekliğindeki anıtsal çeşme, 4.5 metreden akan bir şelaleye ve 81 metreküp büyüklüğünde bir havuza sahip. Yedi farklı renkte taşla süslenen çeşmede ışık oyunlarına olanak veren Afyon mermeri de kullanılmış. Restorasyonun ilk aşamasında 3.500 parça kırık taş, 400 blok haline getirildi. Antoninler Çeşmesi’nde orijinalleri Burdur Müzesi’nde yer alan dekoratif bezemeler, Medusa kabartmaları ve Tanrı Dionysos’a ait çok sayıda heykel de yer almakta idi. Antoninler Çeşmesi'nde bu kazı sezonunda depreme karşı güçlendirme çalışmaları yapılıyor; Burdur Müzesi’nde sergilenen heykellerin kopyaları özgün yerlerine yerleştirildikten sonra da 1500 yıl önceki gibi oluklarından su akacak...&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Suyu buz gibi, 1500 yıl sonra çıkıp gelenleri serinletecek yine, geçmişi bugünde yaşatmaya başlayacak. Burada çalışmak böyle bir şey işte, hergün zamanda yolculuk yapmaktan farksız.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bir hafta daha bitti, güneşte kavrulduk. Evimi ( ama sadece evimi ) özledim.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;hk, 29.7.2010&lt;/p&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1601949457844505935-511906825428564616?l=birfincanyasemincayi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/feeds/511906825428564616/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1601949457844505935&amp;postID=511906825428564616&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/511906825428564616'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/511906825428564616'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/2010/07/haftay-bitirirken.html' title='haftayı bitirirken...'/><author><name>hk</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/Sm6rQRqEeHI/AAAAAAAABQo/2mCyY4jeDno/S220/kedicik_1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/TFGq_AZBY_I/AAAAAAAABec/3BvhqmOHdnA/s72-c/SAGALA~1.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1601949457844505935.post-255418450060841398</id><published>2010-07-24T19:02:00.002Z</published><updated>2010-07-24T20:30:35.421Z</updated><title type='text'>haftaya başlarken</title><content type='html'>şimdi olduğum yerde hafta Pazar günü başlıyor, zira Cuma günü ilçenin (benim için hala köy burası) pazarı var. herkes bahçesinin, tarlasının ürününü getirip döküyor tezgahın üstüne. çeşit çeşit zeytinden köy peynirine, bakliyattan sebze ve meyveye, petek petek baldan, tavuğa, yufkadan köy ekmeğine, işte akla ne gelirse var pazarda. bir tarafta yiyecekler, bir tarafta top top şalvarlık kumaşlar, yazmalar, konfeksiyon giysiler, iç çamaşırları, perdelik ve döşemelik kumaşlar satılıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sabah sekizde başlıyor tezgahlar hazırlanmaya, çoğu pazar esnafı birlikte kahvaltı ediyor müşteriler sökün etmeden. saat dokuz olunca belediyenin hoparlörlerinden "Pazar duası" duyuluyor , herkes susuyor o an, zira hem şükrediliyor hem de bereketli bir pazar olması için dua ediliyor hep birlikte.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;her sene hem arkadaşlarıma, hem kendime şalvar alıyorum bu pazardan; cıvıl cıvıl desenli poplinden, tiril tiril şalvarlar. aslında benim aldıklarıma "pijama" diyorlar, kadınlar evde giyiyorlar, daha az büzgülü ve ağı daha yukarıdan kesimli. yaz kış çok rahat, kullanışlı giysiler, hele hiç durmadan bahçede, evde, tarlada çalışan kadınlar için birebir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;burada iken şehiri hiç mi hiç özlemiyorum, hayatın sadeliğine, doğayla uyumuna teslim olunca şehirde yaşam deneyimini tamamen yok sayıyorum. her ne kadar yaptığım iş çok yorucu olsa da, aklımın ve düşüncelerimin şehirdeki hayatın zehirinden arındığını hissediyorum..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şimdilik böyle, sabah çok erken başladığı için, gece de erken bitmeli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;dağ kekikli düşler, düş düşleyenlere...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hk, 24.7.2010&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1601949457844505935-255418450060841398?l=birfincanyasemincayi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/feeds/255418450060841398/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1601949457844505935&amp;postID=255418450060841398&amp;isPopup=true' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/255418450060841398'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/255418450060841398'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/2010/07/haftaya-baslarken.html' title='haftaya başlarken'/><author><name>hk</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/Sm6rQRqEeHI/AAAAAAAABQo/2mCyY4jeDno/S220/kedicik_1.jpg'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1601949457844505935.post-7679387423411995561</id><published>2010-07-20T12:43:00.002Z</published><updated>2010-07-20T13:27:02.729Z</updated><title type='text'>Aldanırken...</title><content type='html'>...dediğim gibi, "aldanmak" ile "aldatılmak" arasındaki farkı düşünüyorum dünden beri. Bu iki fiilin arasında "aldatanın" hainliği ile "aldatılanın" umarsızlığına sığmayacak çok kişisel ve naif bir ayrım olduğunu hissediyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aldanmak için "aldatılmaya gerek yok" aslında, kişi isterse eğer, kendi kendini öyle güzel ikna ediyor ki... Neredeyse "gönüllü" bir ruh haliyle, tamamen teslim oluyor kendi yarattığı mazeretlere.. Ard niyetli değilse baştan, inanmayı koymuşsa aklına, kendi aldanmalarını kendi yaratıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diğer bir deyişle aldanmak için her zaman bir aldatan olması gerekmiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte bu yüzden, "kadınlar aldanmazlar, inanmak isterler" cümlesini kabul ediyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hk, 20.7.2010&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1601949457844505935-7679387423411995561?l=birfincanyasemincayi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/feeds/7679387423411995561/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1601949457844505935&amp;postID=7679387423411995561&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/7679387423411995561'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/7679387423411995561'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/2010/07/aldanrken.html' title='Aldanırken...'/><author><name>hk</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/Sm6rQRqEeHI/AAAAAAAABQo/2mCyY4jeDno/S220/kedicik_1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1601949457844505935.post-1419873015856078968</id><published>2010-07-19T17:45:00.003Z</published><updated>2010-07-19T20:20:52.357Z</updated><title type='text'>"kadınlar aldanmaz, inanmak ister"</title><content type='html'>Böyle demiş, gölgesine gizlenip yazmayı tercih eden biri.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kadınları bu kadar iyi tanımakla da kalmayıp, içlerinden birinin kendisine inanmaya devam etmesini istemiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aldatılmakla, aldanmak arasındaki farkı düşünmeye başladım bu yüzden. Aldatılmış hissetmekle, aldanmış olmak arasındaki farkı. Düşünmeye de devam edeceğim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tatilden mahrum geçecek bir başka yazın ortasında, sabahları altıda kalkıyorum. Akşam da altıda bitiyor mesaim, enerjim gecenin erken saatlerinde tükenince, sadece bir kaç sayfasını okuyabildiğim kitabıma dalıyorum. Akide beni uyutmamak için her yolu denese de, başarılı olamıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rüyamda uzun mektuplar yazıyor, yazdıklarımı tekrar tekrar okuyup, mektupların sahibine inanıyorum. Uyanınca aklıma ilk gelen "rüyaların tersi çıkar" cümlesi oluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu gece geç kaldım, uyku gözlerimden akıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Acı rüyalar hepinize...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hk, 19.7.2010&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1601949457844505935-1419873015856078968?l=birfincanyasemincayi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/feeds/1419873015856078968/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1601949457844505935&amp;postID=1419873015856078968&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/1419873015856078968'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/1419873015856078968'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/2010/07/kadnlar-aldanmaz-inanmak-ister.html' title='&quot;kadınlar aldanmaz, inanmak ister&quot;'/><author><name>hk</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/Sm6rQRqEeHI/AAAAAAAABQo/2mCyY4jeDno/S220/kedicik_1.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1601949457844505935.post-1944901446173191427</id><published>2010-06-19T06:21:00.004Z</published><updated>2010-06-19T07:27:14.862Z</updated><title type='text'>Yolculuk mevsimine başlarken..</title><content type='html'>&lt;div align="center"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/TBxwZNHDiGI/AAAAAAAABeM/df-4KIkc2lM/s1600/CIMG0023.JPG"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 240px; DISPLAY: block; HEIGHT: 320px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5484382024548714594" border="0" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/TBxwZNHDiGI/AAAAAAAABeM/df-4KIkc2lM/s320/CIMG0023.JPG" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;span style="font-size:85%;"&gt;Chagall, Pera Müzesi'ndeki sergiden&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Yaz, yolculuk mevsimine dönüşeli çok uzun zaman oldu aslında, üniversitede öğrenciliğimin ilk yazından başlayarak en geç Temmuz başında valizler toplanmaya başlandı hep. Bu yüzden ne şehrin yaz haline tanıklık edebildim, ne tiril tiril yaz kıyafetleri ve beyaz ayakkabılarla sokaklarda dolaşabildim, ne de denize girip, gölgede kalın romanlar okuyarak tatil yaptım. Yirmisekiz sene boyunca bir kurala dönüşen bu durumdan çok yorulduğumu, ancak önceleri mesleki deneyim kazanmak için sürdürdüğüm bu yorucu çalışma temposunun, şimdilerde hep "elzem bir ihtiyacı" karşılamak için boyun eğilen bir profesyonellik eyleminin "tezahürü" olduğunu görüyorum. Diğer bir deyişle bu yolculuklara "mecburiyetten" çıkıyor, gittiğim yerlerde hep evimi ve dinlenmeyi düşünüyor, Mayıs ayında binbir hevesle düzenleyip, çiçekler açtırdığım balkonumun tadını çıkaramadığım, kedimden uzak kaldığım ve sabahlara kendi pişirdiğim sakızlı Türk kahvesi ile başlayamadığım için giderek daha çok rahatsızlık duyuyorum.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Sanırım "yaşamdaki amaçlar ile o amaçları gerçekleştirmeyi sağlayan araçlar yer değiştirmeye başladığında" beliren ve araçlar hayatın kontrolunu tamamen ele geçirdiğinde katlanılmaz olan bir hal bu. Araçların da değişmesi, kişinin enerjisine / deneyimine / hevesine / yaşına göre yenilenmesi gerekirken, 28 yıl öncenin iş yükü ve süresi ile 28 yıl sonrasının enerjisi / yorgunluğu ve bıkkınlığı ile aynı araçları kullanmayı sürdürmek artık çok anlamsız geliyor bana.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Hele yapmak istediğim "başka" işler varken...&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Yolculuk mevsimi geldiği için günlüğün arka planına eski bir harita yerleştirdim; gideceğim yerlerden kartpostal gönderirim merak etmeyin, ama zaten şimdilik buralardayım... &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;hk, 19.6.2010&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1601949457844505935-1944901446173191427?l=birfincanyasemincayi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/feeds/1944901446173191427/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1601949457844505935&amp;postID=1944901446173191427&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/1944901446173191427'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/1944901446173191427'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/2010/06/yolculuk-mevsimine-baslarken.html' title='Yolculuk mevsimine başlarken..'/><author><name>hk</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/Sm6rQRqEeHI/AAAAAAAABQo/2mCyY4jeDno/S220/kedicik_1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/TBxwZNHDiGI/AAAAAAAABeM/df-4KIkc2lM/s72-c/CIMG0023.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1601949457844505935.post-426361311294460307</id><published>2010-05-19T06:10:00.002Z</published><updated>2010-05-19T06:20:06.319Z</updated><title type='text'>1954-2010</title><content type='html'>&lt;div align="center"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/S_OBK8u0xuI/AAAAAAAABdc/u9tp1GBzaD8/s1600/anneci+ile+babac%C4%B1.JPG"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 267px; DISPLAY: block; HEIGHT: 320px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5472859997286483682" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/S_OBK8u0xuI/AAAAAAAABdc/u9tp1GBzaD8/s320/anneci+ile+babac%C4%B1.JPG" /&gt;&lt;/a&gt; Meleklerim 54 yıl boyunca aynı yastığa baş koydunuz, tek tesellim yine birlikte ve Tuvan'cığınıza kavuşmuş olmanız... Bizim evimizde 19.Mayıs daima beyaz zambaklarla kutlanmıştır, tıpkı düğün töreninizi süsleyenler gibi.&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;Zambak kokuları ve nurlar içinde yatın... &lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;Hampo'nuz.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1601949457844505935-426361311294460307?l=birfincanyasemincayi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/feeds/426361311294460307/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1601949457844505935&amp;postID=426361311294460307&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/426361311294460307'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/426361311294460307'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/2010/05/1954-2010.html' title='1954-2010'/><author><name>hk</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/Sm6rQRqEeHI/AAAAAAAABQo/2mCyY4jeDno/S220/kedicik_1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/S_OBK8u0xuI/AAAAAAAABdc/u9tp1GBzaD8/s72-c/anneci+ile+babac%C4%B1.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1601949457844505935.post-4217390490265628918</id><published>2010-05-16T17:10:00.006Z</published><updated>2010-05-16T18:57:55.474Z</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='gizli bahçe'/><title type='text'>Yaz balkonumun ilk çiçekleri..</title><content type='html'>&lt;div align="center"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/S_A02MIchXI/AAAAAAAABdM/Cg0QcqAvSJU/s1600/CIMG0570.JPG"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; DISPLAY: block; HEIGHT: 240px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5471931652829382002" border="0" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/S_A02MIchXI/AAAAAAAABdM/Cg0QcqAvSJU/s320/CIMG0570.JPG" /&gt;&lt;/a&gt; İpek çiçekleri, pembe ve beyaz açıyorlar...&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/S_ArXDH-0HI/AAAAAAAABc8/2AeP_HmFR_s/s1600/CIMG0567.JPG"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; DISPLAY: block; HEIGHT: 240px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5471921222230921330" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/S_ArXDH-0HI/AAAAAAAABc8/2AeP_HmFR_s/s320/CIMG0567.JPG" /&gt;&lt;/a&gt; Geçen sene çiçek açan sardunyalarım (büyükkısmı anneciğimin balkonundan gelme) kışın ev içinde yeterince güneş alamadıkları için boya gittiler, yaprakları azaldı ve çiçeksizleştiler. Ben de hepsini budadım, saksıda kalan saplardan küçücük ve koyu yeşil yapraklar filizleniyor şimdi... Bunlar bu sene aldığım yavru sardunyalar, boylarına poslarına bakmadan çiçek açıp duruyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; DISPLAY: block; HEIGHT: 240px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5471934227488513698" border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/S_A3MDfBHqI/AAAAAAAABdU/l13Wsh0lhY0/s320/CIMG0566.JPG" /&gt;Duman çiçekleri: Her zaman hayran olduğum bu çiçeklerin tohumdan yetiştirme zamanını kaçırınca, geçen Pazar sokağımdaki çiçekçiden üç fide alıp, yanyana diktim. Pek neşeliler, pek güzeller, pek sevgililer... Minyatür karanfillerim ise hala tomurcuk, ne renk açacaklarını merak ediyorum... &lt;blockquote&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Son yolculuğun havaalanında bekleme süresince kitap okuyamayacağımı anlayınca, "Ev ve Bahçe" dergisinin Nisan sayısını aldım; nasıl içim açıldı, her sayfasını nasıl içine düşercesine okuyup seyreyledim anlatamam. "Toprak coşturan"ı da bu dergiden öğrendim. Toprakta eksilen mineralleri tamamlayan, yeni saksı bitkileri dikilirken toprakları ile karıştırılan, hali hazırda dikili bitkilerin ise topraklarının üstüne serpilerek kullanılan bir ürün. Hemen iki kutu aldım ve evdeki tüm saksıların dibine serptim. İki haftada yeşil yapraklı ve çiçekli tüm bitkilerimde gözle görülür bir fark, "coşku" gözlemledim... &lt;blockquote&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;İnsanın gece hayatı ve o hayatın neticesi müzik eşliğinde "eller havaya" ve "ver coşkuyu!" türünden sosyalleşmeleri olmayınca, "toprak coşturan ile çiçekleri neşelendiriyor" böyle... &lt;blockquote&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Bencileyin bitki sever ev kuşlarına tavsiye ederim. &lt;blockquote&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;hk, 16.5.2010 &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1601949457844505935-4217390490265628918?l=birfincanyasemincayi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/feeds/4217390490265628918/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1601949457844505935&amp;postID=4217390490265628918&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/4217390490265628918'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/4217390490265628918'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/2010/05/yaz-balkonumun-ilk-cicekleri.html' title='Yaz balkonumun ilk çiçekleri..'/><author><name>hk</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/Sm6rQRqEeHI/AAAAAAAABQo/2mCyY4jeDno/S220/kedicik_1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/S_A02MIchXI/AAAAAAAABdM/Cg0QcqAvSJU/s72-c/CIMG0570.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1601949457844505935.post-4302686771397360940</id><published>2010-05-08T06:50:00.003Z</published><updated>2010-05-08T08:22:48.379Z</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='değişmeyen haller'/><title type='text'>yaşarken yaşlanırken yazarken</title><content type='html'>&lt;div align="center"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/S-UK4OlCSjI/AAAAAAAABcQ/XDoeV4J7Jyo/s1600/Chrysanthemums+Claude+Monet+1882.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 261px; DISPLAY: block; HEIGHT: 320px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5468789283613723186" border="0" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/S-UK4OlCSjI/AAAAAAAABcQ/XDoeV4J7Jyo/s320/Chrysanthemums+Claude+Monet+1882.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt; Krizantemler, Monet&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;p align="justify"&gt;Yaşarken edinilen tecrübeler, onları daha önce yaşamış olanların anlattıklarından daha öğretici oluyor. Sanırım yaşlanmanın iyi taraflarından biri de bu, başa gelen hallere ilişkin birikim beni "daha yaşlanmış" zamanlarıma hazırlıyor. Mesela ben bu sene öğrendim ki, birine arkadaşım / ya da dostum diyebilmek için onunla geçirdiğiniz yılların, aynı şehirde ve sık görüşür, ya da tam tersi henüz hiç karşılaşmamış olmanın hiç önemi yokmuş. Hayatta gerçekten güvenip, kalbinizi emanet edebileceğiniz çok az sayıda dosta sahip olmak (hele aileniz yoksa) en güzeliymiş. Arkadaşlık fiilinin içini boşaltıp, göstermelik içtenliklerle "öyle" görünenleri farketmek ve bu farkındalıktan onları haberdar etmek de pek keyifli imiş.&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p align="justify"&gt;Yaşadıkça mı yaşlanıyorum, yaşlandıkça mı yazıyorum, yoksa yaşadıkça yazdıklarımı daha da yaşlandığımda bir daha yaşamayacak olduğum* için mi azaldı korkularım?&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;hk, 8.Mayıs.2010&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;* Anneciğimle babacığım bir kez daha ölmeyecekler, tam tersine zamanı gelince ben onlarla buluşacağım. Ankara'da bir 20 sene daha geçirmek zorunda kalmayacağım, tam tersine hep yaşamak istediğim yerlerde olabileceğim. Aynı kişiler aynı hayalkırıklıklarına uğratamayacaklar beni, çünkü onların beni nasıl incitebileceklerini biliyorum artık. Böyle uzar gider "bir daha yaşamayacak olduklarım"...&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1601949457844505935-4302686771397360940?l=birfincanyasemincayi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/feeds/4302686771397360940/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1601949457844505935&amp;postID=4302686771397360940&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/4302686771397360940'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/4302686771397360940'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/2010/05/yasarken-yaslanrken-yazarken.html' title='yaşarken yaşlanırken yazarken'/><author><name>hk</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/Sm6rQRqEeHI/AAAAAAAABQo/2mCyY4jeDno/S220/kedicik_1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/S-UK4OlCSjI/AAAAAAAABcQ/XDoeV4J7Jyo/s72-c/Chrysanthemums+Claude+Monet+1882.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1601949457844505935.post-2565297759054121620</id><published>2010-05-07T06:18:00.003Z</published><updated>2010-05-07T06:29:39.838Z</updated><title type='text'>sanki üçyüz yıl...</title><content type='html'>&lt;div align="center"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/S-OxFHjPReI/AAAAAAAABcI/Kfl66-Fus7k/s1600/anne-k%C4%B1z.JPG"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 155px; DISPLAY: block; HEIGHT: 320px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5468409074042226146" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/S-OxFHjPReI/AAAAAAAABcI/Kfl66-Fus7k/s320/anne-k%C4%B1z.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;  Üç sene: Kucaklaşmayalı, konuşmayalı, yanak yanağa vermeyeli, gülüşmeyeli, "canım benim" diyerek usulca kapattığın telefonların çalmayalı, "elele kolkola" gezmeye gitmeyeli, yüzümü boynuna gömmeyeli, dertleşmeyeli, öpmeyeli, göz göze gelmeyeli.. Üç yıl değil sanki üç yüzyıl.&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;ah anneciğim...&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;hk, 7.Mayıs.2010&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1601949457844505935-2565297759054121620?l=birfincanyasemincayi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/feeds/2565297759054121620/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1601949457844505935&amp;postID=2565297759054121620&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/2565297759054121620'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/2565297759054121620'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/2010/05/sanki-ucyuz-yl.html' title='sanki üçyüz yıl...'/><author><name>hk</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/Sm6rQRqEeHI/AAAAAAAABQo/2mCyY4jeDno/S220/kedicik_1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/S-OxFHjPReI/AAAAAAAABcI/Kfl66-Fus7k/s72-c/anne-k%C4%B1z.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1601949457844505935.post-1480413524645445651</id><published>2010-04-25T07:00:00.004Z</published><updated>2010-04-25T08:20:41.688Z</updated><title type='text'>"asla"</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/S9PqLnaWVhI/AAAAAAAABcA/TTod0JKgiHo/s1600/CIMG0011.JPG"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 240px; DISPLAY: block; HEIGHT: 320px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5463968258209502738" border="0" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/S9PqLnaWVhI/AAAAAAAABcA/TTod0JKgiHo/s320/CIMG0011.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir süre önce "bir fincan yasemin çayı"sayfalarının alt kısmına okurların metinler konusundaki izlenimlerini işaretlemeleri için -yine / asla / hep / arada bir- seçeneklerini ekledim. Ve yine bir süre önce - anonim- iki okurdan, yazılarımdaki karamsarlık, kötümserlik, iç karartıcı üslup ve mutsuzlukla ilgili yorumlar geldi; bu okurlardan biri bu mutsuzluğu çağıranın kendim olduğumu, çevremdekileri uzaklaştırdığım için yalnız kaldığımı; beni ve yazdıklarımı "poh pohlayan yorumlar" dışındakileri kabullenemediğimi söylemeye dek vardırdı işi. Diğeri ise, daha ılımlı ancak benim için üzgün olduğunu dile getirmekten de kaçınmayan bir yorum yaptı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yorumları yanıtlarken: " bir fincan yasemin çayı"nı yaratmaktaki, aklımdan ve başımdan geçenleri buraya aktarmaktaki amacımın yazılarıma yansıyan kişisel ve ruhsal dalgalanmalara, kayıplarımdan kaynaklanan mutsuzluk ve kedere bir çare aramak, diğer bir deyişle okuru " Güzin Abla " yerine koymak OLMADIĞINI belirttim. Ardından da yorum seçeneğini moderasyona tâbi hale getirdim. Zira kim ne derse desin, "bir fincan yasemin çayı" benim kişisel defterim, kimseciklerin yazdıklarımdan hoşnut olma mecburiyeti bulunmadığı gibi, benim de duygularımı, düşünce tarzımı, yaşama yaklaşımımı başkalarının önerilerine, eleştirilerine göre biçimlendirmeyeceğim kesin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Söz konusu okur yorumları ve verdiğim yanıtlar ardından farkettim ki,  demlediğim her fincan yasemin çayı'nın altındaki izlenim seçeneklerinden "asla" hemen işaretleniyor. Üşenmeyip,  "asla" ile mimlenmiş tüm yazıları  içerik / tarz / tema açısından gözden geçirince, aralarında benzerlik olmayan her metine -asla- dendiğini farkettim..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu durum beni hem çok güldürdü, hem de "hoşnut olmayacağı" yazıları okumak zorunda kalan ( ama belki de okumadan imliyordur) bu meçhul okur / okurlar için üzüldüm. Kendi kendilerine böyle eziyet etmelerinin ne gereği var, diye düşünüp izlenim seçeneklerinin tümünü kaldırmaya karar verdim..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ASLA seçeneğini otomatikleştirenler, otomasyon sistemlerine ince ayar yaptırmayacaklarını belli ettiklerine göre böylesi herkes için daha iyi.. Zira "asla"nın içtenliği olmayınca, yazar için  yine'lerin, hep'lerin, arada bir'lerin de bir değeri kalmıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilginize sunulur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hk, 25.4.2010&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1601949457844505935-1480413524645445651?l=birfincanyasemincayi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/feeds/1480413524645445651/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1601949457844505935&amp;postID=1480413524645445651&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/1480413524645445651'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/1480413524645445651'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/2010/04/asla.html' title='&quot;asla&quot;'/><author><name>hk</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/Sm6rQRqEeHI/AAAAAAAABQo/2mCyY4jeDno/S220/kedicik_1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/S9PqLnaWVhI/AAAAAAAABcA/TTod0JKgiHo/s72-c/CIMG0011.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1601949457844505935.post-6808410093020339272</id><published>2010-04-18T06:23:00.006Z</published><updated>2010-04-18T08:45:06.980Z</updated><title type='text'>Resimdeki kadın hakkında..</title><content type='html'>Bu ikinci sabah kahvesi, sakızlı ve orta şekerli. İlkini havanın yağmurlu, serçelerin geveze, gökyüzünün gri, odanın loş olduğu 05.30 civarında içtim. Zamanı şaşırtan bir uyanıklık halinden bir türlü uykuya geçemeyince, kalkmak en iyisi deyip geldim masanın başına.&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Çok eskiden, haritalardaki yeri işaretlenmemiş bir deniz fenerinde yaşarken, arada sırada bana konukluğa gelen eski bir dostumun gönderdiği mektubun içinden bir resim çıktı. Resime iliştirdiği küçük sayfanın üzerinde okumayı özlediğim el yazısıyla şöyle diyordu: &lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; DISPLAY: block; HEIGHT: 222px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5461367801529133746" border="0" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/S8qtFHXmarI/AAAAAAAABbw/sFUlwZ6iyCM/s320/Francesco+Ballesio+-+Beauty.jpg" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;" &lt;em&gt;Aynaya bakan güzel kıza bakar mısın?&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;Ne görüyor aynada? Senin bazen gördüğün gibi annesinden bazı şeyler görüyor mudur? Ressam bugünlük bu kadar yeter, dediğinde ifadesiz duran yüz gülmüş müdür?&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;Birisinin haremine hediye olarak mı gelmiştir?&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;Zengin birinin sevgili kızı mıdır? Fakir birinin özlediği kızı mı yoksa?&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;Üstündeki kıyafetlerin kumaşları hangi yolları aşıp gelmiştir? Dalgın dalgın oynadığı incileri hangi yaralı eller denizden çıkarmıştır? Halılardaki düğümleri atan eller neler yaşadı bu dünyada? O halılardan arta kalan bir şey var mıdır? New York'daki bir evin duvarında bir çerçeve içinde bir parçası duruyor mudur? &lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;Bu kadar merak etmem başıma bir iş açar mı?&lt;/em&gt; "&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Francesco Ballesio'nun Orientalist bir tablosuydu resimdeki; Doğu'nun yaşam tarzına (bilhassa Doğu'lu kadınların haremdeki hayatına) meraklı Batı'lı ressamlardan biri olan Ballesio'nun bu tablo üzerinde çalışırken düşündükleri, en az arkadaşımın aklına takılan sorular kadar merak uyandırıcıydı üstelik. Aslında her ikisinin de yaptığı merak etmekten ziyade, hayal kurmaktı: Biri tabloyu yaratırken, biri yaratılan yapıtı izlerken hayal etmekten kendilerini alamamışlardı belli ki. Hayal üzerine hayal kurmak bu olmalı işte. Bir hayali, izleyici sayısı kadar hayalle çoğaltmak. Bir yapıtın tekilliği, sergilendiği / paylaşıldığı / izlenmeye başlandığı anda sona eriyor bu yüzden: İzlenim ve çağrışımlar izleyici sayısı ile çarpılıyor; öyle ki algılama ve yorum farklı bireylerin bellek süzgecinden geçen yapıtı (güzel sanatların hangi alanında olursa olsun) her bir birey için farklı bir "yer"e oturtuyor. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Sanatçı izleyicinin belleğine kaydettiği izlenimi görme olanağına sahip olsa, belki de kendi yapıtını tanımakta güçlük çeker, şaşırır..&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Fener kaçkını arkadaşımın resimdeki odalıkla ilgili sorularını yanıtlamaktan ziyade, aynaya bakınca anneciğimi görüp görmediğimi düşündüm sonra. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Keşke görebilseydim, dedim kendi kendime. Belki de O'nun yaşadığı yerlerde yaşamaya başlayınca göreceğim.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Zihnimi meşgul edip de yazmak istediklerimin ne bu tablodaki odalık kızla, ne de İtalyan Orientalist ressamla ilgisi vardı aslında. Hafta başından beri "naftalin kokusu ve kırlangıç çığlıkları"nın etkisi altındayım. Mayıs yaklaştığından mı, belleğim beni tuzağa düşürmek için fırsat kolladığından mı bilmem, pek tuhaf bir haldeyim. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; DISPLAY: block; HEIGHT: 240px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5461392833617823986" border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/S8rD2LKniPI/AAAAAAAABb4/KgYm-lqeMes/s320/carrizoplainnationalmongy2.jpg" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Şimdi ya bir kahve daha içmeli,&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;ya da papatyalı bir kırda yürümeyi hayal etmeli..&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;hk, 18.4.2010&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1601949457844505935-6808410093020339272?l=birfincanyasemincayi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/feeds/6808410093020339272/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1601949457844505935&amp;postID=6808410093020339272&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/6808410093020339272'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/6808410093020339272'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/2010/04/resimdeki-kadn-hakknda.html' title='Resimdeki kadın hakkında..'/><author><name>hk</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/Sm6rQRqEeHI/AAAAAAAABQo/2mCyY4jeDno/S220/kedicik_1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/S8qtFHXmarI/AAAAAAAABbw/sFUlwZ6iyCM/s72-c/Francesco+Ballesio+-+Beauty.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1601949457844505935.post-8372826410841297414</id><published>2010-04-11T09:35:00.003Z</published><updated>2010-04-11T11:09:56.706Z</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='değişmeyen haller'/><title type='text'>Kedili bir yazı..</title><content type='html'>&lt;p align="center"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/S8GYFqcTDcI/AAAAAAAABa4/-sCZ2EmO-Uc/s1600/kediresim1.jpg"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 320px; FLOAT: left; HEIGHT: 256px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5458811446409498050" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/S8GYFqcTDcI/AAAAAAAABa4/-sCZ2EmO-Uc/s320/kediresim1.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kedili bir yazı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cumartesi ve Pazar günlerinin mesleğimle ilgili işlerle dolup taşması, hafta içinde yetiştiremediğim okumalar ve yazmalarla geçip gidivermesi rahatsız ediyor beni uzun zamandır. Profesörlüğe hevesli olmamamın başlıca nedenlerinden biri de bu sanırım; oysa çevremdekilerin beklentisi farklı, yaptığım işlerin niteliği, niceliği ve içeriğinden ziyade, ünvanımla değerlendirilmek benim canımı sıkıyor, diğerlerine ise anlamsız ve budalaca geliyor. Oysa ben kimi konularda budala olmayı her zaman sevmişimdir...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benim ilk mesleğimde sık sık başvurulan ve henüz kazısı yapılmamış alanlarda uygulanan "yüzey araştırması" denilen bir yöntem vardır; belirli bir alanda belli bir düzen içinde, sürekli toprak yüzeyine bakarak yürür ve rastladığınız küçük arkeolojik buluntuları toplar, torbalar, etiketlersiniz. Çanak çömlek parçaları, ağırşaklar, şanslıysanız sikkeler yolunuza çıkar ve toprağın altında olabilecekler hakkında kulağınıza ipuçları fısıldar. Bu fısıltıların değerlendirilmesi sonucunda, arkeolojik kazının yapılabileceği alanları belirler, sondajlarla bu öngörünüzü kuvvetlendirmeye çalışır, sonra da kazı açmalarınızda çalışmaya başlarsınız. Hele mimari parçalar da toprak üstünde sere serpe dağılmış bekliyorsa, işiniz daha da kolay demektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öğrenciliğimde çıktığım bu "yüzey araştırmalarından birinde" fısıldayan çömlek kırıkları ile yetinmeyip, kuru bitkiler ile kurutulmaya müsait kır çiçekleri topladığımı hatırlıyorum; bu nedenle benimle "dalga geçen", hatta yaptığım işi yeterince ciddiye almadığımdan dem vuranlara gülüp geçmemi söylemişti babacığım.. Ne kadar haklı olduğunu neredeyse otuz yıl sonra bir kez daha farkettim; çevremde "işlerinden başka bir konudan" konuş(a)mayan; duvarları mesleki sorunlar / akademisyenlik hırsları / makale ve bildirilerle örülü bir hücrenin içine kapanmış bir kalabalık var. Öyle ki, konuyu kedilerden bile açsanız, dönüp dolaşıp taşlara, projelere, raporlara getiriyorlar sizi: Hani "sen yine yolunu kaybettin, asıl olman gereken yer burası" der gibiler her defasında.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Durum böyle olunca, benim bu şehirde neden bu denli sıkıldığımı / bunaldığımı, üniversitede iken neden odama kapandığımı ve Haydn'ın piyano sonatlarını dinleyerek çalıştığımı, öğrencilerin bütün yaz boyunca bir projeden diğerine koşturmalarına neden itiraz ettiğimi, anneciğimi neden çok özlediğimi, yılbaşlarında masamın üzerindeki vazoyu neden kokinaların doldurduğunu, herkes yeni yılı e-posta ile "usulen" kutlarken neden babacığımın resimlerinden kartlar bastırıp, dileklerimi uzun uzun kaleme aldığımı; Facebook'da anneciğimin ve sevgili anneannemin adına hesaplar açıp, neden onların zevkine göre çiftlikler kurduğumu, ve işte saymakla bitmeyecek diğer bütün hallerimi anlamakta cidden zorlanıyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yazının başlığının "kedili bir yazı" olduğunu unuttuğumu sanmayın sakın. Akide kanepenin sırt yastıkları üzerinde huzurlu bir uykuya daldı ben bu cümleleri kurarken. Haydn onu da sakinleştiriyor anlaşılan. Pencerenin bir kanadı açık, yalnızlığını kafesine asılı aynadaki yansıması ile konuşarak gidermeye çalışan muhabbet kuşum ( Markiz) anlatıp duruyor.. Sadece penceredeki manzara "sevimsiz", Ankara'nın çirkin apartmanları, her sabah tırmanmak zorunda olduğum yokuş, sarı gri bir gökyüzü ve yolu daraltan arabalar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazının içinde uyuyan bir kedi olması, bunun kedili bir yazı olması için yeterli bence..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bitirirken de İlhan Berk'in "Şiirin Gizli Tarihi" isimli kitabından bir cümle:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"&lt;strong&gt;Tang çağında memurları şiir bilgilerine göre seçerlerdi&lt;/strong&gt;." *&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hk, 11.Nisan.2010&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Yıllardır gördüğüm, öğrendiğim şu ki KPSS, KPDS, ÜDS, ALES'e göre seçilen memur ve akademisyenler Tang çağı memurları ile karşılaştırılamazlar bile.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1601949457844505935-8372826410841297414?l=birfincanyasemincayi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/feeds/8372826410841297414/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1601949457844505935&amp;postID=8372826410841297414&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/8372826410841297414'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/8372826410841297414'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/2010/04/kedili-bir-yaz.html' title='Kedili bir yazı..'/><author><name>hk</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/Sm6rQRqEeHI/AAAAAAAABQo/2mCyY4jeDno/S220/kedicik_1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/S8GYFqcTDcI/AAAAAAAABa4/-sCZ2EmO-Uc/s72-c/kediresim1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1601949457844505935.post-300730445469505252</id><published>2010-04-01T00:30:00.005Z</published><updated>2010-04-01T01:53:28.281Z</updated><title type='text'>Chopin ile uykusuz</title><content type='html'>&lt;p align="center"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/S7PqWxTucYI/AAAAAAAABao/mnO4fvjQ6HQ/s1600/Delacroix_chopin.jpg"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 250px; FLOAT: left; HEIGHT: 260px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5454961250589897090" border="0" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/S7PqWxTucYI/AAAAAAAABao/mnO4fvjQ6HQ/s320/Delacroix_chopin.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p align="center"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/S7Pp0yDMxDI/AAAAAAAABag/-qfq8459Ng0/s1600/Delacroix_chopin.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/S7P7ALTL3XI/AAAAAAAABaw/xCeZjUAEoCc/s1600/Chopin_manuscr.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;p&gt; &lt;/p&gt;&lt;p&gt; &lt;/p&gt;&lt;p&gt; &lt;/p&gt;&lt;p&gt; &lt;/p&gt;&lt;p&gt; &lt;/p&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;CHOPIN: Tuşlara Adanmış Bir Yaşam&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;A.Büke'nin kaleme aldığı bu kitap benimle dolaşıyor dört gündür: Sabahları işe giderken otobüste, gece uyumadan önce yatakta okuyorum merakla. Arka kapak yazısında da belirtildiği gibi "yalnızca klasik müzik dinleyicilerini değil, sanat tarihi, edebiyat, Avrupa tarihi konularına ilgi gösterenleri de saracak" bir araştırma bu. Okurken kendi zamanımdan uzaklaşıyor, 18.yy sonundan 19.yy'ın ilk yarısına doğru Fransa, Polonya, Almanya, Avusturya arasında yolculuk ediyorum durmadan.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Chopin'in piyano eserlerini yıllardır dinlediğim halde, o muhteşem müziğin yaratıcısının yaşamı, sanatsal gelişimi, eğitmenleri, ailesi, yaşadığı kentler, çağdaşları, esin kaynakları, mektupları ile ilgili öğrendiklerim sayesinde, bundan böyle "Chopin besteleri" dinlerken o hayata iki yüzyıl sonra bir biyografinin cümleleri aracılığı ile dokunmuş olarak, farklı hissedeceğimi biliyorum artık. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;1.Mart.1810 doğumlu Chopin, Fransız bir ailenin Polonyalı soylular tarafından yetiştirilmiş ve Polonya'da yaşamayı seçmiş oğlunun ikinci çocuğu. 8 yaşında verdiği ilk piyano resitalinden sonra, kendisine seyircilerin tepkilerini soran annesine " en çok dantel yakamı beğendiler" diyen; yaz tatillerinde davet edildiği ve arkadaşlarının ailelerine ait çiftliklerden anne ve babasına gazete formatında mektuplar yazan, kendi adından türettiği ve aslında her birinde kendini anlattığı karakterler aracılığı ile başından geçenleri komik öykülere dönüştüren bir genç.&lt;/div&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/S7P7ALTL3XI/AAAAAAAABaw/xCeZjUAEoCc/s1600/Chopin_manuscr.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;244 sayfalık kitabın henüz 60. sayfasındayım (Çocukluktan Gençliğe), okurken notlar çıkarmamak için kendimi zor tutuyorum bazen; kimi kişi ve yer isimlerini ezbere bilmek, müzik terimlerini, piyanonun gelişimine ilişkin ayrıntıları hep hatırlamak istiyorum, (muhtemelen hiçbir zaman kullanmayacağım bilgiler olsa da bunlar). Belki şimdi, olduğum zaman ve çevrede konuşulan, yaşanan, yinelenen konuların / olayların / hallerin sığlığından, niteliksizliğinden, boşluğundan, kabalığından doğan kirlenme, cahilleşme, gerileme, yerinde sayma duygusundan kurtulabilmek için istiyorum bütün bunları... Mecbur olmadığım ve "işime yaramayacağı" halde öğrenmek, aklımda tutmak arzusuyla, bir tür susuzluk giderme sabırsızlığı ile okuyorum bu kitabı; her cümlede mutlu ve arınmış hissederek...&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;23.Nisan.1810'da yapılmış vaftiz töreni Frederic'in, 200. yılında çocukların bayramıyla birlikte kutlayacağım doğumunu; iki yüzyıl sonra insan bedeninin ölümlülüğüne nispet yaparcasına yaşayan ve dünya yüzünde kimbilir kaç piyanist tarafından tutkuyla yorumlanan bestelerini dinleyerek...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sahi en son ne zaman bir Chopin eseri dinlediniz ?&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;hk, 1.Nisan.2010, 4.45 (uykusuz bir gece)&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1601949457844505935-300730445469505252?l=birfincanyasemincayi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/feeds/300730445469505252/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1601949457844505935&amp;postID=300730445469505252&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/300730445469505252'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/300730445469505252'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/2010/04/blog-post_01.html' title='Chopin ile uykusuz'/><author><name>hk</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/Sm6rQRqEeHI/AAAAAAAABQo/2mCyY4jeDno/S220/kedicik_1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/S7PqWxTucYI/AAAAAAAABao/mnO4fvjQ6HQ/s72-c/Delacroix_chopin.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1601949457844505935.post-1655972598780561887</id><published>2010-03-20T02:02:00.007Z</published><updated>2010-03-20T03:34:08.681Z</updated><title type='text'>Fatih Sultan Mehmet'in yeniçerisi, II.Abdülhamit'in Saray Ressamı Fausto Zonaro</title><content type='html'>&lt;div align="center"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/S6QtqXR_CMI/AAAAAAAABaA/F-PK436qlZc/s1600-h/Fausto+Zonaro+-+Walking+Along+The+Sea.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; DISPLAY: block; HEIGHT: 210px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5450531654852348098" border="0" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/S6QtqXR_CMI/AAAAAAAABaA/F-PK436qlZc/s320/Fausto+Zonaro+-+Walking+Along+The+Sea.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt; Fausto Zonaro, "sahilde yürüyüş"&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Sabah 04.23, herkes uykuda iken uyanık olduğum saatleri seviyorum. Sakızlı Türk kahvesi ve Bruch'un Keman Konçertosu tamamlıyor karanlığı. Sokağa baktım, pencerelerin hiçbirinde ışık yok, sadece tam karşıdaki sokağın başında portakal rengi bir ışıltı ile yanan sokak lambasının aydınlığı. II. Abdülhamit'in "Saray Ressamı" Fausto Zonaro'nun tablosundaki şu mahzun sokak köpeği gibi gecenin sabaha daha yakın bu saatleri...&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;İtalya'da duvar ve bina yapımı işlerinde çalışırken sıkılıp ressamlığa merak salan, kiliselerde gerçekleştirdiği fresk yenileme işleriyle resim yeteneğini gösteren Fausto, müşterisi Elisabeth Pante'ye aşık olup, oryantalist hayranlığın tutkusuyla sevdiği kadınla birlikte 1891'de İstanbul'a gelir. 1892'de evlenip, Ayazpaşa'da yaşamaya başlarlar. Suluboya tabloları beğeni toplayan İtalyan ressam, Teşrifat Nazırı Münir Paşa tarafından Yıldız Sarayı'na davet edilir ve Osman Hamdi Bey'le tanıştırılır. Bir yandan Münir Paşa'nın eşine resim dersleri verirken, eserleri II.Abdülhamit'e gösterilir ve takdir toplar.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;(04.47, sabah ezanı okunuyor... Şimdi Kuzguncuk'ta olmak isterdim.)&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/S6Q8Bq1qulI/AAAAAAAABaI/oOJQPCV3yHo/s1600-h/%C4%B0stanbul%27un+Fethi.jpg"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 252px; FLOAT: left; HEIGHT: 320px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5450547448402066002" border="0" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/S6Q8Bq1qulI/AAAAAAAABaI/oOJQPCV3yHo/s320/%C4%B0stanbul%27un+Fethi.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;1896'da Ressam-ı Hazreti Şehriyari (Saray Ressamı) ünvanını alan Zonaro, II.Abdülhamit'in isteği üzerine Fatih Sultan Mehmet'in İstanbul'u fethini tasvir eden tablolar resmetmiştir. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;1905 yılında verilen emir üzerine yaptığı bu tablolarda Fausto kendisini de bir yeniçeri olarak Fatih'in hemen yanıbaşında gösterir ( Sultan'ın atının hemen sağındaki, eli tüfekli yeniçeri).&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Aynı yeniçeri "Edirne Kuşatması"nı tasvir eden tabloda da bu kez Fatih Sultan Mehmet'in sol yanında görülür.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p align="right"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/S6Q9N0ilVPI/AAAAAAAABaQ/bQXoj9eEY88/s1600-h/Zonaro_Edirne_Kusatma.jpg"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 320px; FLOAT: left; HEIGHT: 228px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5450548756676433138" border="0" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/S6Q9N0ilVPI/AAAAAAAABaQ/bQXoj9eEY88/s320/Zonaro_Edirne_Kusatma.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p align="right"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/S6Q-T2NIOjI/AAAAAAAABaY/pSpMMZYFFnY/s1600-h/Zonaro.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/S6Q-T2NIOjI/AAAAAAAABaY/pSpMMZYFFnY/s1600-h/Zonaro.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;II. Abdülhamit'in devrilmesinden ve saray erkanının tasviye edilmesinden sonra 1909 yılında bu ünvanını yitiren Fausto Zonaro 20.Mart.1910'da ( tam 100 yıl önce bugün) çok sevdiği ve hayran olduğu şehirden, İstanbul'dan ayrılarak ülkesine döndü. 1929 yılında San Remo'da ve 75 yaşındayken İstanbul'a hasret olarak ömrü noktalandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;/blockquote&gt;Çocukken anneciğimin zorla içirdiği portakallı kalsiyum sandoz tabletleri gibi parlıyor sokak lambası hala. Gökyüzünde binaların cephelerini buzlu bir maviye boyayan aydınlık belirginleşiyor gitgide. 100 yıl önce bugün, 18 yıl boyunca yaşadığı ve sevdiği kenti terkeden Fausto'yu düşünüyorum, O'nun İstanbul'unu, 1900 doğumlu olan Rıfat dedem 10 yaşında iken ayrı düştüğü o sevgili şehrimi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Toprağın bol olsun Fausto..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hk, 20.3.2010&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1601949457844505935-1655972598780561887?l=birfincanyasemincayi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/feeds/1655972598780561887/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1601949457844505935&amp;postID=1655972598780561887&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/1655972598780561887'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/1655972598780561887'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/2010/03/fatih-sultan-mehmetin-yenicerisi.html' title='Fatih Sultan Mehmet&apos;in yeniçerisi, II.Abdülhamit&apos;in Saray Ressamı Fausto Zonaro'/><author><name>hk</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/Sm6rQRqEeHI/AAAAAAAABQo/2mCyY4jeDno/S220/kedicik_1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/S6QtqXR_CMI/AAAAAAAABaA/F-PK436qlZc/s72-c/Fausto+Zonaro+-+Walking+Along+The+Sea.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1601949457844505935.post-8931950328550233308</id><published>2010-02-21T10:04:00.004Z</published><updated>2010-02-21T11:37:37.640Z</updated><title type='text'>hamarat bir Pazar sabahı...</title><content type='html'>&lt;div align="center"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/S4EHmnEiwUI/AAAAAAAABZ4/xfjxxi1EGF4/s1600-h/21.%C5%9Eubat.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5440638184744730946" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 240px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/S4EHmnEiwUI/AAAAAAAABZ4/xfjxxi1EGF4/s320/21.%C5%9Eubat.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;span style="font-size:85%;"&gt;21.Şubat.2010, Pazar sabahının resmidir&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;p&gt;Galiba benim kendimi iyi hissetmem için, önce iyice kötülemem gerekiyor bazen.. Dün bütün gün başım yastıkta idi, gözlerimi zor açık tutuyor, sanki bir sis içinde kalmış, ne önümü ne de arkamı görebiliyordum. Ne yemek isteği, ne sokağa çıkmak, ne yazı yazmak, ne çalışmak, ne kalkıp su içmek, ne de kitap okumak: Öylece yattım, yapabileceğim ama yapmak istemediğim işleri, gidebileceğim ama gitmek istemediğim yerleri geçirerek aklımdan; başımın içinde dolaşan ve zihnimi rahatsız eden bir düşünceye benziyordu baş ağrısı, geçmedi, inat etti.. Gece de böyleydi, sabaha karşı kanepenin rahatsızlığından yatağın serinliğine geçtim, pencereyi de açık bıraktım.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu sabah uyandığımda saat sekizdi, bir gün öncenin o garip / yapışkan bezginliğinden kurtulmak için suyun altına girdim, arındım. Derken kendimi mutfakta, iki senedir kayıp olan ve önceki hafta kütüphanemi düzenlerken bulduğum, sayfalarını anneciğimin el yazısı ile yazılmış çörek, kek, yemek tariflerinin doldurduğu defterimi açıp "Nonoş" yapmaya koyuldum. Uzun zamandır kendime çay demlememiştim, çay demledim. Nonoşların ilk tepsisini bir kaseye doldurup, kapı karşı komşuma götürdüm ( içimden öyle geldi ); ikinci ve üçüncü tepsileri de pişirdikten sonra, Robert Schumann'ın ( 1810-1856) "Clara'ya" ithaf ettiği oda müziği ve piyano eserlerinden oluşan albümü eşliğinde limonlu çay ve Nonoş'larla kahvaltı ettim.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Günün kalan bölümü mecburen çalışarak geçecek, zira dünki şiddetli tembellikten mütevellit (!) ve vicdanımı sokmaya hazır, vızıldayarak uçan bir eşek arısına benzer sorumluluklardan kurtulmam şart.. İşlere dalmadan önce, Sumika'nın "Nonoş" tarifine bir kaç küçük ekleme yaparak ortaya çıkardığım ve sonucu pek lezzetli olan tuzlu çöreklerin tarifini vereceğim. Hani olur da bugün bu yazıyı okursanız, akşam çayının yanında yenmek üzere pişirmenizi tavsiye ediyorum. Yağmurlu ve kirli beyaz güne hamarat bir başlangıç yapmanın mutluluğundan karşı komşum olamayanlara düşen pay da bu tarif olsun hiç değilse..&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sumika'nın Nonoş'u ( *H'nin küçük eklemeleri ile )&lt;/p&gt;&lt;p&gt;2 yumurta ( 1 yumurta hamura katılır, diğerinin sarısı Nonoş'ların üstüne sürülür), 1 kahve fincanı eritilmiş tereyağı/margarin + 2 kahve fincanı sıvı yağ, 2 kahve fincanı rendelenmiş *beyaz peynir, 4 çorba kaşığı yoğurt, 1 paket kabartma tozu, 1 çorba kaşığı *kuru nane veya 1 küçük demet ince doğranmış *dere otu, 3 su bardağı un : Tüm malzemeyi iyice yoğurduktan sonra ceviz büyüklüğünde toplar haline getirerek tepsiye yerleştirip, üzerlerine yumurta sarısı sürerek, 180 derece sıcaklıktaki fırında 20 dakika pişirmek yeterli.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yağmurlu, naneli, mis gibi çay kokulu, Schumann'lı bir Pazar gününden ve benden şimdilik bu kadar.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;hk, 21.2.2010, Ankara&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1601949457844505935-8931950328550233308?l=birfincanyasemincayi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/feeds/8931950328550233308/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1601949457844505935&amp;postID=8931950328550233308&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/8931950328550233308'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/8931950328550233308'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/2010/02/hamarat-bir-pazar-sabah.html' title='hamarat bir Pazar sabahı...'/><author><name>hk</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/Sm6rQRqEeHI/AAAAAAAABQo/2mCyY4jeDno/S220/kedicik_1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/S4EHmnEiwUI/AAAAAAAABZ4/xfjxxi1EGF4/s72-c/21.%C5%9Eubat.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1601949457844505935.post-8891915488012889021</id><published>2010-02-04T07:53:00.004Z</published><updated>2010-02-05T05:40:36.695Z</updated><title type='text'>uzun ve zor bir haftanın ardından...</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/S2p_WznVntI/AAAAAAAABZg/0FmEP9HKC0E/s1600-h/CIMG0079.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5434295930164977362" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 240px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/S2p_WznVntI/AAAAAAAABZg/0FmEP9HKC0E/s320/CIMG0079.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Viyana'daki noel vitrinlerini belgelemiştim Kasım 2009'daki seyahatimde, ama bir türlü fırsat bulup ne resimleri yazılayabildim ne de yazılarıma yeni fotoğraflar çekmeye zaman ayırabildim. Bir kumbaram var şimdilik, yazmayı isteyip de bu isteğimi gerçekleştiremediğim hallerde kumbarama atıyorum aklıma gelen düşünceleri. O yazının resimleri, yazının teması, kurguda yer alacak anahtar sözcüklerle birlikte. Kumbara taşmak üzere... &lt;blockquote&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bir haftadır aklıma hayalime sığmayan haller yaşıyordum: Üzüntü, sıkıntı, gerginlik, hayalkırıklığı, güven yitimi ile geçen günlerin, uykusuzlukla geçen gecelerin ardından, kalbim bir kez daha sıkıştı.. Şimdi doktor kontrolunda, ilaçlarla "normale dönmeye" çalışıyorum.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Yasemin Çayı'ndaki yazılarıma her es verişimde, beni yazmaktan alıkoyan nedenleri düşünüyorum tek tek. Akademik çalışmalar, seyahatler, projeler ve ölümler dışındaki gerekçelerin hiçbirinin bu sessizliğe değer bir anlamı, değeri, önemi olmadığını farkediyorum her defasında. Birileri yaşamımın çok daha huzurlu, mutlu, sağlıklı geçebilecek zamanlarını benden çalıyor; zihnimi endişe ve tedirginlikle zehirleyip, bedenimin kimyasını bozuyor. Her defasında benim insanlara olan güvenim sarsılıp, azalıyor. İyimserliğim ve güven hissim erozyona uğruyor; hayalkırığı sırçalarını battıkları yerden bir bir temizlemek, o yaraları iyileştirmek aylar alıyor. Ve tıpkı Akide'nin ellerime attığı tırmıkların hiç geçmeyen izleri gibi her biri aklımda ve ruhumda silinmeyecek izler bırakıyor. &lt;blockquote&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Yavaş yavaş kumbaramı açacağım, içinde biriktirdiklerimi okuyup, sonra da yazmaya koyulacağım. Tıpkı bu yazının resmindeki Hummel figürinleri gibi kar üstünde yürüyüşe, kaymaya, oynamaya, derin derin nefes almaya çıkmak istiyor gönlüm; bir de yazmak.&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Hal budur, bilin istedim.&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;hk, 4.2.2010 Ankara&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1601949457844505935-8891915488012889021?l=birfincanyasemincayi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/feeds/8891915488012889021/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1601949457844505935&amp;postID=8891915488012889021&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/8891915488012889021'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/8891915488012889021'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/2010/02/uzun-ve-zor-bir-haftann-ardndan.html' title='uzun ve zor bir haftanın ardından...'/><author><name>hk</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/Sm6rQRqEeHI/AAAAAAAABQo/2mCyY4jeDno/S220/kedicik_1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/S2p_WznVntI/AAAAAAAABZg/0FmEP9HKC0E/s72-c/CIMG0079.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1601949457844505935.post-3261912713083060544</id><published>2010-01-10T09:29:00.005Z</published><updated>2010-01-10T11:25:16.842Z</updated><title type='text'>bir Pazar günü "içeri halleri"</title><content type='html'>&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/S0mgVt5oGKI/AAAAAAAABYo/J8i5RbfdbzI/s1600-h/akide+ve+fincan.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5425043521103468706" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 253px; CURSOR: hand; HEIGHT: 320px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/S0mgVt5oGKI/AAAAAAAABYo/J8i5RbfdbzI/s320/akide+ve+fincan.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt; Akide'li ve Kız Kuleli sabah keyfi, 10.1.2010&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Pazar sabahı, Ankara'nın benim penceremden görünen her zamanki puslu / suratsız / renksiz manzarası. Kesişen sokaklar, mavi ilk öğretim binasının yan cephesi, yapraksız ağaçlar, süpürgeli çöpçülerin uğramadığı kaldırımlar*, bozkır ruhunun bir bulut gibi tüm sakinlerinin bedenine yerleştiği garip bir kent.. Uzun zamandır buradayım, 2011'de yirmi sene olacak, ama valizlerini tren garındaki emanete bırakıp, şehri gezmeye çıkmış "ziyaretçi" halim hiç geçmedi, geçmemesinden de şikayetçi değilim. "Dışarı" ile ilgili hissiyatım böyle olunca, "içeride" aklıma ve hasretini çektiğim yerlere değgin bir dünya yaratmam ve oraya sığınmam işten bile değildi.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Çok uzun bir yalnızlığın ardından tekir bir kedi yavrusu gönderdi anneciğim, bana yoldaş olsun, aklımı ve ruhumu iyimserlikle, neşeyle doldursun; akşam işten döndüğümde evde bir bekleyenim / karşılayanım, sabahları uyandığımda da yatak odamın kapı eşiğindeki minder üstünde mahmur gözler ve sabırla kalktığıma sevinen bir sevgilim olsun istediği için yaptı bunu.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Anneciğim "tarçınlı ve bergamutlu", babacığım limonlu akide şekerini çok sever, İstanbul'a her gidişimizde Hacı Bekir Efendi'den herkesin zevkine göre mutlaka akide alışverişi yapılırdı. Anneciğim, kendi anneannesi Huriye Hanım'ın üç aylığını almaya giderken onu da yanında götürdüğünü, ya piramit pasta ( "hını mını", dermiş anneciğim çocukken bu pastaya) ya da tavuk göğsü yemeden eve dönmediklerini; Hacı Bekir'den akide şekeri, Mehmet Efendi ve Mahdumları'ndan da taze çekilmiş Türk kahvesi aldıklarını anlatırdı bana. Parlatılmış pirinçten ve kubbemsi kapaklarıyla dev şeker kavanozlarının içindeki akide şekerlerini hayranlıkla seyrederdim İstanbul'a her gidişimizde. İzmir'in meşhur şekercisi, dükkanı Kemeraltı'nın girişinde olan Ali Galip'te böyle heyecanlanmazdım oysa..&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt; &lt;/div&gt;&lt;p&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5425069165010257906" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 208px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/S0m3qY5ch_I/AAAAAAAABYw/QGRN9LAmXPY/s320/urun_akide_5.jpg" border="0" /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="center"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Hacı Bekir Efendi, Akide şekeri kavanozları&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Kediciği kucağıma aldığımda pek üşümüş, pek aç, zayıf ve hasta idi; ama buna rağmen ( benimle geçirdiği ilk hafta boyunca isim vermemiştim ona ) aklıma gelen yegane isim "Akide" oldu**.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Akide 13.Aralık.2009'dan bu yana benim oğlum. Anneciği nerededir, yaşıyor mudur, kardeşleri kaç tanedir, onlar nerelerdedirler bilmiyorum.. Ama Akide ile geçen günler boyunca ( kimileri çok zor, endişe ve üzüntü dolu; ama O'nun en yaralı, en sıkıntılı, en hasta zamanlarında bile beni mutlu etmeyi bilen halleri sayesinde güzel geçen günler boyunca) "içeride" olmayı daha da fazla sevdim.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Cumartesi ve Pazar'lar bu içerilik halinin en yoğun yaşandığı günler. Akide'nin de en mutlu, en huzurlu, en şımarık, en yaramaz zamanları; ev ve oyun arkadaşı, aşçısı, oyuncağı, yastığı, uydusu olduğu gezegeni hep yanında zira; gece geç saatlere kadar hem de..&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Gidemediğim, şimdilik gitsem de kalamadığım "şehirlerimdeymiş gibi" yapıyorum bu içerilik günlerinde. En sevdiğim yılbaşı hediyelerimden biri olan Kız Kuleli fincanımla kahve içiyorum; Viyana Filarmoni Orkestrası'nın eski bir yılbaşı konseri kaydını dinliyorum***, mahlepli yalancı paskalya çöreği pişirip****, Kemeraltı'ndan aldığım sakızlı Türk kahvesine***** katık ettiğim her lokmada Bostancı'daki aile evinde, ya da Karşıyaka'daki babaevinde anneciğim ve babacığımla geçirdiğim o "düş günleri" yeniden, yeniden, yeniden görüyorum..&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Hayat böyle bir hal benim için: Onlar en güzel halleri öğretip / gösterip / yaşatıp gittikten sonra bana Onlar'dan kalan nesneler, anılar, fotoğraflar, alışkanlıklar, incelikler, ayrıntılar ile katlanılabilir olan. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;İçeriği kadar düşünceleri de güzel bir Pazar öğleden sonrası diliyorum bu yazıyı okuyan herkese.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;hk, 10.1.2010&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;* Süpürgeli çöpçüler olmayınca, her sabah tırmandığım ve otobüs durağına giderken kullandığım yokuş yolda ölüp, yağmurun altında sırılsıklam olmuş minicik kedi yavrusunu da kimse kaldırmadı. İkinci günün akşamı, karton bir kutu ve lastik eldivenlerle yetiştim o küçücük bedenin yardımına, sardım sarmaladım ve hakkettiği dinginliğe kavuşturdum; zira yanından geçen herkese "beni burada, böyle çaresiz bırakmayın" diye yalvarıyordu ( ama nedense kimse duymuyor, aldırmıyor, umursamıyordu ).. Ankara böyle bir şehir işte!&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;** Hacı Bekir Efendi'nin akide şekeri ile ilgili notu, bu isimlendirme konusunda ne kadar yerinde bir karar verdiğimi göstermiyor mu? : "Akide bağlılığın simgesidir. Osmanlı döneminde yeniçerilerin ulufe töreninde dağıtılan akide şekeri, askerlerin padişaha memnuniyetinin ve bağlılığının göstergesiydi."&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;*** Eskiden TRT, sonraları NTV tarafından yeni yılın ilk günü 12.00'de naklen yayınlanan bu muhteşem konserlerden de mahrumuz artık, her nedense!&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;**** Selin Kutucular'ın "Büyükada Yemekleri" kitabındaki tariflerinden biri de, beni İstanbul'daki Beyaz Fırın'ın yıllardır hasretini çektiğim Paskalya Çöreği'ni dilediğim zaman pişirme mutluluğuna eriştirdi, bu tarifi ayrıca vereceğim ki, meraklısı da tadına varsın!&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;***** İzmir - Kemeraltı'ndaki, kuruluş yılı 1939 olan İlyas Gönen'in sakızlı kuru kahvesi.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1601949457844505935-3261912713083060544?l=birfincanyasemincayi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/feeds/3261912713083060544/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1601949457844505935&amp;postID=3261912713083060544&amp;isPopup=true' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/3261912713083060544'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/3261912713083060544'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/2010/01/bir-pazar-gunu-iceri-halleri.html' title='bir Pazar günü &quot;içeri halleri&quot;'/><author><name>hk</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/Sm6rQRqEeHI/AAAAAAAABQo/2mCyY4jeDno/S220/kedicik_1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/S0mgVt5oGKI/AAAAAAAABYo/J8i5RbfdbzI/s72-c/akide+ve+fincan.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1601949457844505935.post-9208654706106195052</id><published>2009-12-31T16:19:00.008Z</published><updated>2009-12-31T17:22:17.631Z</updated><title type='text'>sevgili ikibindokuz, ben gidiyorum..</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/SzzdERPY9pI/AAAAAAAABYg/OcDk2OBA9yc/s1600-h/tea_time.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5421451116864403090" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 311px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/SzzdERPY9pI/AAAAAAAABYg/OcDk2OBA9yc/s320/tea_time.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Sevgili İkibindokuz, &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Bu mektubu yazmayı istiyordum günlerdir, seninle geçirdiğim her anı düşünerek ve onlar için kâh mutlulukla gülümseyip, kâh hüzünlenerek. Gördün mü bak, 31. Aralık gecesine kısmetmiş yazmak... &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Akşam saatleri, herkes İkibinon'u karşılamak için kendince bir telaşta , sabırsız; her nedense.. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Oysa ikimiz de biliyoruz ki, değişiklik "rakamlar"daki iki haneden ibaret. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Sen omuzlarına yüklenen ve seni bizlerin gözünde "iyi ya da kötü bir yıl" yapan olayların altında iki büklüm, geceyarısının gelmesini dört gözle bekliyorsun. Senden önceki bütün o yıllarda da olduğu gibi, kendi hatalarının / düşüncesizliklerinin / bencilliklerinin / ahlâksızlıklarının / geçimsizliklerinin / kayıplarının sorumlusu olarak seni gösterip, bir kenara savuracak insanlar. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Diğer taraftan, sevdiklerini senin günlerinde yitirenler, hastalananlar, ya da başkaları yüzünden dara düşenler seni "çok şanssız, mutsuz, kederli bir yıl" olarak anımsayacaklar ne yazık ki.. Bunu anlayışla karşılayacağını ve Dünya gezegeni ile edindiğin deneyim yardımıyla bu duruma katlanacağını umuyorum. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Ben gidiyorum sevgili İkibindokuz, &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Beni mutlu ve mutsuz eden, hayalkırıklığına uğratan ve sevindiren, karamsar ve umutlu kılan, şehir şehir, ülke ülke gezdiren, Akide'yle huzurlu ve çok mutlu geceler ve haftasonları armağan eden, uykularımı kaçıran, bedenimi biraz daha bitkinleştiren, ruhumu yoran ve dinlendiren, yazılar yazdıran, anneciğim ve babacığımla anılarda buluşturan, leylaklar / mor salkımlar / yaseminler / hanımeliler / papatyalar / nergisler / sümbüller ve nihayet kokinalarla içimi açan, Amadeus ile huzur veren, düşündüren; sevdiklerime kavuşturup / meleklerimi özleten her günün için minnettar olduğumu bilmeni isterim. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Seninle yaşamak, seninle yaşlanmak güzeldi. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Akrep ve yelkovan 12'nin üzerinde öpüşürken, ben de seni usulca öpeceğim , gözlerim yine dolacak, bu defa da senden ayrıldığım için... &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Huzurlu kal, ben gidiyorum... &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;hk, 31.12.2009&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1601949457844505935-9208654706106195052?l=birfincanyasemincayi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/feeds/9208654706106195052/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1601949457844505935&amp;postID=9208654706106195052&amp;isPopup=true' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/9208654706106195052'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/9208654706106195052'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/2009/12/sevgili-2009-ben-gidiyorum.html' title='sevgili ikibindokuz, ben gidiyorum..'/><author><name>hk</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/Sm6rQRqEeHI/AAAAAAAABQo/2mCyY4jeDno/S220/kedicik_1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/SzzdERPY9pI/AAAAAAAABYg/OcDk2OBA9yc/s72-c/tea_time.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1601949457844505935.post-1847485826248600627</id><published>2009-12-05T20:44:00.005Z</published><updated>2009-12-06T09:50:37.100Z</updated><title type='text'>Zehra Çiftlikte II.: En sevilen komşu çiftlik</title><content type='html'>&lt;div align="center"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/SxrGmOhNrgI/AAAAAAAABYE/f0C7wjQVGIc/s1600-h/sumika%27n%C4%B1n+balkabaklar%C4%B1.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5411856262273805826" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 249px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/SxrGmOhNrgI/AAAAAAAABYE/f0C7wjQVGIc/s320/sumika%27n%C4%B1n+balkabaklar%C4%B1.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;span style="font-size:85%;"&gt;Sumika'nın çiftliğinde bal kabakları, 30.11.2009&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p align="justify"&gt;Aralık ayına başlamak her zamanki kadar güzel ve hüzünlü. Henüz başında bile olsam günlerin bir akarsu gibi akıp gideceğinin ve uykusuz kalsam da Aralık'ın erken sabahlarına / geç gece vakitlerine  yetişmekte zorlanacağımın farkındayım. Eskiden yılbaşının yegâne heyecanı "evime" gitmekti; gece otobüsüyle ve genellikle karlı bir Ankara'dan lodoslu ve yağmurlu İzmir'e varmak... &lt;/p&gt;Ev dediğim bir apartmanın 5.katındaki daire; sabah ne kadar erken varırsam varayım köşe penceresinde anneciğimin güzel yüzünü gördüğüm yer. Asansörün kapısı bizim katta açılır açılmaz dünyanın en çok sevilen çocuğu olduğumu hissettiren o müthiş sevinç ve hasret ile karşılanacağımı bildiğim mekân. Küçük bavulumun içi hediyelerle dolu, el çantamın içinde oyuncak ayım Kentoş, uykusuzluktan sersemlemiş, karnım aç ve evimde olmanın mutluluğu ile ruhum hafiflemiş başlardı gün, daima..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p align="justify"&gt;Aralık ayı "evime gittiğim" en mutlu zamanın anılarıyla geçecek yine. "Evim" deyince ilk aklıma düşen İzmir'deki aile evim oldu her zaman; İstanbul'daki "pembe panjurlu evim" ise daha da eskiye uzanan sihirli bir yol. İkisi arasında söze dökülmesi pek de kolay olmayan bir fark vardı benim için, hani kendi kendime bile açıklayamadığım. Ta ki bir kaç hafta önce Paşabahçe mağazasında rastladığım pişmiş topraktan bir duvar süsü, aklımı başımdan alana dek: "Home is where your mom is.", diye yazıyordu üstünde. Hiç tereddüt etmeden aldım ve kasaya gitmeden önce mağazanın içinde ağlayarak bir kaç kez tur attım. Sabah saatleriydi, tenhaydı ortalık neyse ki. Karton kutusunun içindeki bu küçük duvar süsünü göğsüme bastırdım, dünyanın en değerli bilgisini kucaklar gibi: " Ev annenin olduğu yerdir."&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5411883549393436514" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 234px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/Sxrfai9gP2I/AAAAAAAABYM/_a_VC1aifgY/s320/home.JPG" border="0" /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Anneciğimin olduğu ve benim için hala yaşadığı yer İzmir'deki evim. Aralık ayı gelince her zamankinden daha çok özlediğim, penceresinde anneciğimin gülümsediği, yılbaşı geldi mi mutfağında bal kabağının piştiği, vazolarını kokinaların, sümbüllerin ve nergislerin doldurduğu evim.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Zehra'nın en sevdiği çiftlik komşusu Sumika, yılbaşının yaklaşmakta olduğunu bildiği için bal kabakları büyütmekte bugünlerde; zira O'na göre yeni yıl girer girmez yenilen kabak tatlısı her günün ağız tadıyla geçmesi için bir temennidir...&lt;/p&gt;&lt;p&gt;"Evim annemin olduğu yerdir."&lt;/p&gt;&lt;p&gt;hk, 5.12.2009&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1601949457844505935-1847485826248600627?l=birfincanyasemincayi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/feeds/1847485826248600627/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1601949457844505935&amp;postID=1847485826248600627&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/1847485826248600627'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/1847485826248600627'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/2009/12/zehra-ciftlikte-ii-en-sevilen-komsu.html' title='Zehra Çiftlikte II.: En sevilen komşu çiftlik'/><author><name>hk</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/Sm6rQRqEeHI/AAAAAAAABQo/2mCyY4jeDno/S220/kedicik_1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/SxrGmOhNrgI/AAAAAAAABYE/f0C7wjQVGIc/s72-c/sumika%27n%C4%B1n+balkabaklar%C4%B1.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1601949457844505935.post-3331079908162770159</id><published>2009-12-05T11:35:00.006Z</published><updated>2009-12-05T20:42:05.925Z</updated><title type='text'>Zehra Çiftlikte I. : Pembe panjurlu ev</title><content type='html'>&lt;div align="center"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/SxpJv3RLMhI/AAAAAAAABX8/uOc5NNVnlUY/s1600-h/handegulbahcesi.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5411718988877738514" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 267px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/SxpJv3RLMhI/AAAAAAAABX8/uOc5NNVnlUY/s320/handegulbahcesi.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt; Pembe panjurlu ev, 5.12.2009&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;p align="justify"&gt;Sadece Türk filmlerinin repliği midir "pembe panjurlu bir ev düşü" ? &lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Yanılmıyorsam eğer, evlenmeye niyetli sevgililerin her ikisi de fakirse kurulur böyle bir düş.. Bir de eğer kız fakir oğlan zengin ise ( zira ya fabrikatör oğlu, ya Avrupa'da eğitimini yeni tamamlamış ve gelecek vadeden bir mühendis ya da doktordur, üstelik bursla değil, baba parası ile öğrenim görmüştür), ve kız oğlanın ailesi tarafından istenmeyen "gelin adayı" ilan edilmişse, oğlan ailesine boyun eğmediği ve aşkından vazgeçmediği için alçakgönüllü ve tokgözlü sevgilisinin düşüne "iştirak edecek", bahçe içinde -pembe panjurlu bir ev- sahibi olmakla yetinecektir. Ancak her nedense bu hayal hiç bir zaman gerçekleşmez. Filmin sonunda bahçe içinde, tek katlı bir ev beklenir hep; oğlan pencerelerin kepenklerini pembe yağlıboya ile boyarken, kız da içeriden camları silmelidir oysa. Hatta pembe çiçekli basmadan perdeler dikmelidir "Zetina" dikiş makinesinde ( ki o da her gelin kızın rüyasıdır); dikiş makinesi anneden yadigar kalmıştır ( gelin kızın annesi bir süre önce veremden öldüğü için terzilik yaparak büyüttüğü kızının mürüvvetini göremeyecektir ne yazık ki; ama dikiş makinesi gelin kızın yegane çeyizidir).&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Zehra da kendi çiftliğinin bir köşesine "pembe panjurlu bir ev" konduruverdi. Türk filmlerindeki o evi vadeden biri ile hiç karşılaşmadığı için belki de, koskoca çiftlik arazisinin bir köşesinde sessiz sedasız yükseliverdi evin duvarları. Bahçesinde pembe güller, vişne ağaçları olan bu evin sadece panjurları değil, tüm cephesi de pembeye boyandı üstelik. &lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Yalnız yaşamanın şartlarından biri fazla hayal kurmamak; ya da kurulan hayallerin "gerçekleşme olasılığı"nı yüksek tutabilmek için, beklentileri makûl oranda azaltmak.. &lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Pembe panjurlu ev hayalini "bir sevgili ile" geçirilecek günlerle özdeşleştirmekten vazgeçer geçmez, pembe panjurlu ev hayalini gerçekleştirme şansı da kuvvetleniyor bu yüzden.&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Zehra'nın aklına uydum, Bostancı'daki evimin panjurlarını pembeye boyayacağım...&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;hk, 5.12.2009&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1601949457844505935-3331079908162770159?l=birfincanyasemincayi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/feeds/3331079908162770159/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1601949457844505935&amp;postID=3331079908162770159&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/3331079908162770159'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/3331079908162770159'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/2009/12/zehra-ciftlikte-i-pembe-panjurlu-ev.html' title='Zehra Çiftlikte I. : Pembe panjurlu ev'/><author><name>hk</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/Sm6rQRqEeHI/AAAAAAAABQo/2mCyY4jeDno/S220/kedicik_1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/SxpJv3RLMhI/AAAAAAAABX8/uOc5NNVnlUY/s72-c/handegulbahcesi.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1601949457844505935.post-5992488698247852275</id><published>2009-11-29T14:50:00.003Z</published><updated>2009-11-29T16:23:09.967Z</updated><title type='text'>Kahve fincanındaki şehir</title><content type='html'>&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/SxKKu-VCG4I/AAAAAAAABXU/nXPSA5GVK5w/s1600/denizvefincan.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5409538642035219330" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 240px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/SxKKu-VCG4I/AAAAAAAABXU/nXPSA5GVK5w/s320/denizvefincan.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt; Deniz ve kahve fincanı&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Bu fotoğrafı çekeni değil, masaya başını yaslamış fincanın üzerindeki nehirli ve köprülü şehirin resmine dalıp, hayal kuranı tanıyorum ben. Belli ki fincana hayran.. Çaydanlıkta iki kişilik çay olmalı masaya geldiğinde, sıcak ve iyi demlenmiş. Dışarıda yağmur, mutlaka. Kendi şehirlerinde, hatta ülkelerinde bile değil o demliği paylaşanlar. Ama o masanın başında, kendi dillerini bilmeyen birinin demlediği çayı yudumlarken Türkçe konuşuyorlar mırıl mırıl. Masadan kalkıp gitmek istemeyecek kadar üşüyorlar dışarıda. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Masaya başını yaslayan aklından "bu fincan benim olsa, onu koyacak rafları keten örtülü ve antika bir dolabım olsa, dolabımı da büyük kuzineli bir mutfağın en geniş duvarına ortalayarak yerleştirsem", diye geçiriyor belki de.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Oysa iki arkadaşı ile küçük mutfaklı bir öğrenci evini paylaşıyor ve formika kapaklı iki dolaptan fazlasına sahip değiller.&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;/div&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5409560398481739266" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 240px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/SxKehXaGTgI/AAAAAAAABXc/EWxqvUl39hY/s320/1273.jpg" border="0" /&gt; &lt;p align="center"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Floransa, Arno Nehri&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;p align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Fincan pek çok kez kullanılmış ve kullanılacak bir "cafe" nesnesi. Filtre kahve, siyah çay, meyva çayları ve sıcak kakao ikramlarında alınıyor raftan; henüz hiç açılmamış kutuların içinde üç düzine eşi yedekte bekliyor, kırılacakların yerine geçmek üzere. Krem rengi porselen gövdesinin üzerinde gül kurusu pembe çizgilerden oluşan bir şehir manzarası var. Bu manzaranın içinden akan uzun bir nehir (Floransa'daki Arno Nehri olmalı), nehirli kentleri seven yolcular için farklılaştırıyor hemen bu fincanı. Tuna'nın, Sen Nehri'nin, Thames'in, Tiber'in ve Arno'nun kıyısında uzun yürüyüşler, bisiklet gezileri yapanlar, içinden geçtikleri ve ayrılmayı hiç istemedikleri o şehirleri; Viyana'yı, Strasburg'u, Paris'i, Roma'yı, Floransa'yı çağrıştıran bu fincanı sahiplenmeyi geçiriyorlar akıllarından... Hatta bazıları o şehirden ayrılmadan bu fincanın bir eşini bulabilmek için porselen eşyalar satan dükkanların vitrinlerini inceliyor dikkatle.&lt;/p&gt;&lt;div align="justify"&gt;Fincanın işlevi artıyor adeta , kulbunu kavrayan parmakların sahibi ile hayallerinin / anılarının arasında, tıpkı üzerindeki nehiri aşan köprüler gibi bir köprü kuruveriyor usulca.&lt;/div&gt;&lt;p&gt;Bütün bunları Floransa'ya hiç gitmemiş ve o fincanı bir başkasının belleğindeki izinden keşfetmiş bir zihnin yazdığını unutmayın. Gerçekler hiç de anlattığım gibi olmayabilir...&lt;/p&gt;&lt;p&gt;hk, 29.Kasım.09&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1601949457844505935-5992488698247852275?l=birfincanyasemincayi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/feeds/5992488698247852275/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1601949457844505935&amp;postID=5992488698247852275&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/5992488698247852275'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/5992488698247852275'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/2009/11/kahve-fincanndaki-sehir.html' title='Kahve fincanındaki şehir'/><author><name>hk</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/Sm6rQRqEeHI/AAAAAAAABQo/2mCyY4jeDno/S220/kedicik_1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/SxKKu-VCG4I/AAAAAAAABXU/nXPSA5GVK5w/s72-c/denizvefincan.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1601949457844505935.post-8552157968295538287</id><published>2009-11-29T09:58:00.010Z</published><updated>2009-11-29T13:12:25.838Z</updated><title type='text'>"Çiftlikkent" ruhu üzerine..</title><content type='html'>&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Suret Defteri'ndeki "Çiftlikkent" üzerine...&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/SxJGiAphpVI/AAAAAAAABW8/opTwXLpg9lA/s1600/%C3%A7iftlik+evi.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5409463652529055058" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 182px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/SxJGiAphpVI/AAAAAAAABW8/opTwXLpg9lA/s320/%C3%A7iftlik+evi.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt; H'nin çiftliğinden bir manzara: Büyük çiftlik evi, bahçesinde incir ve elma ağaçları; sarmaşık gülü sardırılmış bahçe kapısı, yavru filler (Kartaca'dan gelme), ördek ve hindiler (hepsi hediye), yılbaşı hediyelerini dağıtmakta kullanacağım kızağımı çekecek Ren geyiklerim ve Pazar sabahları pişirdiğim tereyağlı kreplerin üstüne döktüğüm "maple syrup"u elde ettiğim akçaağaçlarım.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;"Facebook" denilen "sosyal iletişim ortamı"na katılalı ne kadar zaman oldu hatırlamıyorum; orada yeniden buluştuğum çocukluk ve okul arkadaşlarım / yurtdışında yaşayan akrabalarım, eski öğretmenlerim ve öğrencilerim, yeni kazandığım dostlarım var. Facebook'u kendimce Türkçeleştirip "suret defteri" dedim ilk günden; gerçi herkes resim eklemekten hoşlanmıyor, ya da kendi sureti yerine çocuğunun, kedisinin (benim gibi), ailesinin, ya da çok sevdiği bir kişinin suretini yerleştiriveriyor sayfasının sol üst köşesine ama, çoğunluk birlikte olunan o yeri olabildiğince kişiselleştirmek, kendinden "arkadaş, aile fertleri, dostlar dünyası"na olabildiğince güncel sinyaller gönderebilmek için resimleri, resim albümlerini, etiketlenmiş fotoğrafları kullanıyor sık sık... "Suret defteri" üzerine yazılabilecekler de nice aslında, ama beni asıl düşündüren bu ortam katılımcılarına bir oyun seçeneği olarak sunulan "Farmville". Farmville sözcüğünü de "çiftlikkent" olarak çevirip, bu oyuna değgin düşüncelerimi ve bir sanal gerçeklik kurgusunun gerçek yaşamla nasıl içiçe sürdürülebileceğini örneklemeye çalışacağım.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Uzun zamandır yapmak istediğim, ama üç aydır yolculuk kovalayan bir leyleğe dönüştüğüm için bir türlü yazıya dökemediğim düşüncelerimi " Zehra Çiftlikte" başlıklı bir seri olarak sıralamak niyetindeyim. Tıpkı çocukluğumuzun "Ayşegül" kitapları gibi...&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Bu yazıyı bir girizgâh kabul edebilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5409491740595906514" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 211px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/SxJgE82g59I/AAAAAAAABXE/lc0zgOzIiPM/s320/Sumika%27n%C4%B1n+%C3%A7iftli%C4%9Fi.jpg" border="0" /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Sumika'nın çiftliğinde ilk gün&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Çiftlikkent'i kurmaya başlarken kocaman yeşil bir alanın ortasında, sürülmüş altı kare toprak parçası sunuluyor size. Önce kendinize benzer ( ya da benzemek istediğiniz kişiyi yaratacağınız) bir karakter oluşturuyorsunuz; saç renk ve biçiminden kulaklara ve hatta dudakların rengine kadar tüm ayrıntılar seçeneklendirilmiş üstelik. Kot kumaşından tulum giymiş bu "siz" artık bu -bir karışlık tarlayı- ekip biçmeye başlıyorsunuz ki, "çiftlikkent akçeleri" kazanılsın ve kazandıkça da çiftliğinizi geliştirip güzelleştirin. Başlarken mor renkli bostan patlıcanları ve mis kokulu çileklerle dolu avuçiçi kadar iki tarlanın ürününü topluyor, ürünlerden edindiğiniz gelirle daha çok tarla açmaya ve tohum ekmeye girişiyorsunuz.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Farkında olmadan, yavaş yavaş "kaptırıyor" kişi kendini bu toprak, tarla işine. Derken "çiftlikte yalnız başıma ne yapacağım? keşke komşularım da olsa, birbirimize gidip gelsek, ihtiyaç olunca yardımlaşsak, hatta arada sırada birbirimize güzel hediyeler versek...", diye düşünmeye başlıyorsunuz. Ve işte bu safhada devreye "suret defteri"ndeki arkadaşlarınızdan "şehirden yorulmuş, teknolojiden bıkmış*, kendini mis gibi doğanın kucağına atmaya hevesli olanları çiftliğinizin çevresindeki arazilerde yeni çiftlikler kurmaya davet etmek giriyor. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Komşular taşınmaya, onlar da kendi çiftliklerini kurmaya başlıyorlar: Kimi derli toplu, kimi aklına estiği gibi, kimi meyve ağaçlarını rengarenk karıştırarak, kimi benim gibi türlerine göre ayırarak; kimi tarlalarına ekim yaparken harika "desenler" oluşturmayı da ihmal etmeyerek yaşayıp gidiyorlar. Zaman zaman beklenmedik misafirler boy gösteriyor çiftliklerde: Yolunu kaybetmiş kahverengi ve pembe inekler, kara koyunlar, çirkin ördekler ve hatta kimbilir hangi sirkten / hayvanat bahçesinden kaçmış yavru filler... Onları bulunca hemen bir ilan veriyorsunuz, "aman yazıktır, günahtır.. sahiplenin şu yavrucağı" diye, komşularınız bir koşu yetişip alıyorlar kimsesiz hayvanı. Bu iyilik de karşılıksız kalmıyor kuşkusuz, inekler "çikolatalı ve çilekli süt" verirken, çirkin ördek yavruları narin kuğulara dönüşüp yüzünüzü güldürüyorlar.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;/div&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5409507376886161042" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 157px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/SxJuTGknnpI/AAAAAAAABXM/oLFc0iNaEQk/s320/maple+trees.JPG" border="0" /&gt; &lt;p align="center"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Akçaağaçlar ve içinde şurup biriken kovalarım..&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;p align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Edindiğim izlenim, Suret defteri'nde arkadaşım olup da, her gün gördüğüm, ya da sık sık haberleştiğim kişilerden bir kısmının bu sanal gerçekliğe hiç de azımsanmayacak bir zaman ayırdıkları, çiftliklerinin üzerine titredikleri, topraklarını genişletmek; çiftlik işleyişi ile ilgili yenilikleri izlemek, hatta zaman zaman çiftlik içindeki yerleşim düzenini yenilemek için gayret gösterdikleri yolunda. Kendimi de zaman zaman bu sınıf içine yerleştirsem de, bendeki ruh halini "oyun oynama" eyleminin ötesine geçen bir "kurguculuk - yaratıcılık" girişimi olarak nitelendiriyorum.&lt;/p&gt;&lt;div align="justify"&gt;Bu girizgâhtan nereye varacağımı ve neden böyle hissettiğimi yazacağım elbette; şimdilik ve sadece "çiftlikkent"e yabancı olanları bu "sanal gerçeklik mekanı ve bu mekanda yaşayanların eylemleri" konusunda bilgilendirmek istedim.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Olur da içinizde "suret defteri"ne kayıtlı okurlar var ise, kuşkusuz anlattıklarımı farklı bir bilinçle ve deneyimle okuyup, tartacaksınız. Bu yüzden her ne kadar "çiftlikkent" hakkındaki kişisel izlenimlerim ve çıkarımlarım sadece benim aklıma, deliliğime, hayal gücüme, yaratıcılık ve kurgulama saplantıma bağlı ise de, "Zehra Çiftlikte" serisini okurken aklınıza gelenleri -yorum- kutucuğunun içini doldurarak paylaşmanız dileğimdir.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Şimdi - portakallı kek - pişirme zamanı, fırından portakal kokusu yayılmaya başlayınca yine yazacağım.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;hk, 29.Kasım.2009, Pazar&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1601949457844505935-8552157968295538287?l=birfincanyasemincayi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/feeds/8552157968295538287/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1601949457844505935&amp;postID=8552157968295538287&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/8552157968295538287'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/8552157968295538287'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/2009/11/ciftlikkent-ruhu-uzerine.html' title='&quot;Çiftlikkent&quot; ruhu üzerine..'/><author><name>hk</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/Sm6rQRqEeHI/AAAAAAAABQo/2mCyY4jeDno/S220/kedicik_1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/SxJGiAphpVI/AAAAAAAABW8/opTwXLpg9lA/s72-c/%C3%A7iftlik+evi.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1601949457844505935.post-8616836977352282371</id><published>2009-11-15T08:56:00.008Z</published><updated>2009-11-22T17:07:24.909Z</updated><title type='text'>İyi ki doğmuşken...</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/SwlvoxXS53I/AAAAAAAABWk/RK8GuQQBkv0/s1600/dogumgunum.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5406975573871486834" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 206px; CURSOR: hand; HEIGHT: 320px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/SwlvoxXS53I/AAAAAAAABWk/RK8GuQQBkv0/s320/dogumgunum.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;div&gt;46. Doğumgünüm ve bu satırbaşını sevmediğim Ankara'dan uzakta geçirmek istediğim için İzmir'deki aile evine geldim. Herşey hep olduğu gibi, ama hiçbirşey eskisi gibi değil. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Keşke duvarların, eşyaların, nesnelerin ve fotoğrafların hasreti çekilen ve yeniden yaşanmak istenen anıları kaydeden bir belleği olsa da, onlara yaslandığımız / onlara dokunduğumuz zaman birer birer dillenip, anlatıverseler... Bu sabah salon sessizdi, yemek masasının üstünde çiçekler, babacığımın hazırladığı kahvaltı sofrası, hediye paketleri ve her zaman en güzeli seçilen pastam yoktu. Ne kucaklaşmalar, ne anneciğimin o içi içine sığmayan coşkusu, ne öpücükler, ne konuşmalar, ne sıcak simitlerin, ne demli çayın kokusu; sadece dede evinden gelen duvar saatinin ağırbaşlı tik takları...&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Bu sene kendime verdiğim doğumgünü hediyesi, aile evimde o harika anıları hayal ederek sessizce oturmak ve düşünmek.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Aslında her doğumgünü ömrün noktalanacağı o bilinmez güne doğru bir adım değil midir? Ve bu neden korkulacak, çekinilecek, üzülünecek bir yürüyüş olsun... Bu farkındalıkla yaşamak hem hasretini çektiğimiz sevdiklerimizin yokluğuna en büyük teselli ve hem de bu hayatın değerini bilmek ve hakkını vermek için esaslı bir uyarı bence.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;İyi ki doğmuşum ve anneciğimle babacığımı varlığımla mutlu edebilmişim...&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;hk, 15.11.2009&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1601949457844505935-8616836977352282371?l=birfincanyasemincayi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/feeds/8616836977352282371/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1601949457844505935&amp;postID=8616836977352282371&amp;isPopup=true' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/8616836977352282371'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/8616836977352282371'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/2009/11/iyi-ki-dogmusken.html' title='İyi ki doğmuşken...'/><author><name>hk</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/Sm6rQRqEeHI/AAAAAAAABQo/2mCyY4jeDno/S220/kedicik_1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/SwlvoxXS53I/AAAAAAAABWk/RK8GuQQBkv0/s72-c/dogumgunum.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1601949457844505935.post-5176087106327345618</id><published>2009-11-04T11:52:00.002Z</published><updated>2009-11-04T12:02:49.323Z</updated><title type='text'>Schloss Leopoldskron Mektupları 3.</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/SvFtSGptSlI/AAAAAAAABT0/AXbqqL1VlI0/s1600-h/tenekeucak.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5400217585984555602" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 240px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/SvFtSGptSlI/AAAAAAAABT0/AXbqqL1VlI0/s320/tenekeucak.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Gece uçuşu.. Herkesin çoktan uykuya daldığı bir saatte, Külkedisi sarayın merdivenlerinden koşarak iner ve balkabağından arabasına nefes nefese yetişmeye çalışırken eğimli, soğuk ve nedense kül kokan bir büyük borunun içinden yürüdüm uçağa… Benim ayakkabılarım bağcıklı idi, acele etmiyordum, doru atlı prens de zaten Kara Orman’daki av köşkünde kimbilir kaçıncı rüyasını görüyordu. Schloss Leopoldskron’un sonbahar romantizmi bile uyanıp, benimle göl kenarında sohbet etmeye niyetlenmesine yetmemişti; ben de ondan önceki “nazlı prenslere” yaptığım gibi fotoğraf makinemi, miniminnacık bilgisayarımı, not defterimi, aklımı ve pardesümü alıp yürüdüm kendi başıma.. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Ne de olsa öğrendim artık beklemekle baş edilebilir bir hal olmadığını bu prens kaprislerinin. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Bal kabağından arabamı geçen yılbaşı bir güzel dilimleyip, anneciğimin usulünde pişirmiştim zaten, üzerine serptiğim iri dövülmüş cevizlerle pek lezzetli bir tatlı olmuştu. Arabanın sürücüsü Akide idi, ki o da bu yaz ön bacaklarını kırıp, sabırlı bir çilekeşlikle iyileştiğinden beri “arabacılık” görevinden alınıp, benim bir tanecik Çizmeli Kedi’m oluvermişti. Sürücüsü olmayan arabaya koşulacak fareleri hayal bile etmedim bu yüzden.. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Uçağa bindim, pencere kenarındaki koltuğuma yerleştim ve “kemer ikaz ışıkları”nın sönmesini bekledim; yükseldik yükseldik / uykudakilerin düşlerinin bile üstüne çıktık / ne şehrin ışıkları, ne yıldızlar kaldı… &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;İşte o zaman miniminnacık bilgisayarımın bir kitap sayfasını andıran ekranında yanyana sıralandıkça, kendi dilimde, benden başkalarının da okuyacağını, bu yüzden de kendiliğinden çoğalacağını bildiğim cümleler kuruyorum. Akide onu yatak odasında konuk eden sevgili dostum C’nin yanında şimdi, kimbilir ne inanılmaz düşler görüyordur. Düşlerini bana anlattığında O’nu anlayabilmem için kedi dili öğrenmeyi düşünüyorum ne zamandır, ama kedi dili kursuna kaydolmak istediğimde önce bir sınava girmem gerektiğini öğrendim. Öyle ki, kedilerden oluşan bir hakem kurulunun karşısına çıkıp, Akide’nin vereceği referans doğrultusunda mülakata alınacakmışım. Akide’nin benimle geçirdiği süre bir seneyi doldurmadan da bu başvuruda bulunamıyormuşum zaten. Kısacası sabırla ve umudumu yitirmeden bekliyorum…&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Hala havadayım, hala uçuyorum, Akide’nin olduğu ve beni beklediği şehire inmeme 50 dakika var. Elli dakikaya yazıyla ne sığdırılır diye düşünmeye başlar başlamaz, aklıma türlü türlü işler geliyor. Kahvenin tadını sevdim, sert ve dinlendirici; uykum yok, uykunun gelmesini de istemiyorum zaten. Dışarısı -49 C derece, Varna ile Burgas arasında yatay bir çizgi çekerek ilerlediğimizi söylüyor başımın üstündeki geveze ekran. Uçak kalkana dek zırıldayan, vızıldayan, zırlayan bütün küçük insanlar uyumuş olmalı; sadece uçak motorlarının sesi duyuluyor.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Viyana’dan yola çıkalı 1177 kilometre katetmişim ve 11277 m. yükseklikte uçuyormuşum. Bu yükseklik Akide’nin kucağımda sırtüstü yatıp, o muzip yeşil gözlerini cin gibi açarak, yüzüme sanki beni ilk kez görüyormuşcasına bakmasına benziyor; şaşırtıcı ve bir o kadar da inanılmaz. Metal, elyaf ve plastikten oluşan bir tüpün içinde oturmuş, yerden 11 km. yükseklikte, masallarını bile bilmediğim ülkelerin, kentlerin, köylerin, evlerin, o evlerde uyuyan ve yarın okula gitmek zorunda olan binlerce çocuğun gökyüzünden sessizce kayıp evime gidiyorum..&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Bundan güzel masal mı olur? Artık gerisini siz hayal edin…&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;hk, 2.11.2009, Viyana - Ankara TK 1894 / 9F&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1601949457844505935-5176087106327345618?l=birfincanyasemincayi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/feeds/5176087106327345618/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1601949457844505935&amp;postID=5176087106327345618&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/5176087106327345618'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/5176087106327345618'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/2009/11/schloss-leopoldskron-mektuplar-3.html' title='Schloss Leopoldskron Mektupları 3.'/><author><name>hk</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/Sm6rQRqEeHI/AAAAAAAABQo/2mCyY4jeDno/S220/kedicik_1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/SvFtSGptSlI/AAAAAAAABT0/AXbqqL1VlI0/s72-c/tenekeucak.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1601949457844505935.post-2609529137608204520</id><published>2009-11-04T11:48:00.001Z</published><updated>2009-11-04T12:00:59.347Z</updated><title type='text'>Schloss Leopoldskron Mektupları 2.</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/SvFs3VEtzeI/AAAAAAAABTs/ndjjPKNrLh0/s1600-h/k%C4%B1rm%C4%B1z%C4%B1.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5400217125999463906" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 240px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/SvFs3VEtzeI/AAAAAAAABTs/ndjjPKNrLh0/s320/k%C4%B1rm%C4%B1z%C4%B1.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Pazar gününün bu saatlerini sevdiğimi söyleyemem: Haftasonunu eve kapanarak geçirmenin sıkıntısı yeni haftanın görünmez yükü ile birleşince garip bir ağırlık birikir yüreğimde. Ne kahve iyi gelir, ne yazmak, ne de pencereyi açıp derin derin nefes almak. Eskiden anneciğimi arardım, o da bu halime daima hazırlıklı olur ve “nasılsın çocuğum?” deme gereği bile duymadan anlatmaya başlardı, zira nasıl olduğumu çok iyi bilirdi. Sesini duyduktan birkaç cümle sonra o ağırlık bir buluta dönüşür, bulut kendine kaçacak bir yol arar, evin odalarını bile dolaşmaya fırsat bulamadan, anneciğimin sesindeki kuş cıvıltıları eşliğinde kalbimi terkederdi.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Şimdi havaalanında oturmuş yazarken farkettim de, anneciğim yine yanıbaşıma oturmuş, mırıl mırıl bir şeyler anlatıp duruyor, ne de olsa O’nun en sevdiği şehirdeyiz, 20 yıl önce el ele kol kola dolaştığımız sokakları, meydanları, gezdiğimiz müzeleri, “Mavi Tuna”nın Strauss notalarıyla dalgalanan serinliğini hiçbir zaman eskimeyecek o heyecanla konuşup duruyoruz.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Anneciğimi kaybettiğimde O’nun bir parçasının bir daha hiç ayrılmamak üzere ruhuma sızdığını hissetmiştim: Öyle ki, “içimde kendine bir yuva hazırladı ve oraya yerleşiverdi”. Böyle olunca daha önce birlikte yapıp yaşadıklarımız, çıktığımız yolculuklar, doyamadığımız ve hep özlediğimiz yerler benim “şimdiki zaman” yolculuklarımda yeniden durağım olunca, O’nun benimle konuşmadan edememesine hiç şaşmıyorum! (yoksa ben mi O’nunla konuşuyorum?)..&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Bugün kendim ve dostlarım için aldığım hediyelerin hepsinde Sumika vardı, raflara uzanan elim ve karar vermekte zorlanan zihnime yardımcı oldu durmadan; bu yüzden biliyorum ki herkes hediyesini çok sevecek.. Anneciğimi yitirdiğimden ve ruhunun bir parçasını içimde barındırmaya başladığımdan bu yana geçirdiğim en güzel, en unutulmaz, en mutlu Pazar günüydü bu. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Yaşadığım kentten ve ülkeden uzaklaşmışken, orada yaşamak ve telaşına katılmak zorunda kaldığım anlamsız koşuşturmanın Schloss Leopoldskron’da duraklaması, anneciğimle yaptığım Pazar akşamüstü telefonlaşmaları gibiydi. İçimden kocaman ve kapkara bir bulut çıktı, havalandı, iki gün yağmur olup Salzburg’a yağdı ve bugün sokaklarda başbaşa, rahat rahat dolaşabilmemiz için güneşi açtı.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Mozart’ın evinde içime çektiğim nefesi tuttum, evime dönüyorum..&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;hk, Salzburg, 1.11.2009 &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1601949457844505935-2609529137608204520?l=birfincanyasemincayi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/feeds/2609529137608204520/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1601949457844505935&amp;postID=2609529137608204520&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/2609529137608204520'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/2609529137608204520'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/2009/11/schloss-leopoldskron-mektuplar-2.html' title='Schloss Leopoldskron Mektupları 2.'/><author><name>hk</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/Sm6rQRqEeHI/AAAAAAAABQo/2mCyY4jeDno/S220/kedicik_1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/SvFs3VEtzeI/AAAAAAAABTs/ndjjPKNrLh0/s72-c/k%C4%B1rm%C4%B1z%C4%B1.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1601949457844505935.post-8020505768803523715</id><published>2009-11-04T11:46:00.003Z</published><updated>2009-11-04T11:59:23.349Z</updated><title type='text'>Schloss Leopoldskron Mektupları 1.</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/SvFsaqSs1KI/AAAAAAAABTk/a4bH3ZnGKzk/s1600-h/kitapl%C4%B1k.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5400216633479058594" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 240px; CURSOR: hand; HEIGHT: 320px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/SvFsaqSs1KI/AAAAAAAABTk/a4bH3ZnGKzk/s320/kitapl%C4%B1k.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Ankara'dan yola çıkalı üç gün olmuş bile; ben yazmaya başlamak için zaman kollarken, sabahlar akşamları, geceler birbirini kovalamış. Belki de telaşa kapılmanın tam sırasıdır şimdi, ne de olsa iki gün sonra buraya geldiğim gibi, herkes uykunun en kuytu yerinde iken dönmüş olacağım evime. Şimdi düşünüyorum da, aslında ev dediğimiz nedir ki.. eşyalardan ve nesnelerden mürekkep, dört duvar içine kapatıp, kendimizin kıldığımız minyatür bir evren. Yanımızda götürdüklerimiz, taşıdıklarımız, gittiğimiz yerleri kısa süre için bile "ev"e dönüştürebiliyor pekala da. Bu gittiğimiz yeri ne kadar benimsediğimize, kendimizi "ne kadar" oranın bir parçası yapabildiğimize bağlı aslında. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Üç gündür salonları, kütüphanesi, merdivenleri, bahçesi ve hatta ormanında gezinip durduğum bir evdeyim. Tarihçesi, yaşadıkları, yaşattıkları, ilk sahipleri, mimarı, ağaçları, gölündeki kazları, heykelleri ile uzak ve yabancı bir dünyayı temsil eden bu evde yaşarken kendimi hiç de konuk gibi hissetmediğimi farkettim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konuk gibi hissetmemenin ötesinde, Ankara'daki küçük, kısıtlı ve sevimsiz sosyal çevrenin dışına çıkmaktan, "demokratik açılım"la ilgili söylemleri dinlememekten, 3.sayfa cinayet haberleri ile şişirilmiş tv haberlerini izlememekten, toplumun H1 N1 aşısı ile ilgili endişelerini düşünmemekten, üniversitedeki elektrik tesisatı arızalarına katlanmak zorunda kalmamaktan ve daha saymakla bitiremeyeceğim yüzlerce deli saçmasından haberdar olmaksızın yaşamaktan son derece mutluyum.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Hani mümkün olsa, istifa dilekçemi Rektörlük makamına gönderip, Ankara'daki evimi en kısa sürede boşaltıp, Akide'yi de yanıma alarak yeniden "uzak"laşmak ve bu "uzaklığı" çok uzun bir süre koruyabilmek isterdim...&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Zira şimdi olduğum yerden (bu bir başka uzak yer de olabilirdi kuşkusuz), Ankara'daki yaşantıma, sosyal çevreme, alışkanlıklarıma, rutinlere, sorumluluklarıma, olanak ve olasılıklara bakınca müthiş "gri", "zevksiz", "bunaltıcı" bir manzara ile karşılaşıyorum.&lt;br /&gt;Bu manzaranın içindeyken duyduğum mutsuzluk ve sıkıntının derecesi, o manzaranın dışına çıkınca hafiflese de, geri dönmek zorunluluğu beni ürpertiyor ve hem aklımı / hem de ruhumu usandırıyor.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Üç günlük yolun sonunda diyeceğim budur.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;hk, 30.10.2009 - Schloss Leopoldskron, Salzburg&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1601949457844505935-8020505768803523715?l=birfincanyasemincayi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/feeds/8020505768803523715/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1601949457844505935&amp;postID=8020505768803523715&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/8020505768803523715'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/8020505768803523715'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/2009/11/schloss-leopoldskron-mektuplar-1.html' title='Schloss Leopoldskron Mektupları 1.'/><author><name>hk</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/Sm6rQRqEeHI/AAAAAAAABQo/2mCyY4jeDno/S220/kedicik_1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/SvFsaqSs1KI/AAAAAAAABTk/a4bH3ZnGKzk/s72-c/kitapl%C4%B1k.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1601949457844505935.post-6853826760817445964</id><published>2009-08-27T08:29:00.002Z</published><updated>2009-08-27T08:33:52.721Z</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yalnızken olduklarım'/><title type='text'>"Yalnızlık Kederi" ile yolculuk</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/SpZEymUnUXI/AAAAAAAABSI/4N-gVAfya1Y/s1600-h/faz%C4%B1l+say.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5374558841384423794" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 233px; CURSOR: hand; HEIGHT: 320px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/SpZEymUnUXI/AAAAAAAABSI/4N-gVAfya1Y/s320/faz%C4%B1l+say.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Yalnız çıktığım yolculukları sevdiğimi farkettim dün. İki tür yalnızlıktan söz ediyorum aslında, ilki bir yerlere giderken ardımda kimseyi bırakmamak ( eş, anne, baba, kardeş, evlat); diğeri yolculuğun her aşamasında kendi başıma olduğumu ve kendi kendime başedebileceğim bir yükü çekiştirerek / taşıyarak, zamanını ve duraklarını kendi belirlediğim bir yolculuğu kimseyle paylaşmadan tamamlamak. İlki müthiş bir özgürlük aslında, bazen “beni de bir geçiren, karşılayan, özleyen, merak eden olsaydı keşke” hissine kapılmakla birlikte, böylesinin daha iyi ve daha az mahzun eden bir hal olduğunda karar kıldım sonunda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yolculuğu yalnız yapmak daha dikkatli kılıyor beni, kendimi korumak/ kollamak konusunda daha özenli davranmamı sağlıyor hatta. Daha hafif valizler hazırlıyorum, fazla yüklerimi kargoyla gideceğim adrese gönderip / hamallıktan kaçınıyorum; havaalanına erken gidip bir fincan kahve içerek evden çıkana dek süren koşuşturmanın yorgunluğundan kurtuluyorum, uzun zamandır okumayı istediğim bir kitabın kapağını açmayı çıktığım yolculuğa bırakıyorum; böylece olabildiğince “özelleştiriyorum” yolculuğun “seferîlik halini”..&lt;br /&gt;Zira bir havaalanı ile diğeri arasındaki tüm alan ve eylemler, - bekleme, yeme-içme, yolculuk, alışveriş - , yolculuğun başlangıç noktasını oluşturan ev ile, hedefteki ev ya da otel arasında yaşanılan özgürlüğü temsil ediyor. Bu alanlarda “yersiz, adressiz, eşyasız ve kimsesizim”, yaşam rutini dışına çıkmak / kendimle başbaşa kalmak için harika bir fırsat...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yolculuğa çıkarken varış noktasında halletmem gereken işler konusunda endişelerim vardı; doğrusunu söylemek gerekirse “istemeye istemeye” gidiyordum. Kısa bir uçuş, sadece 35 dakikalık, öyle ki yola çıkılan ve varılan kentte şehir ile havaalanı arasında yapılan yolculuklar daha uzun sürüyor. Valizim sadece 12.3 kg. ağırlığındaydı, ondan kurtulunca bilgisayar ve kitaplarımı taşıyan çantamla kitap mağazasına yöneldim ve uzun zamandır okumak istediğim Fazıl Say’ın “Yalnızlık Kederi” isimli kitabını satın aldım; 188 sayfa. Kapağında piyano taburesine dizlerinin üstünde “tünemiş”, dirsekleri bacaklarına yaslı, başı piyanoya doğru eğilmiş ve bu yüzden de “kamburu çıkmış” ve ellerini (sol elden yola çıkarak farzettiğim bir simetri bu) kulakları hizasında, tarifi pek zor bir yumuşaklıkta tutan bir Fazıl var. Bu fotoğrafı saatlerce seyredebilir, ayrıntılardan yeni ve küçük öyküler çıkarabilirim. Eskiden yaptığım gibi, “bana görüneni kısa paragraflar halinde ve hayal ettiğimce yazma oyunu”nu oynamak için mükemmel bir resim.. Kitapta yazılı olanları bilmeden sadece bu fotoğrafa bakarak, Fazıl’ın söylemiş olabileceklerini düşünürken Japon turistlere pasaportlarını dağıtıyor rehber, yolcuların isimlerinin sonuna hep aynı heceyi ekliyor, ismi okunanlar mekanik, yapmacık bir saygı ve telaşla ayağa kalkıp koyu bordo kapaklı pasaportlarını alıyorlar. Gürültücüler, birbirlerinden uzaklaşmıyorlar, ama birbirleri ile de ilgilenmiyorlar. İçlerinden kaçı Say’dan haberdardır, O’nun herhangi bir yorumunu ya da bestesini dinlemiştir diye geçiyor aklımdan. Rehber uzun bir konuşma yapıyor ve kalkıp gidiyorlar; yollarını kaybetmekten korkan bir balık sürüsü gibi hızlı, küçük adımlarla; isimlerini duyduğum ama bir daha hiç karşılaşmayacağım bu insanları, az sonra okumaya başlayacağım kitabın cümlelerine dalar dalmaz unutacağım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kapı çağrısı yapılıyor, oysa daha 25 dakika var uçağa binmek için. 106 numaralı kapıya yönlendiriliyorum, benimle birlikte / benden önce gelen yolcularla birlikte bir görevi yerine getirircesine beklemeye başlıyoruz. Kitabımın ( Fazıl’ın kitabının *) çantamda olması içimi rahatlatıyor birden; sanki tüm olumsuz olasılıkları ortadan kaldıracak ve beni kötülüklerden koruyacak bir muska gibi. O kitap yanımda ve sözcükleri gözlerimin önünde olduğu sürece herşey yolunda gidecek. Neden böyle hissettiğimi bilmiyorum, kitabın tek bir sayfasını bile açmış değilim henüz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;( Kitabım diyorum, ama o 188 sayfa aslında Say’ın değil midir ? Onun kitabı değil mi “Yalnızlık Kederi” ? O yaşamadı mı yazdıklarını ? Benim ve tüm okuyucularının yaptığı yaşanmış, duyumsanmış, düşünülmüş, belleğe kaydedilmiş olana tanıklık etmek değil midir aslında ? Yazılanlar üzerinde düşünmek ve onları içselleştirmek gayreti ile eşdeğer bir bağ değil midir burada söz edilen ? Yazılanlar okuyucu tarafından içselleştirildikçe Fazıl’ın kitabı, okuyucunun da kitabı olmaz mı bir anlamda ? Tıpkı mektuplar için söylediklerim gibi: “Yazma sürecinde yazarınındır mektup, ama zarflanıp postaya verildiği an artık sadece okuyucusunun.” Bu yüzden Fazıl’ın kitabı aslında “baskı sayısı x her baskıda ciltlenen kitap sayısı” niceliğinde okuyucuya ulaşmış ve bu basit matematik işleminin sonucunda ortaya çıkan rakam kerre içselleştirilmiş olmalıdır ( kitabı ödünç alarak okuyanları bu hesabın dışında tutuyorum).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uçak Van’dan gelmiş, Ankara’dan yolcularını alıp İstanbul’a gidecek. Sadece beşte biri boş koltukların, onları da Ankara’dan binenler dolduruyor. Uçuş görevlisi koridorda bıkkın bir eda ile acil durum çıkışlarını gösteriyor; tekrarı İngilizce olan bu uyarılar silsilesi anlaşılması mümkün olmayan bir telaffuzla yapılıyor. Uçak çoktan kalkış pistine yöneldi bile; ön sırada oturan genç çiftin gürbüz ve sarışın bebeği, kucaktan kucağa dolaştırılıyor. Aklım Ankara’dan uzaklaşmaya hazır; dört haftadır ameliyatlı ön bacaklarını bir sincap gibi havaya kaldırarak, arka bacakları üzerinde duran ve boynuna geçirilen koruyucu yakalıkla ters çevrilmiş bir abajuru andıran Akide’yi de arkamda bırakarak, nasıl çözeceğimi bilemediğim sorunlar yumağına doğru havalanıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Artık Fazıl’ın cümlelerini okumaya başlayabilirim:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“ Ruhun dip noktasındaki yaşamın kıyısı&lt;br /&gt;Arınmak...&lt;br /&gt;Evrenin diğer ucuna bir çırpıda uçabilmek&lt;br /&gt;Yaşamın uzun çizgisinde&lt;br /&gt;Hür olmak...”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hk, 21.8.2009&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1601949457844505935-6853826760817445964?l=birfincanyasemincayi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/feeds/6853826760817445964/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1601949457844505935&amp;postID=6853826760817445964&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/6853826760817445964'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/6853826760817445964'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/2009/08/yalnzlk-kederi-ile-yolculuk.html' title='&quot;Yalnızlık Kederi&quot; ile yolculuk'/><author><name>hk</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/Sm6rQRqEeHI/AAAAAAAABQo/2mCyY4jeDno/S220/kedicik_1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/SpZEymUnUXI/AAAAAAAABSI/4N-gVAfya1Y/s72-c/faz%C4%B1l+say.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1601949457844505935.post-3932252822260547483</id><published>2009-08-14T03:41:00.004Z</published><updated>2009-08-14T10:59:24.219Z</updated><title type='text'>bir proje mevsimi daha kapanırken...</title><content type='html'>&lt;div align="center"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/SoTfFZcH5lI/AAAAAAAABSA/3uuQCeIELdg/s1600-h/mosaicheart.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5369661939553658450" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 278px; CURSOR: hand; HEIGHT: 320px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/SoTfFZcH5lI/AAAAAAAABSA/3uuQCeIELdg/s320/mosaicheart.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; benim için yaz proje mevsimi sona erdi,&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;bir süre nefeslenip, sonbahar işlerine / yolculuklarına,&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;sonra yeniden üniversiteye / derslere döneceğim.&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;yüzyıllar öncesinden "mozaik bir yürek" belleğime kaydettiğim,&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;ki o da hepimize yeter...&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;hk, 14.8.2009&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1601949457844505935-3932252822260547483?l=birfincanyasemincayi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/feeds/3932252822260547483/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1601949457844505935&amp;postID=3932252822260547483&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/3932252822260547483'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/3932252822260547483'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/2009/08/bir-proje-mevsimi-daha-kapanrken.html' title='bir proje mevsimi daha kapanırken...'/><author><name>hk</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/Sm6rQRqEeHI/AAAAAAAABQo/2mCyY4jeDno/S220/kedicik_1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/SoTfFZcH5lI/AAAAAAAABSA/3uuQCeIELdg/s72-c/mosaicheart.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1601949457844505935.post-2667954520828068590</id><published>2009-08-07T04:57:00.003Z</published><updated>2009-08-07T14:59:43.624Z</updated><title type='text'>bulutlu</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/Snu0evDQYxI/AAAAAAAABR4/qJlcQ4lscQE/s1600-h/bulutlar2.JPG"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; DISPLAY: block; HEIGHT: 240px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5367081821061276434" border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/Snu0evDQYxI/AAAAAAAABR4/qJlcQ4lscQE/s320/bulutlar2.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;19.Mayıs'dan bu yana yazmıyorum, oysa "yasemin mevsimi"dir şimdi İzmir'de.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Olan "şeyler"i aklımda evirip çevirince düşündüm de, -iyi ve güzel- olarak anımsanabileceklerin azlığıydı belki de yazmamı engelleyen. Olan oluyor, herşey de olacağına varıyor. Ben her defasında endişelendiğim, üzüldüğüm, hayal kırıklığına uğradığım, kara kara düşündüğümle kalıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başkalarının yol açtığı üzüntüler, sıkıntılar bir yana beni korkutan iki deneyim yaşadım; ilki bir gece vakti kendi başıma geçirdiğim -kalp spazmı-, ikincisi ise, Akide'ciğin 5 kat yükseklikten bahçeye düşüp, ön bacaklarını kırması idi. O küçük bedeni kucağıma alıp, ağlayarak merdivenleri tırmanırken aklımdan geçenler; O'nu uzmanlara emanet edip eve dönerken duyduğum tarif edilmez üzüntü, başbaşa geçirdiğimiz yedi ay boyunca birbirimize olan düşkünlüğümüzün ardından Akide'yi yitirme korkusu...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu zor dönemin arkeolojik kazı projesi ile örtüşmesi, arazide çalışma zorunluluğu, peşpeşe gelen yolculuklar, düşüncelerimin ev - Akide - üniversite - kazı alanı arasında bölünmesi de "yazı yazma" eyleminden uzaklaştırdı beni.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bulutlu bir dönemdi ve zaten sevmediğim yaz mevsimini daha da mutsuzlaştırdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonbahara yaklaştıkça rahatlayacağıma inandırdım kendimi; şimdi dört gözle kış'ı, evle üniversite arasındaki rutini, akşam anahtar kilitte dönerken çıngırağını çıngırtadarak kapıya koşan Akide'min güzel yüzünü bekliyorum..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;79 gün boyunca susunca, "bulutlu da olsa bir yazı yazmalıyım", dedim kendi kendime. Hepsi bu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hk, 7.8.2009&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1601949457844505935-2667954520828068590?l=birfincanyasemincayi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/feeds/2667954520828068590/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1601949457844505935&amp;postID=2667954520828068590&amp;isPopup=true' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/2667954520828068590'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/2667954520828068590'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/2009/08/bulutlu.html' title='bulutlu'/><author><name>hk</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/Sm6rQRqEeHI/AAAAAAAABQo/2mCyY4jeDno/S220/kedicik_1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/Snu0evDQYxI/AAAAAAAABR4/qJlcQ4lscQE/s72-c/bulutlar2.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1601949457844505935.post-912439443596571133</id><published>2009-05-19T15:09:00.003Z</published><updated>2009-05-19T15:25:58.850Z</updated><title type='text'>19.5.1954</title><content type='html'>&lt;div align="center"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/ShLMAx9KwCI/AAAAAAAABP4/wDUqJe72tVs/s1600-h/1955.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5337552822169419810" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 188px; CURSOR: hand; HEIGHT: 320px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/ShLMAx9KwCI/AAAAAAAABP4/wDUqJe72tVs/s320/1955.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;Bugün meleklerimin evlenme yıldönümü.&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;Şimdi benimle olamasalar da, kendi kendime kutladığım. &lt;blockquote&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;Rıfat dedemin ilk evlenme yıldönümlerinde armağan ettiği bu&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;yağlıboya tablonun önünde beyaz zambaklar olurdu her 19.Mayıs'da.&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;Zambakları babam getirirdi, annem "düğün günü"nün hatıralarını anlatırdı.&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;İki bayram bir arada yaşanırdı bizim evimizde; &lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;sanırım "bayram hediyesi" de bendim.&lt;/div&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;"Bir yastıkta kocayın" sözünü doğrularcasına, hiçbir zaman iki ayrı yastık koymadı anneciğim yatağına. İki başı gül kurusu rengi satenle kaplı, kılıfları kenar dantelleri ile süslü, tek ve uzun bir yastığa baş koydular 53 yıl boyunca. &lt;blockquote&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;Ne mutlu onlara ki bir yastıkta kocadılar. &lt;blockquote&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;hk, 19.5.2009&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1601949457844505935-912439443596571133?l=birfincanyasemincayi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/feeds/912439443596571133/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1601949457844505935&amp;postID=912439443596571133&amp;isPopup=true' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/912439443596571133'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/912439443596571133'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/2009/05/1951954.html' title='19.5.1954'/><author><name>hk</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/Sm6rQRqEeHI/AAAAAAAABQo/2mCyY4jeDno/S220/kedicik_1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/ShLMAx9KwCI/AAAAAAAABP4/wDUqJe72tVs/s72-c/1955.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1601949457844505935.post-1867006692429921213</id><published>2009-05-09T13:45:00.005Z</published><updated>2009-06-02T12:35:28.785Z</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Anneciğim benim...'/><title type='text'>annem, anne annem ve bitenlere bir ek</title><content type='html'>&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/SgWKH6rJe7I/AAAAAAAABPo/APrFXebYrHY/s1600-h/magritte44.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5333821202304170930" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 282px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/SgWKH6rJe7I/AAAAAAAABPo/APrFXebYrHY/s400/magritte44.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;span style="font-size:85%;"&gt;Magritte&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;p align="justify"&gt;Geçen zamanın niceliği değil bana bu yazıyı yazdıran, ya da yazmayı özleyişim filan. Hiçbiri değil. Sadece kendi belleğime düştüğüm bir kaç kısa ve önemli notu kayıt altına almak.&lt;/p&gt;&lt;div align="justify"&gt;Anneme gittim. İki kez. 7.Mayıs'da iki sene oldu o İstanbul'a taşınalı. "Boğaz manzaralı" ve erguvanlı bir bahçesi var şimdiki evinin, çok büyük değil, kendi boyunca bir toprak parçası. Kuzguncuk'ta, sahildeki eski ahşap caminin hizasında tam. Kuş sesleri içinde, yemyeşil, ağaç gölgeli ve deniz rüzgarlı. O'na gittim oturmaya; eskisi kadar konuşkan değil artık. O sustu, ben de sustum. Söyleyecek çok şey var da, susmak iyi geldi galiba. Annemin Bostancı'daki babaevinin bahçesine anneannemin diktiği filbahriler açmıştı, mis gibi. İlk gidişimde küçük bir demet filbahri götürdüm anneme, suya koydum, sevmiştir / sevinmiştir eminim.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5336702997357253650" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 387px; CURSOR: hand; HEIGHT: 400px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/Sg_HGd091BI/AAAAAAAABPw/VmJ7QwSnA9Y/s400/filbahri.jpg" border="0" /&gt; &lt;p align="center"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Filbahri çiçeği&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;10.Mayıs'da bu defa papatyalarımla gittim onlara: Annem, anne annem, anne annemin yanıbaşında Tuvan'cık. Hepimiz için " anneler günü" idi ne de olsa. Anne annemle Tuvan'cık anneme komşular, aralarında merdivenli bir yol sadece. Onların bahçesini ot bürümüştü, temizledim, çapaladım, suladım. Sonra üçü de papatyalarını kucakladılar. Öylece oturdum, öylece sustular...&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Eskiden yaşadıkları ve şimdi benim olan o güzel eve dönerken, dedim ki kendi kendime: "Annemin gidişiyle benim için -anneler günü- de yok artık".&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;hk, 16.5.2009&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1601949457844505935-1867006692429921213?l=birfincanyasemincayi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/feeds/1867006692429921213/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1601949457844505935&amp;postID=1867006692429921213&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/1867006692429921213'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/1867006692429921213'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/2009/05/annem-anne-annem-ve-bitenlere-bir-ek.html' title='annem, anne annem ve bitenlere bir ek'/><author><name>hk</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/Sm6rQRqEeHI/AAAAAAAABQo/2mCyY4jeDno/S220/kedicik_1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/SgWKH6rJe7I/AAAAAAAABPo/APrFXebYrHY/s72-c/magritte44.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1601949457844505935.post-317644488576795657</id><published>2009-05-01T11:05:00.004Z</published><updated>2009-05-01T12:28:59.123Z</updated><title type='text'>"mavi panjurlu ev"</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/SfrYKWXXMhI/AAAAAAAABPY/vV7u5fMRpCg/s1600-h/mavi+panjurlu+ev.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5330810781260263954" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 273px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/SfrYKWXXMhI/AAAAAAAABPY/vV7u5fMRpCg/s400/mavi+panjurlu+ev.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Fotoğraftaki evin gerçek değil de, bir hayalin kurgulanmış görüntüsü olduğunu düşünmek için neden bu kadar çok sebebim var:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. Gerçekleşemeyeceğine kanaat getirdiğim hayaller kurduğum için mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2. Kurduğum hayallerin gerçekleşmesi benim gayret ve olanaklarımı aşan koşulları gerektirdiği için mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3. Hayallerin sınır bilmezliği gerçeklerin sınır koyuculuğu ile çatıştığından mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4. Gerçekler ile hayaller arasında aşılması olanaksız ve pek derin / pek büyük / pek uzak boşluklar olduğundan mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5. Gerçekler hayalleri ürkütüp kovaladığından mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6. Hayaller gerçekleşecek olsa, gerçek hallerinin hayal edildiklerinden farklı olacağından ve hayalkırıklarının düşüncelerime / kalbime sırçalar gibi saplanacağından korktuğum için mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;7. Kurduğum hayalleri gerçekleştirecek hevesim, gücüm, heyecanım her geçen gün azaldığından mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Soru işaretleri çoğaltılabilir kuşkusuz, sorular soruların mıknatısıdır zaten, zihin bir başlamaya görsün, peşpeşe, geveze bir kuş gibi söylenir durur kendi kendine. Üstelik soruları sormakla yetinmez, yanıtları da duymak ister. Ki yanıtların her biri, soruyu sorana, onun kendine yönelik sorgusuna dair birer bilgi paketidir. Bilgi paketleri açılır, "biliniverenler" bazen aklı, bazen ruhu, bazen de kalbi kamaştırır:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilgi acıdır, bilmek acıtır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayaller ve gerçekler arasında bir ip cambazının temkinli ve dengeli adımları ile yürümek hiç kolay değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayal gerçeğe katlanmayı, gerçek ise hayal ederken kaybolmamayı sağlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mavi panjurlu ev'i görünce bunlar düştü aklıma, söylemeden edemedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hk, 1.Mayıs.2009&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1601949457844505935-317644488576795657?l=birfincanyasemincayi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/feeds/317644488576795657/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1601949457844505935&amp;postID=317644488576795657&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/317644488576795657'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/317644488576795657'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/2009/05/mavi-panjurlu-ev.html' title='&quot;mavi panjurlu ev&quot;'/><author><name>hk</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/Sm6rQRqEeHI/AAAAAAAABQo/2mCyY4jeDno/S220/kedicik_1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/SfrYKWXXMhI/AAAAAAAABPY/vV7u5fMRpCg/s72-c/mavi+panjurlu+ev.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1601949457844505935.post-7459078714887497556</id><published>2009-04-19T15:17:00.005Z</published><updated>2009-04-19T16:40:06.502Z</updated><title type='text'>telve</title><content type='html'>&lt;div align="center"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_sCSsO21qDfU/SetK2X2GkRI/AAAAAAAAAKU/k-FAZTTa8dw/s1600-h/gurup+vaktinde+deniz.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5326433282270073106" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 214px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_sCSsO21qDfU/SetK2X2GkRI/AAAAAAAAAKU/k-FAZTTa8dw/s320/gurup+vaktinde+deniz.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; Akşam vakti deniz, Hüseyin Avni Lifij&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;/div&gt;Anneciğim akşamüzeri oldu mu, anneannemin pirinç mangalında kömür ateşi yakardı ben çocukken. Kışın ve soğuk havada bile üşenmez, balkonda kömürlerin kor olana dek yanmasını bekler, sonra da üstlerini hafifçe külleyip mangalı içeri alırdı. Bir tepsinin içinde iki kişilik bakır bir cezve, biri orta boy, diğeri minyatür ( olsa olsa iki yudumluk) kahve fincanları, kahve ve şeker kavanozlarını getirir; mangalda Türk kahvesi pişirirdi. Benim fincanım minyatür ve mavi minelerle süslü olandı; iki grisiniyi kahveye batırarak yememe izin vardı, telveye de dokundurmazdı. O ağır ağır yudumladığı kahvesiyle tek bir -Gelincik-, sonraları -Bahar- sigarası tüttürürdü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5326436789850385634" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 241px; CURSOR: hand; HEIGHT: 226px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_sCSsO21qDfU/SetOCimarOI/AAAAAAAAAKc/_sQY1uDdi8k/s320/samsun03_gelinciksigarasi.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Kahve pişerken Huriye ninemi ve anneannemi anlatırdı annem. masal anlatır gibi, kahve kabarıp köpürmesin, fincanlara bölüştürülmesin isterdim ben, bu keyif uzadıkça uzasın diye.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_sCSsO21qDfU/SetIG6xFcnI/AAAAAAAAAKM/BRakZG7GzJU/s1600-h/fincan.bmp"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5326430267987292786" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 300px; CURSOR: hand; HEIGHT: 225px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_sCSsO21qDfU/SetIG6xFcnI/AAAAAAAAAKM/BRakZG7GzJU/s320/fincan.bmp" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Artık kahve bile elektrikli cezvelerde, bir kaç dakika içinde hazırlanıyor oysa. Vazgeçtim mangaldan, kömürden; havagazı ocağının küçük gözünde kısık ateşte pişirilen kahveler bile hem pişirenin, hem de kahveyi içeceklerin sabrını zorlayacağa benziyor.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Bir fincan kahvenin hatırı "kırk yıldan" "kırk dakika"ya inince, gönlün istediği de sohbet değil kahvenin ta kendisi oluverdi, farkında mısınız bilmem?&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;hk, 19.4.2009&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1601949457844505935-7459078714887497556?l=birfincanyasemincayi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/feeds/7459078714887497556/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1601949457844505935&amp;postID=7459078714887497556&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/7459078714887497556'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/7459078714887497556'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/2009/04/telve.html' title='telve'/><author><name>H'n</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_sCSsO21qDfU/SetK2X2GkRI/AAAAAAAAAKU/k-FAZTTa8dw/s72-c/gurup+vaktinde+deniz.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1601949457844505935.post-6377829556995926064</id><published>2009-04-11T19:16:00.005Z</published><updated>2009-04-11T19:37:30.431Z</updated><title type='text'>kimyasal analiz</title><content type='html'>&lt;div align="center"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/SeDvoxteEoI/AAAAAAAABPQ/SssXFd35HFk/s1600-h/jl__portrait_of_my_mother_hands.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5323518243369783938" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 324px; CURSOR: hand; HEIGHT: 235px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/SeDvoxteEoI/AAAAAAAABPQ/SssXFd35HFk/s400/jl__portrait_of_my_mother_hands.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;span style="font-size:85%;"&gt;Jane Lund, "annemin elleri"&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/SeDtmLlw_KI/AAAAAAAABPI/9UDxZWuDgxc/s1600-h/ohelm,+hayalet.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;zaman zaman, başka zamanlara göre daha karmakarışık&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;ve karamsarlıktan kurtulamayan bir kararlılıkta gidiyor hayat:&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;-kimyasal bozulma-ya uğruyor ruh.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;hiçbir -harici etken- kimyanın düzelmesine / normalleşmesine&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;yardımcı olmuyor.&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;...&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;kimya bozulunca susmak ve dinle(n)mek gerek&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;zira &lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;böyle durumlarda yazmak karamsarlığı arttırdığı gibi,&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;kimyası bozulanın yazı sesiyle kendisini dinlemek zorunda kalmasına da yol açıyor&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;.&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;iyileşince gelirim elbet&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;hk, 11.4.2009&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1601949457844505935-6377829556995926064?l=birfincanyasemincayi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/feeds/6377829556995926064/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1601949457844505935&amp;postID=6377829556995926064&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/6377829556995926064'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/6377829556995926064'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/2009/04/kimyasal-analiz.html' title='kimyasal analiz'/><author><name>hk</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/Sm6rQRqEeHI/AAAAAAAABQo/2mCyY4jeDno/S220/kedicik_1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/SeDvoxteEoI/AAAAAAAABPQ/SssXFd35HFk/s72-c/jl__portrait_of_my_mother_hands.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1601949457844505935.post-5042739403432836327</id><published>2009-04-08T06:51:00.011Z</published><updated>2009-04-08T20:14:43.808Z</updated><title type='text'>Piknik</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/SdxXehSXsqI/AAAAAAAABPA/Gh950_Dc2d0/s1600-h/Oxeye_Daisies.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5322225041488196258" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 300px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/SdxXehSXsqI/AAAAAAAABPA/Gh950_Dc2d0/s400/Oxeye_Daisies.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Zamanıdır artık pikniğe gitmenin, diyor bahar karşılaması yapmaya pek hevesli ruhum. Ama nereye gideceğini bilemiyor şimdilik. Eski piknikler mi özlediği, yoksa kendi pikniğini mi kurgulamak peşinde henüz ben de anlayabilmiş değilim.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bulut rengi bir sabah, yağmur yağdı yağacak. Fincanda yapraklarını demleyen çay, zihinde demlenen anılar: Eski Foça, Aliağa, Bülbül Dağı, Kirazlı Yayla; mangalsız / dumansız / salıncaksız piknik gezileri. Annem, babam ve ben. Papatya ve gelincik tarlaları, kayalıkların arasında sapsarı ve inatçı katırtırnakları. Piknik sepetinin içinden çıkan yiyecekler. Babamın resim defteri, kahverengi cam ilaç şişesi içinde su, suluboya takımı, fırçalar, kurşun kalem. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bizimkiler alışıldık / bildik pikniklerden değil: Yaşlı ve anaç bir ağacın ( incir, ceviz, zeytin) altında konuşmak / mektup yazmak / kır çiçeklerinin resimlerini yapmak / şekerlemeye dalmak / doğayı seyretmek / papatya toplamak / gelinciklere sadece hayran olmak / kış solgunluğunu gidermek / "kır havası almak" için çıkılan birer yolculuk... &lt;blockquote&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Eve dönerken, annemle babamın mırıltıya dönüşen konuşmalarını duyarak ve arka camın içine konulan biri büyük (anneciğiminki), biri küçük (benimki) papatya demetlerinin kokusunu içime çekerek uyuyakalırdım.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Piknik dönüşü evde demlenen çayın kokusu, "bir günlük ve tam zamanlı birlikteliğin" işareti olarak vazoları dolduran kır çiçeklerinin rahiyasına karışır, ertesi günün Pazartesi oluşu vız gelirdi.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/SdxMiLg0ZvI/AAAAAAAABOo/mZcmqmNaWkk/s1600-h/piknik+sepeti.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5322213009734788850" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 400px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/SdxMiLg0ZvI/AAAAAAAABOo/mZcmqmNaWkk/s400/piknik+sepeti.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bir piknik sepetinin içinden neler çıkmalı?, sorusuna vereceğim yanıt, o zamanın "aile" geleneklerini çok zorlamasa da, anneciğimin listesinde yer almayan yiyecek-içecekler olacağı kesin. Pikniğin amacı "yemek" olmamalı aslında, -kırların, ağaçların, çiçeklerin, toprağın ve gökyüzünün yüreğinde nefes alır verirken-, bu var oluşun tadını çıkarmalı. Küçük bir soğutucu içine yerleştirilmiş meyveler, biraz peynir ve bir şişe beyaz şarap. Piknik sepetinde şarap kadehleri, tabak ve çatal bıçak, peçeteler; bu listeyi biraz evcilleştirecek -peynirli küçük börekler, sadece limon ve zeytinyağı ile tatlandırılmış patates salatası-.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Çocukların da katılacağı bir piknik için, soğutucuya meyve suyu / su ve köfteli sandviçler eklemek yetecek. &lt;blockquote&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Yağmurlu ve serin bir bozkır şehrinde kurduğum bu düşler ne zaman, nerede gerçekleşir bilmiyorum; ama sabırla bekliyorum. &lt;blockquote&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5322213001564953346" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 400px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/SdxMhtE-mwI/AAAAAAAABOg/Q3x_ZcKMFww/s400/piknik+sepeti3.jpg" border="0" /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bahar ağaçlarının altında bir piknik için "pembe -petit- kare" astarlı bir sepet hayal ettim. Şarabın pembe olması şart değil; asfalt / kaldırım / trafik lambaları / binalar / taşıt araçları / kalabalık olmasın yeter... &lt;blockquote&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5322218756987433026" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 303px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/SdxRwtsoMEI/AAAAAAAABO4/26DntM8jOx4/s400/cherry+trees.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;Bir de unutmadan: Gelincikler koparıldılar mı hemen solar / yapraklarını dökerler, bu yüzden en iyisi onları kırda bırakmak / izlemektir. Papatyaların taç yapraklarını sevgisinden emin olamadığınız kadın / adamlar için yolmak ise, düşünebilme yeteneğinden yoksun bırakılmış bitkilerin dahi kabullenemeyeceği bir akılsızlıktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cengiz usta'nın ezberimdeki şiiri ile bitiriyorum "piknik" hayalimi :&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;gibi *&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir damla ile seviştiniz mi&lt;br /&gt;bir papatya ile ya da&lt;br /&gt;sarı tozlar dudaklarınızda&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hk, 8.4.2009&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Cengiz Bektaş, Zeytinli Fırın Sokağı, Cem Yayınevi 1981&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1601949457844505935-5042739403432836327?l=birfincanyasemincayi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/feeds/5042739403432836327/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1601949457844505935&amp;postID=5042739403432836327&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/5042739403432836327'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/5042739403432836327'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/2009/04/piknik.html' title='Piknik'/><author><name>hk</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/Sm6rQRqEeHI/AAAAAAAABQo/2mCyY4jeDno/S220/kedicik_1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/SdxXehSXsqI/AAAAAAAABPA/Gh950_Dc2d0/s72-c/Oxeye_Daisies.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1601949457844505935.post-5051287155469914043</id><published>2009-04-07T10:22:00.005Z</published><updated>2009-04-07T11:04:35.690Z</updated><title type='text'>yavaş yavaş...</title><content type='html'>&lt;div align="center"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_sCSsO21qDfU/SdsrOTVvDfI/AAAAAAAAAD0/XDgW67hgpRk/s1600-h/kediler.gif"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5321894909377973746" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 271px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_sCSsO21qDfU/SdsrOTVvDfI/AAAAAAAAAD0/XDgW67hgpRk/s320/kediler.gif" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; ...&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;dışarda yağmur yağıyor*&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;gitme vakti benim için&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;biraz yürüsem altında&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;belki yıkanır içim&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;...&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Bu kedili fotoğrafı seviyorum / ama bilmiyorum sahibi kimdir, bütün gün yağmur yağacak, hırkamı giydim yine, tombul bardakta demli çay, yazılar / raporlar / kitaplar arasındayım. &lt;blockquote&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Bu sabah pencere önündeki yaz masamda oturup mektup yazdım, dolmakalemle, fildişi rengi bir deftere, 40 yaprak / 80 sayfa o defter, her gün en az iki sayfa / 1 yaprak; ince uzun, dikdörtgen sayfalar. Klavyenin ve beğenmediğim / yanlış yazdığım her sözcüğü, ifadeyi hemen değiştirivermenin imkanı yok; çalışkan sağ elimin titrediği de oluyor üstelik. &lt;blockquote&gt;&lt;/blockquote&gt;Ama öyle olmalı, öyle yazılmalı mektup(lar), benden yazılana kalmalı. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;/blockquote&gt;Yağmur hiç durmadan, çay hiç durmadan.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Tembel sol elimin içinde, baş parmağımla bileğimin arasında bir heyecan kesiği / Akide ile oyun oynarken edindiğim. Sol elimi hissediyorum, acıyor çünkü. &lt;blockquote&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Hissedemediklerim için telaşlanmalı mıyım / üzülmeli miyim?, diye soruyorum kendi kendime.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Cevabını veremeyeceğim sorular sormanın ne alemi var oysa. &lt;blockquote&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Mektup yazmak istiyorum aslında, burada değil / soğuk ve yağmurlu -ilkbahar- penceremin önünde. Başımı kaldırsam denizi görecek gibi; ya da dede evinin bahçesindeki palmiye ağacının yaşlı yapraklarını. &lt;blockquote&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Bir de dün gece üşenmedim saydım. Yazılarımın altına eklediğim "değerlendirme" kutucuklarını işaretleyen okur sayısı azami 4. Dedim ki "yorum yazmaya eli gitmeyenler, işaret koymaya da üşenmiş olamazlar ya". &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Böylece kabullendim: benim 4 okurum var. &lt;blockquote&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;E ben de bir başıma yazdığıma göre yazılarımı, "burada 4 okura 1 yazar düşüyor" sonucuna varıp, huzura kavuştum. &lt;blockquote&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;/blockquote&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;yavaş*&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;yavaş&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;yuvarlanıp sallanarak&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;yarana otlar basarak&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;varacağın asude park&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;seni içine alacak&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;herşey mazide kalacak&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;yavaş&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;yavaş&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;yavaş&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;yavaş&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;zaten kardeş gibidir&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;barış ve savaş&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;herşey yoluna girer&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;yavaş&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;yavaş&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;yavaş&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;yavaş &lt;blockquote&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;hk, 7.4.2009&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;* yüksek sadakât, katil&amp;amp;maktül&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1601949457844505935-5051287155469914043?l=birfincanyasemincayi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/feeds/5051287155469914043/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1601949457844505935&amp;postID=5051287155469914043&amp;isPopup=true' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/5051287155469914043'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/5051287155469914043'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/2009/04/yavas-yavas.html' title='yavaş yavaş...'/><author><name>H'n</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_sCSsO21qDfU/SdsrOTVvDfI/AAAAAAAAAD0/XDgW67hgpRk/s72-c/kediler.gif' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1601949457844505935.post-1614817432590382031</id><published>2009-04-06T07:00:00.004Z</published><updated>2009-04-06T07:33:13.201Z</updated><title type='text'>Aile yadigârı yüzükler</title><content type='html'>&lt;div align="center"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/Sdmvng7SVYI/AAAAAAAABOQ/6Stmt4IHvVc/s1600-h/melankoli.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5321477528103310722" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 302px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/Sdmvng7SVYI/AAAAAAAABOQ/6Stmt4IHvVc/s400/melankoli.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Edgar Degas, Melankoli &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;"siyah taşlı bir yüzüktür &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;yaslı parmaklar tanır onu "&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;G.Akın&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;I.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Aile yadigârı yüzükler, ya kadife muhafazalar, ya da kartonu hafifçe tüylenip, içindeki pamuğun rengi sararmış kutucuklarda saklanır.Biraz da bu yüzden, görücüye çıktıklarında -neredeyse törensel- bir eda ile açılır, ve bu eski, yıpranmış kılıfın yüzüğün değerini belirgenleştirdiğinden kimse, -hem de gençliklerinden beklenmeyecek bir anlayışla-, süphe duymaz.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Onlar (diğer tüm mücevherler gibi) muhafazalarının -eskimiş, modası geçmiş, solmuş- ama yine de zerafetini yitirmemiş giysisi içinde-ağırbaşlılık, bilgelik ve (yürek burkan bir) hoppalık arasında salınmayı sürdüren yaş'lı kadınlar gibidirler.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;/blockquote&gt;II.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Yüzükleri koruyan muhafazaların, ustaca kalıplanmış, kapakları hafifçe yükseltilmiş, kilit mekanizmaları hatasız işleyen marifetli biçimleri bir yana, üzerlerini kaplayan kumaşın, &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;- ki, siyah, şarap kırmızısı, gece mavisi, mor kadifedir -, kapak açılmadan önce okşama isteği uyandırdığını hangi kadın inkâr edebilir ?&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;İtiraf etmeye yanaşmasalar da (ki, bu bazen çekingenlik, bazen aile terbiyesi, bazen reddetmeye olan yatkınlıktandır), o yüzükleri takan / takmayı hayal eden kadınlar da bu kadife kutular gibi okşanmayı geçirirler akıllarından hep. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Okşanarak sevilmeyi, parmaklarındaki aile yadigârı yüzüklerin muhafazaları gibi...&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;/blockquote&gt;III.&lt;br /&gt;Aile yadigârı yüzükler ilk sahibelerinin beğenilerine sunulmuş (sevgililer, nişanlılar, eşler tarafından) hediyeler olabileceği gibi; onların kişisel kararı ile alınmış olmaları da mümkündür.Yapıldıkları dönemin modası kadar, kendilerini yaratanın becerisini, sanat gücünü, ustalığını da yansıtırlar; bu yüzden hem her aile için "biricik", hem de farklı ailelerin alçakgönüllü hazinelerinde "birbirinin eşi, ya da çok benzeri" olduklarını bilmezlikten gelerek bekleyen "kızkardeşler" gibidirler.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;/blockquote&gt;IV.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Aile yadigârı yüzükler ilk sahibelerinin yüzük parmağına göre alındıkları için, sonraki sahibelerinin parmaklarına uymakta zorluk çıkartabilir.Bu yüzden işte, birden fazla defa genişletilip, daraltıldıkları / yeni parmaklarda pırıldayabilmek için çilekeş sıkıntılara katlandıkları için de benzersizdirler.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;/blockquote&gt;Yine de "aile yadigârı bir yüzüğün" belleğinde, yeni sahibeleri tarafından kullanılmanın bu değişikliklerden daha içsel bir anlamı vardır: Kim ne derse desin, onlar en çok kuyumcudan çıkıp da,muhafazaları ilk kez açıldığında karşılaştıkları kadının çehresini severler. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;O çehredeki "mutluluğu, coşkuyu, hayranlığı, müteşekkir gülümsemeyi ve gururu" hiç unutmaz; sonraki her sahiplenme töreninde, göz göze geldikleri yeni çehreyi bu ilk ve en güzel çehre ile karşılaştırırlar.&lt;br /&gt;Her yeni sahibe niceliği değişse de içeriği hep aynı kalan bir hayal kırıklığıdır bu yüzden.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;/blockquote&gt;V.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Böyle her yüzük, kendisini taşıyan ve gösteren elin "iyi günleri"ni bilir daha çok.Zira muhafazalarından, evlilik ve sünnet törenleri, nişanlar, bayram ziyaretleri, misafirlikler, kutlamalar için çıkartılır, iyi günleri anımsatır, onlar için saklanırlar. Ama işte, "aile yadigârı bir yüzüğün" belleğinde, sahibesiyle paylaştığı anlar "iyi günlerle de sınırlı kalsa, "diğer, sıradan ve dertli günlerin" bilgileri de vardır.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Zira yüzük parmağını halkaladığı yerde, tüm ara zamanların imlerini saklayan -şifresi çözülmeye yatkın- kalp atışlarını dinlerler.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;/blockquote&gt;VI.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Aile yadigârı yüzüklerin belki de en çok korktuğu (kendi anlamlarına denk diğer mücevherler gibi) iki hal ise: Kaybedilmek ve ailenin dışına çıkmaktır. Biraz da bu yüzden, en kederli, yalnız ve endişeli olan yüzükler antikacı dükkânlarının, kuyumcuların vitrinlerinde bekleyendir; sahiplenilmeye en gönülsüz hem.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;/blockquote&gt;VII.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Biri'nden yadigâr kalmak, -bu, eski püskü kadife bir muhafazanın içinde saklanan, yirmi dört ayar altın halkalı, elmas bir yüzük bile olsa-, uzak ve yakın geçmişi red ya da inkâr edemeyen bir hüzün halidir. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;/blockquote&gt;hk, 29.3.2003, parmağımda kendimden yadigar siyah taşlı bir yüzükle.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1601949457844505935-1614817432590382031?l=birfincanyasemincayi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/feeds/1614817432590382031/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1601949457844505935&amp;postID=1614817432590382031&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/1614817432590382031'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/1614817432590382031'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/2009/04/aile-yadigar-yuzukler.html' title='Aile yadigârı yüzükler'/><author><name>hk</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/Sm6rQRqEeHI/AAAAAAAABQo/2mCyY4jeDno/S220/kedicik_1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/Sdmvng7SVYI/AAAAAAAABOQ/6Stmt4IHvVc/s72-c/melankoli.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1601949457844505935.post-5391057192268719262</id><published>2009-04-05T15:02:00.003Z</published><updated>2009-04-05T15:52:48.891Z</updated><title type='text'>akıl akıldan üstündür, ya kalp kalpten?</title><content type='html'>&lt;div align="center"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/SdjIZ-M4riI/AAAAAAAABNg/dcCrNcSAqmw/s1600-h/leylak.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5321223308257570338" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 266px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/SdjIZ-M4riI/AAAAAAAABNg/dcCrNcSAqmw/s400/leylak.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; Leylâk mevsimi gelmedi de, ben sabırsızlandım. &lt;blockquote&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;40'lı yaşlarda kız arkadaş sahibi olmak ile ilgili iki yazı yazmıştım yakın zamanda, okuyanlar anımsar. Aslına bakarsanız, anneciğimden sonra neden çok yalnız kaldığımı / neden kız arkadaşsız bir hayatım olduğunu açıklamış, tam da orada bırakmıştım. Zira düşünüyor ve inanıyordum ki, -aklım gibi kalbim de -uzun zamandır görüşmediğim kız arkadaşlarımla bağımı tazeleyecek, hatta bugünki aklıma uygun yeni arkadaşlar edinecek kadar hevesliydi. Başka bir deyişle -bir eksikliğin- farkına varmış, bununla ilgili atabileceğim adımlar olduğunu düşünmeye başlamıştım. &lt;blockquote&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Derken kendimde bir gariplik sezdim: Günlerdir yazıyor / konuşuyor / haberleşiyor / gülüyor / ağlıyorduk ve ben kendimi giderek bu paylaşımın sorumluluğunu taşıyamayacak kadar yorgun hissediyordum. Başlangıçta "can-ı gönülden" sürdürdüğüm iletişime aklımı veremez oluncaya dek devam etti bu hal. Haberleştiğim üç kız arkadaşım vardı, bir an geldi üçünden de elimi eteğimi çektim, susuverdim. &lt;blockquote&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Biri hiç ses etmedi, benimle birlikte sustu.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Biri "ortadan birdenbire yok olmamın nedenini sordu" ve "ben her zaman buradayım", demekle yetindi.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Biri " bu suskunluğa kendisinin neden olduğunu düşünüp, özürler diledi, mektuplar yazdı". &lt;blockquote&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Ben ise, susarak ve paylaşmayarak yeniden eski tenha hayatıma döndüm. Beceremediğimi kabullendim, beceriksizliğimi itiraf etmeye karar verdim. Bir de dedim ki kendi kendime: "Neden yitirdiğin tüm güzel ve değerli varlıkların yerini doldurmaya çalışıyorsun ? Neden kendini başka biri gibi olmaya zorluyorsun ? Neden altından kalkamayacağın sorumluluklar alıyorsun ? Neden sana değer veren, seni seven / önemseyen arkadaşlarını üzüyorsun ? Neden değişmek istemezken, değişmeye çalışıyorsun ? " &lt;blockquote&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Kalbim bu defa kifayetsiz kaldığı, hayalleri kırıp döktüğü, beceriksizlik ettiği için üzgünüm. &lt;blockquote&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Zira kalbimden üstün kalplerle karşılaştım... &lt;blockquote&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;hk, 5.4.2009&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1601949457844505935-5391057192268719262?l=birfincanyasemincayi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/feeds/5391057192268719262/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1601949457844505935&amp;postID=5391057192268719262&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/5391057192268719262'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/5391057192268719262'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/2009/04/akl-akldan-ustundur-ya-kalp-kalpten.html' title='akıl akıldan üstündür, ya kalp kalpten?'/><author><name>hk</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/Sm6rQRqEeHI/AAAAAAAABQo/2mCyY4jeDno/S220/kedicik_1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/SdjIZ-M4riI/AAAAAAAABNg/dcCrNcSAqmw/s72-c/leylak.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1601949457844505935.post-4876573671593170146</id><published>2009-04-05T07:25:00.009Z</published><updated>2009-04-05T14:40:25.786Z</updated><title type='text'>yaz köşesi'nden ilk yazı</title><content type='html'>&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5321105655364645314" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 300px; CURSOR: hand; HEIGHT: 400px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/SdhdZrBU8cI/AAAAAAAABMw/c55JOJ5xUa4/s400/pencere+masas%C4%B1.JPG" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Oldukça uzun (dörtbuçuk saat) süren ve yorucu bir taşıma, sürükleme, yer arama, yeniden düzenleme, silme süpürme, yerleştirme uğraşının ardından "yaşam odam" yeni görüntüsüne kavuştu. İstediğim gibi az eşyalı; fildişi / beyaz / yeşil (ve mobilyadan dolayı siyah-kahverengi) renk skalasına sahip; daha ferah / penceresinin önü açık ve aydınlık (kış nedeniyle pencere içinde boylarını ve boyunlarını uzatan sardunyalar balkona çıktılar), iki çalışma masalı (biri pencere önünde, örtülü, menekşeli) bir yaşam odasına kavuşturdum kendimi.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Bu düzenleme sayesinde mutfakta da bir kitaplığım oldu üstelik!&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Artık başımı kaldırır kaldırmaz evin tam karşısındaki sokağı, tanımadığım sokak sakinlerinin balkonlarını, bir de çatıların üstündeki toz mavi gökyüzünü görüyorum. Öğleden sonra güneş geliyor yaşam odama, perdeleri tamamen indirip yazmak pek hoş olacak gibi. Dün akşam dedim ki kendi kendime, "keşke bilgisayarımın -masaüstü arka planı-gibi değiştirebilseydim penceremden görünenleri". Kişiselleştirilmiş pencerelerimiz olsaydı, aynı apartmanın farklı dairelerinden farklı manzaralar izlenseydi; hatta bu görüntüler mevsimlere / pencereden bakanın ruh haline / olmak isteyip de olamadığı yerlere göre değiştirilebilseydi. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5321121170650620898" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 266px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/Sdhrgx9w4-I/AAAAAAAABNQ/HBLtcNO99Ts/s400/ramses1.jpg" border="0" /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Gölköy'den Türkbükü, Toros Demirdöven &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;(Lise yıllarımdan itibaren annem ve babamla Eylül ayında gittiğimiz -eski- Gölköy'ü çağrıştıran bu fotoğrafı seçtim ilk -pencere üstü görüntüsü- olarak, ancak dalgaların kumsala vurmasını, rüzgarın uğuldamasını da istiyorum: Durağan değil, devinen bir görüntü.)&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Ben eşyalarla güreşirken, Akide evdeki hareketten pek memnun koşuşturmaktaydı. Saksıların üstünden atlamalar, elektrikli süpürgeden kaçmalar, pencere kenarına zıplayıp sokağa bakmalar, "elim sende" oynamalar... En az benim kadar yorulmuş olmalı ki, akşam güneşinin rehaveti ile kendini hala kış giysisi içindeki kanepenin üstüne atıp, tatlı bir uykuya daldı sonunda. Onu uyandırmamak için kanepenin yaz giysisini giydirmeyi bugüne bıraktım. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5321105663155033170" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 300px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/SdhdaICs1FI/AAAAAAAABNA/oZVHOL6dvzw/s400/akide+uykuda.JPG" border="0" /&gt;Son iki haftadır kendi sokağımda eşya nakliyat şirketlerinin -evden eve taşıma- yapan araçlarını ve yük taşıyıcılarını görüyorum hep. Hatta akşam geç vakit, kendi katımdaki kiracılardan birinin son eşyaları yüklenirken rastladım; benim boyumda ve otuzlu yaşlarında bir adam sırtına bağlanmış iki kapılı buzdolabını, sırtı / boynu ve başı ile destekleyerek indiriyordu merdivenlerden. "Sakin ve usturuplu adımlarla, geri geri indiği basamakları sayıyor mudur ?", diye geçti aklımdan. Bir kapı eşiğine büzüşüp, benim önümden o dev buzdolabı ile manevra yapışını ve iki büklüm olmuş gövdesinin temkinli adımlarla aşağıya inişini izledim; hayret / korku / endişe / saygı / üzüntü karışımı bir duyguya kapıldım elimde olmaksızın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5321136708987493282" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 125px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/Sdh5pOx9m6I/AAAAAAAABNY/eQnR4pCMc1A/s400/adavapuru.jpg" border="0" /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Ada vapuru, Gökhan Tiryaki&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;p&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#3333ff;"&gt;"Aklımdan her zaman geçerdi. Kalemi kağıdı kaptığım gibi iskelenin kapısındaki gazinoda denize karşı oturup bir aşk hikayesi yazayım dedim. Ne zamandır yazamadım.&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#3333ff;"&gt;Denize, çamlara, yelkenlilere karşı bir sevgi hikayesi, yalandan bir kadın yaratayım, varsın olmasın dünya yüzünde ne çıkar. Hayalden daha güzeli mi olur. İşte altı buçuk vapuru geldi. Zor ama karşılıklı bir aşk olsun. Sevilecek yerim yok ki sevsin beni. Onun da pek sevilecek yeri olmasın isterse... Ama seveyim.&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#3333ff;"&gt;Vapurdan çıkınca yüreğim çarpsın. Bu vapurdan çıkmayınca öteki vapuru bekleyeyim.&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#3333ff;"&gt;..."&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sait Faik Müzesi Arşivi No.61 , Büyüyen Eller - Sait Faik Abasıyanık , YKY 2007&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yaz köşesinden ilk yazımı, penceremde olsun istediğim görüntüyle uyumlu bir öykü taslağı ile bitirmek istedim. Sahi ne işim var Ankara'da benim ?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;hk, 5.4.2009&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1601949457844505935-4876573671593170146?l=birfincanyasemincayi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/feeds/4876573671593170146/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1601949457844505935&amp;postID=4876573671593170146&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/4876573671593170146'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/4876573671593170146'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/2009/04/yaz-kosesinden-ilk-yaz.html' title='yaz köşesi&apos;nden ilk yazı'/><author><name>hk</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/Sm6rQRqEeHI/AAAAAAAABQo/2mCyY4jeDno/S220/kedicik_1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/SdhdZrBU8cI/AAAAAAAABMw/c55JOJ5xUa4/s72-c/pencere+masas%C4%B1.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1601949457844505935.post-3048924969092926806</id><published>2009-04-04T06:27:00.005Z</published><updated>2009-04-04T09:50:10.682Z</updated><title type='text'>bu köşe kış köşesi, şu köşe yaz köşesi</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/SdcVxoejXuI/AAAAAAAABMY/ErXNmhwPYRQ/s1600-h/kital%C4%B1klar4.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5320745427184869090" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 310px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/SdcVxoejXuI/AAAAAAAABMY/ErXNmhwPYRQ/s400/kital%C4%B1klar4.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; Baharlarda evin düzeni, yaşam odamın (başka evlerde bu mekana salon/misafir odası deniyor) tasarımı, renkleri, içindeki eşyaların yerleri konusunda bir "&lt;span style="color:#33cc00;"&gt;dellenme&lt;/span&gt;" hali hasıl oluyor bende.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Hani mümkün olsa bütün eşyaları kapının önüne koyup, dört duvar arasında -minimum- ayrıntılandırılmış bir ortam yaratarak yaşamak niyetindeyim. Bunu bir türlü ( ya da dilediğim derecede) başaramıyorum. Olanla yetinmek ve işlevsel olmayan herşeyden kurtulmak hevesi uzun zamandır dolanıyor zihnimde, küçük adımlarla / tilki gözlerle çeliyor aklımı. Kalabalık (insan kalabalığı, düşünce kalabalığı, eşya kalabalığı, duygu kalabalığı) artık çok yoruyor beni, biliyorum. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Bir kaç haftadır pencereye / ışığa yaklaşmak, &lt;span style="color:#ffcc00;"&gt;güneşe&lt;/span&gt; yanaşmak isteği var içimde. Yazmam gerekenleri (buradakileri değil, akademik olanları kastediyorum) ortaya dökmem, biriktirdiklerimi kitaba dönüştürmem için sanki pencereye uzak bu köşeden kalkıp, (güneş enerjisi ile çalışan hesap makineleri gibi) şimdi bitkilerin işgal ettiği karşı köşeye taşınmalıyım.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;-&lt;span style="color:#333399;"&gt;bu köşe kış köşesi&lt;/span&gt;, &lt;span style="color:#00cccc;"&gt;şu köşe yaz köşesi&lt;/span&gt;- diye tutturuyorum kendi kendime. Tutturunca da, dipten temelden bir değişiklik için uygulanması pek zor planlar yapmaya başlıyorum. Oysa hiçbir plan çok uzun vadeli olmamalı, bir gün içinde / bir haftasonu süresince gerçekleştirilip, hemen içinde yaşanmaya başlanmalı. -Uzun vadeli planlar "şimdilik" gidilemeyen / yaşanmayan evler için yapılabilir ancak- diyorum kendi kendime ( Karşıyaka'da denize karşı bir çalışma masası, Bostancı'da duvarları kitaplıkla kaplı bir çatı odası); ama bir an önce de o evlere gidilip yaşanmalı... Değil mi ki zaman duruyor (!), biz onun içinden hızla geçiyoruz, nerede, nasıl, kimlerle geçtiğimiz / geçerken ne yaptığımız, ne kadar mutlu / mutsuz olduğumuz aslolan.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/SdcVxrpGHHI/AAAAAAAABMQ/LuRSPoYaQXQ/s1600-h/kital%C4%B1klar3.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5320745428034395250" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 333px; CURSOR: hand; HEIGHT: 400px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/SdcVxrpGHHI/AAAAAAAABMQ/LuRSPoYaQXQ/s400/kital%C4%B1klar3.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Kitaplarımın sayısı arttıkça, onları nasıl saklamam / korumam / dizmem / gruplandırmam gerektiğini düşünüyorum; benimkiler ne ki, ya babacığımın kitapları... Bazen öyle geliyor ki bana, aile yadigarı olan arşivi değerlendirmeye / yazmaya / belgelemeye / kataloglamaya şimdi başlasam, ömrüm ancak yeter sonuçlarını görmeye.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/SdcVxON0iFI/AAAAAAAABMI/50zRjXRE7eo/s1600-h/kital%C4%B1klar2.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5320745420135368786" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 400px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/SdcVxON0iFI/AAAAAAAABMI/50zRjXRE7eo/s400/kital%C4%B1klar2.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; Birazdan bu pencereyi kapatıp, yaşam odamı alt üst edecek değişiklikler yapmaya gideceğim. Bu sırada -gözden çıkaracaklarıma- , kapının önüne koymak istediklerime de karar vereceğim. Kullanmadığım, artık kullanmak istemediğim, ya da benim için hayatı "kalabalık" eden nesneleri bir kumbarada biriktireceğim. Bu nesneleri kumbaraya atarken, her birinin "bendeki öyküsünü" yazmayı da ihmal etmeyeceğim. Kumbara "birfincanyaseminçayı"na eklenecek. Kumbarada birikenlerden sevip, beğendiği olanlar bana haber uçurur ve beğendikleri nesneye kendilerince bir değer biçmeye üşenmezlerse, nesne onların olacak. Böylece ben tenhalaşırken, okurlar kalabalıklaşacak...&lt;/p&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5320770192999101282" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 198px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/SdcsTMUys2I/AAAAAAAABMg/ObftT0qsBn4/s400/cicek_sardunyalar_.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Akşama / sabaha, içinde köşe kapmaca oynadığım yaşam odamın -yaz köşesinden- yazmak hevesi ile gidiyorum; "tebdil-i mekânda ferahlık vardır" sözünü hayata geçiremeyen herkese önerilir, yaşadığınız odadaki eşyaların yerlerini değiştirin / bahar geldi - yaz kapıda / denize karşı olmasa da pencerelerinize yanaşın. Hiç olmadı pencere önüne sıralanmış sardunya saksılarına daha yakın olur, çiçekleri ile gözgöze gelirsiniz.. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;hk, 4.3.2009&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/SdcVwrqiB7I/AAAAAAAABMA/7F_hvWd3c3E/s1600-h/kital%C4%B1klar1.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1601949457844505935-3048924969092926806?l=birfincanyasemincayi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/feeds/3048924969092926806/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1601949457844505935&amp;postID=3048924969092926806&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/3048924969092926806'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/3048924969092926806'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/2009/04/bu-kose-ks-kosesi-su-kose-yaz-kosesi.html' title='bu köşe kış köşesi, şu köşe yaz köşesi'/><author><name>hk</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/Sm6rQRqEeHI/AAAAAAAABQo/2mCyY4jeDno/S220/kedicik_1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/SdcVxoejXuI/AAAAAAAABMY/ErXNmhwPYRQ/s72-c/kital%C4%B1klar4.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1601949457844505935.post-7617576224298062291</id><published>2009-04-03T18:35:00.006Z</published><updated>2009-04-04T06:26:49.208Z</updated><title type='text'>müze dediğin...</title><content type='html'>&lt;div align="center"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/SdZXiNJTPHI/AAAAAAAABL4/7343Sc9Ib40/s1600-h/summer+dress.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5320536254940658802" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 400px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/SdZXiNJTPHI/AAAAAAAABL4/7343Sc9Ib40/s400/summer+dress.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt; yazlık elbise&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Bugün bir "müzecilik sempozyumu"na katıldım; -üniversite müzeleri- üzerine deneyimlerin paylaşıldığı bir toplantıydı. Çağrılı müze müdürleri, üniversitelerin farklı fakülte ve bilim dallarının barındırdığı müzelerinin kuruluş öykülerini, koleksiyonların nasıl oluşturulduğunu, yitirilenleri / kurtarılanları / korunmak istenirken yok edilenleri / "müzeleştirdikleri" mekânları, hedeflerini / ziyaretçileri / sorunlarını anlattılar birbiri ardına.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Hepsinin ortak bir özelliği vardı: müzeci değillerdi. Bilim insanı idiler, koleksiyonunu yaptıkları eşyaları / sanat eserlerini / doğa örneklerini çok iyi tanıyor ve sınıflandırabiliyorlardı, bu eşyalar hakkında ciltler dolusu yayın da yapabilirlerdi; ama gelin görün ki büyük çoğunluğunun müzeciliğin yöntemlerinden, ilkelerinden, koleksiyon yönetiminden, koruma planlamasından haberi yoktu. Toplamaya, biriktirmeye gönül vermiş; kimileri büyük güçlüklerle başa çıkarak koleksiyonlarını sergilenebilir hale getirmişti. Ama hiçbiri "müzeci" değildi.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Sempozyumun açılış konuşmasını yapan ve bu toplantıyı düzenleyen -öğretim üyesi koleksiyoner- ise ( müze müdürü sıfatını bilerek kullanmıyorum) çağımızda -müze için ön plana çıkanın ziyaretçi olduğundan, koleksiyonların önemini yitirdiğinden; artık sanal müzeler kurulmakta olduğundan bile dem vurdu. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Konuşmacılardan sadece biri müzenin sorumlulukları arasında "koruma"dan söz etti. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Benim ve öğrencilerim için ilginç / sarsıcı / zor bir deneyimdi.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/SdZXh6KsKCI/AAAAAAAABLw/sy20bMXzmXs/s1600-h/tekerlekli+sandalye.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5320536249846212642" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 400px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/SdZXh6KsKCI/AAAAAAAABLw/sy20bMXzmXs/s400/tekerlekli+sandalye.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;gut hastaları için tekerlekli sandalye &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Toplantı bittiğinde öğrencilerim -Hocam, neden hiçbir şey söylemediniz?", diye sordular. "Konuşmacılara söyleyebileceklerimin altı saat boyunca dile getirilen pek çok saptamayı çürütecek içerikte olacağını, zira söze - sizin müzeleriniz değil, koleksiyonlarınız var- diye başlamam gerekeceğini", anlattım onlara. İlk kez -dolaylı bir yoldan değil de-, kendi kulakları ile duyup, gözleri ile görerek farkettiler bu ülkede devlet (ve üniversite) müzeciliğinin ne menem bir şey olduğunu. Sanırım bir adım, hatta bir kaç adım birden yaklaştık birbirimize.&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/SdZXh43aQzI/AAAAAAAABLo/bH0GHzGqY8M/s1600-h/mechanical+horse.jpg"&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/SdZXh43aQzI/AAAAAAAABLo/bH0GHzGqY8M/s1600-h/mechanical+horse.jpg"&gt;&lt;p align="center"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5320536249496912690" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 400px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/SdZXh43aQzI/AAAAAAAABLo/bH0GHzGqY8M/s400/mechanical+horse.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;mekanik at&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;Toplantı salonundan çıkarken şaşkındım aslında, "bilimin, araştırmanın, eğitimin" çekirdeği üniversitelerin -müzeciliğe yaklaşımlarının müzecilik biliminden alabildiğine uzak olması- ne garipti. &lt;/p&gt;Bir gün böyle geçti, ben günü geçemedim daha&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hk, 3.4.2009&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son not: Yazıyı aralayan resimler Londra'daki Victoria&amp;amp;Albert Müzesi Koleksiyonu eserlerine aittir.&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1601949457844505935-7617576224298062291?l=birfincanyasemincayi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/feeds/7617576224298062291/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1601949457844505935&amp;postID=7617576224298062291&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/7617576224298062291'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/7617576224298062291'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/2009/04/muze-dedigin.html' title='müze dediğin...'/><author><name>hk</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/Sm6rQRqEeHI/AAAAAAAABQo/2mCyY4jeDno/S220/kedicik_1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/SdZXiNJTPHI/AAAAAAAABL4/7343Sc9Ib40/s72-c/summer+dress.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1601949457844505935.post-4506133929463425322</id><published>2009-04-02T19:27:00.010Z</published><updated>2009-04-02T22:51:48.735Z</updated><title type='text'>3 x 10 standardı</title><content type='html'>&lt;div align="center"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/SdUasJrIQxI/AAAAAAAABLI/VRKXdpeyqYo/s1600-h/balonlar.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5320187880621490962" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 300px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/SdUasJrIQxI/AAAAAAAABLI/VRKXdpeyqYo/s400/balonlar.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; 279. kayıt, 2.nisan.2009, 23.07&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;ne kadar sıkıcı, sıkıntılı, durağan, yalnız bir birey olduğumu düşünmekteyim.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;resimdeki hayali kırların yeşilini, somon rengi bulutların arkasında ışıldayan&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;hayali güneşi ve onların üstünden kayıp gidecek balonları bu yüzden sevdim.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;son günlerde -başkalarını okumaya-, onların yaşadıklarını, düşündüklerini, yazdıklarını, sevdiklerini, yaptıklarını izlemeye başladım. ya da "başlamıştım" diyelim, zira gördüklerim ve okuduklarım -kendime karşı hoşgörüsüzlüğümü arttırmaktan başka bir işe yaramadı-; ben de bu cesaret kırıcı serüvenden vazgeçip, kendi kuytu dünyama döndüm.&lt;/div&gt;&lt;p align="justify"&gt;dolu dolu geçen yaşamlarını, mutluluklarını, uğraşlarını, sevgililik hallerini, becerilerini, yaptıkları sporları, daima fit ve enerjik oluşlarını, içtikleri şarapları, dinledikleri müzikleri, izledikleri filmleri ( karşılaştırmalı olarak), okudukları kitapları, gittikleri ülkeleri, katıldıkları dans yarışmalarını, kırdıkları rekorları anlatıp duruyorlar. &lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;öyle ki, okuduklarım aklıma (duyduğumda kulaklarıma ve sahibine inanamadığım) bir cümleyi getiriyor sürekli: &lt;span style="color:#003300;"&gt;"keşke on kilo daha zayıf, on santim daha uzun, on yaş daha genç olsaydın".&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5320200042666478050" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 228px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/SdUlwE0nSeI/AAAAAAAABLQ/Rly8oXeLGyQ/s400/piyale16.jpg" border="0" /&gt;Piyale Madra'nın bu karikatürü "3x10" olarak özetlediğim eril beklentinin hangi hallerde önemini yitirdiğini açıklamıyor mu aslında?&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;başkalarının yazılarını okurken ( kabul etmeliyim ki, Türkçesi güzel / düşünce ve saptamaları güçlü / anlatımı renkli / okuyucuyu sürükleyen / etkileyen işler hepsi de ), yazı sahiplerinin her tür "yüksek" beklentiyi karşılayabilecek donanıma sahip olduğu hemen anlaşılıyordu...&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;ister istemez "demek ki", dedim kendi kendime, "bulunmaz hint kumaşı değilmişsin" &lt;/p&gt;&lt;p align="center"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5320203925981190738" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 267px; CURSOR: hand; HEIGHT: 322px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/SdUpSHS_WlI/AAAAAAAABLY/gflRYhvIZhc/s400/jl_portrait_of_a_woman.jpg" border="0" /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Jane Lund, portrait of a woman&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;bu kırılganlığa yol açan bedenin ve aklın yaşı büyürken, ruhun genç kalmasıdır belki de , kimbilir. &lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;ama düşünüyorum da, şimdikinden on yaş daha genç ve yirmi kilo daha zayıfken bile boyum aynıydı: demek ki beklentiye zemin oluşturan ölçütleri asla yerine getiremeyen biri olmuşum hep. on sene önce yazmak istiyor, yazamıyordum üstelik. tenis oynamaya, kayak yapmaya, dans yarışmalarına katılacak kadar tango bilmeye, 38-40 beden giysiler giymeye, yüksek topuklu ve dekolte ayakkabıların içinde şahane adımlar atmaya, üç lisanı mükemmel konuşmaya, bir yandan zengin ve mükellef sofralar kurarken, diğer taraftan kariyer yapmaya ve Mozart'ın piyano sonatlarını çalmaya yetecek enerjim, zamanım, yeteneğim, olanağım ve hevesim de olmadı hiç.&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Bu yüzden karar verdim, H'de sahip olduklarım ve H'nin yazdıklarıyla yetineceğim yine:&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Ne kadar sıkıcı, sıkıntılı, durağan ve yalnız biri olduğumu aklımdan çıkarmadan tabii.&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;hk, 2.4.2009&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;p align="justify"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/SdUZFp1ZVOI/AAAAAAAABLA/cFpYbxn87Uc/s1600-h/ye%C5%9Fil+kap%C4%B1.gif"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5320186119727961314" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 1px; CURSOR: hand; HEIGHT: 1px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/SdUZFp1ZVOI/AAAAAAAABLA/cFpYbxn87Uc/s400/ye%C5%9Fil+kap%C4%B1.gif" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1601949457844505935-4506133929463425322?l=birfincanyasemincayi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/feeds/4506133929463425322/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1601949457844505935&amp;postID=4506133929463425322&amp;isPopup=true' title='8 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/4506133929463425322'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/4506133929463425322'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/2009/04/3-x-10-standard.html' title='3 x 10 standardı'/><author><name>hk</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/Sm6rQRqEeHI/AAAAAAAABQo/2mCyY4jeDno/S220/kedicik_1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/SdUasJrIQxI/AAAAAAAABLI/VRKXdpeyqYo/s72-c/balonlar.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>8</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1601949457844505935.post-5439650589353295080</id><published>2009-03-31T19:54:00.009Z</published><updated>2009-04-01T21:26:42.774Z</updated><title type='text'>yanılsamalar</title><content type='html'>sanatçısını bilmediğim iki fotoğrafın aklıma getirdiklerini yazacağım uyumadan önce. zira zihnimin karışıklığı ile ayarı bozuk ruhumun git gelleri arasında kaldım, işim zor.&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/SdJ1kZDrnbI/AAAAAAAABKY/4p6BBFKzimQ/s1600-h/kaplanpost+etekli+k%C4%B1z.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5319443377940045234" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 343px; CURSOR: hand; HEIGHT: 400px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/SdJ1kZDrnbI/AAAAAAAABKY/4p6BBFKzimQ/s400/kaplanpost+etekli+k%C4%B1z.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bardağı andırır cam bir vazonun içinde, bir kaç parmak suyla canlı duran boynu bükük bir kaplanpost. üstüste binmesi istenen görüntüler öyle ustalıkla hesaplanmış ki, uzak arkadaki kadının dönerken havada dalgalandırdığı eteği gibi duruyor çiçeğin yaprakları.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5319446354129547938" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 287px; CURSOR: hand; HEIGHT: 400px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/SdJ4RoOjcqI/AAAAAAAABKg/0ShnGg-JEZU/s400/lale+etekli+k%C4%B1z.jpg" border="0" /&gt; &lt;p align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="center"&gt;işte bir fotoğraf daha, bu da aynı sanatçının olmalı. &lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;her iki kadında da bedenler ile çiçeklerin örtüşmesi gerçek ve gerçeküstü bir görüntü yaratıyor. kimse onların taç yapraklarından yapılmış birer etek giydiğini inkar edemez ve yine de bir sonraki karede kadınlar o çiçekleri vazodan çıkarıp dudaklarına götürseler, fotoğrafı izleyenler az önceki algılamaya yol açanın fotoğrafçının bir oyunu olduğunu söylerler.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;yaşamda böyle ne çok yanılsamaya kapıldığımı farkettim yakın zamanda. hatta bu yanılsamaları başkalarının değil, kendi maharetimle kendimin yarattığını da anladım. yıllara yayılmış, ustalıkla ve incelikle hazırlanmış yanılsamalar bunlar. -kandırmaca- ya da -hile- de denebilir tabi. &lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;"yakın alanda şimdiki zaman görüntüleri ile, uzak alanda miş'li gelecek zaman hayalleri."&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;bir masal gibi anlatmışım kendime, anlattığım masallara da bir güzel inanmışım. kendi masallarımla uyumuşum yani, e hal böyle olunca yarattığım masal kahramanları da ben onlara can-ı gönülden inandığım sürece, düşündüğüm / güvendiğim / sevdiğim / özlediğim gibi olmuşlar. aslında öyle olmasalar da, uzak arka alanda birer -flu- siluet iken, benim gözüme öyle görünmüşler. &lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;bir başka deyişle, onlar uzak arka planda -öylece dururken- ben hiç durmadan ruhlarını / düşüncelerini / niyetlerini / eylemlerini olduğundan farklı gösteren çiçekler yerleştirmişim cam vazoların içine. ne zaman ki çiçekler solmuş, taç yaprakları dökülmüş, masallar da tükenmiş. &lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;masal kahramanları gerçek üstü'nden inip, uykudan uyanmış H'nin önüne gelivermişler...&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;gökten üç elma düşmemiş.&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;zaten düşse de elmaların çürük olma ihtimali çok yüksekmiş.&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;amasya elması seven masal prensi bu yüzden masaldan kaçmış.&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;*** &lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;yanılsamalarınızdan kurtulun bir an önce, canınızı yakmayın.&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;hk, 31.3.2009 &lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1601949457844505935-5439650589353295080?l=birfincanyasemincayi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/feeds/5439650589353295080/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1601949457844505935&amp;postID=5439650589353295080&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/5439650589353295080'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/5439650589353295080'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/2009/03/yanlsamalar.html' title='yanılsamalar'/><author><name>hk</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/Sm6rQRqEeHI/AAAAAAAABQo/2mCyY4jeDno/S220/kedicik_1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/SdJ1kZDrnbI/AAAAAAAABKY/4p6BBFKzimQ/s72-c/kaplanpost+etekli+k%C4%B1z.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1601949457844505935.post-3994010004339609834</id><published>2009-03-31T14:55:00.005Z</published><updated>2009-03-31T16:06:34.158Z</updated><title type='text'>kiraz çiçekleri</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/SdIvpWjwiOI/AAAAAAAABKQ/-4nLCeEQabM/s1600-h/kiraz+%C3%A7i%C3%A7ekleri.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5319366497354680546" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 266px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/SdIvpWjwiOI/AAAAAAAABKQ/-4nLCeEQabM/s400/kiraz+%C3%A7i%C3%A7ekleri.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;bir nisan'ı beklemedi bahar, bugünden donatıverdi sokakları. ısıttı, ısındı, şaşırdı, şaşırttı. bu yüzden belki de, her zamankinden daha fazla istedim Regent's Park'da olmayı. buradan, buradakilerden, oradan, oradakilerden uzaklaşıp, bir süre için başka bir coğrafyada, başka bir iklimde, başka bir gökyüzünün altında yaşamayı. kitapevlerinde dolaşmayı, kırtasiye ve sanat malzemesi satan mağazalarda kendimi kaybetmeyi, havaalanlarında hiçbir yere ait olmadan kahve içmeyi, uçak koltuklarında hayaller kurmayı, yorgunluktan sızarcasına müze dolaşmayı, içinden nehirler geçen ve köprülerinden bisikletlerle geçilen şehirlerde yürümeyi saatlerce.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"ciddi" bir toplantıdan çıktım akşamüzeri. güneşin batışını erteleyen yaz saati uzatmalarının rahatlığı ile yürüdüm sokaklarda, "keşke spor ayakkabılarım olsaydı ayağımda" diye geçirdim içimden. keşke bir göl kıyısında olabilseydim, ya da bir ormanın dalgın sessizliğinde, ya da hiç olmadı Kadıköy'den Bostancı'ya uzanan sahil yolundaki kahve dükkanlarından birinde oturup, keyif yapabilseydim kendi kendime.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ne yapmak istediğimi düşünüyorum eve geldiğimden beri. Nigel Kennedy yanımda. az eşyalı bir valiz, defter kalem / emektar defter-bilgisayar / fotoğraf makinem; gitsem gidebildiğim kadar uzağa. gittiğim yere alışmadan yeni bir yere hemen, "o yerler bitene dek", yerler bitmez ki zaten.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;baharla gelen yorgunluk değil bu: yolculuğa çıkmak isteği / dere tepe gitmek / kimselerle konuşmadan, kimselere hesap vermeden, öylece gitmek / gitgide azalarak, hafifleyerek, dinlenerek: geri dönmek mecburiyeti duymadan. sadece gitmek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;gitmek isteyeni tutan nedir?&lt;br /&gt;gitmek isteyeni tutan kimdir?&lt;br /&gt;gitmek bir kere girdi mi insanın aklına, onu kim tutabilir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kağıttan çiçekler kessem, kumaştan bulutlar diksem, vivaldi / mozart / chopin / beethoven / brahms / bach / tchaikovsky / liszt / shubert / dvorak / mendelsohn / handel / debussy dinlesem, çektiğim fotoğraflardan kolajlar yapsam, sayfalarca yazı yazsam, sayfalarca ağlayıp, sayfalarca gülsem, resimler çizsem eskisi gibi, çizdiğim resimlerle konuşsam; kimseyi beklemesem / kimse de beni beklemese, müttefik olsak / ittifak kursak yalnızlıkla, gül gibi geçinip gitsek...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kiraz ağaçlarının çiçekleri&lt;br /&gt;ve&lt;br /&gt;benim için&lt;br /&gt;akşam oldu,&lt;br /&gt;öyleyse&lt;br /&gt;iyi geceler herkese.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hk, 31.3.2009&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1601949457844505935-3994010004339609834?l=birfincanyasemincayi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/feeds/3994010004339609834/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1601949457844505935&amp;postID=3994010004339609834&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/3994010004339609834'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/3994010004339609834'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/2009/03/kiraz-cicekleri.html' title='kiraz çiçekleri'/><author><name>hk</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/Sm6rQRqEeHI/AAAAAAAABQo/2mCyY4jeDno/S220/kedicik_1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/SdIvpWjwiOI/AAAAAAAABKQ/-4nLCeEQabM/s72-c/kiraz+%C3%A7i%C3%A7ekleri.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1601949457844505935.post-7427527812280421012</id><published>2009-03-29T16:52:00.009Z</published><updated>2009-03-29T19:32:19.783Z</updated><title type='text'>"hassas mumya" üzerine bir yazı...</title><content type='html'>&lt;p align="left"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/Sc-5TVrUOlI/AAAAAAAABJ4/3VFx32v4Ohk/s1600-h/cat-mummy.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5318673426835323474" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 334px; CURSOR: hand; HEIGHT: 400px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/Sc-5TVrUOlI/AAAAAAAABJ4/3VFx32v4Ohk/s400/cat-mummy.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"&lt;em&gt;Ölen insan bir ipek böceği kozası gibi sarıp sarmalanmakta ve öbür dünyada bu kozadan, yani mumyadan çıkıp uçacak bir kelebek gibi hayatına devam etmesi umulmaktaydı...&lt;/em&gt; ", diyor bir yazar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;British Museum'daki Mısır mumyaları ve sandukalarını ilk görüşümün üstünden 20 sene geçmiş. Beni en çok mumyalanmış kediler şaşırtmıştı o zaman, insanların birlikte yaşadıkları bu sevgili dostlarından vazgeçememeleri, onları da "yeniden doğmak" üzere hazırlatmaları bir vefa örneği olarak yer etmişti aklımda. Mumyalanmış kedilerin bandajları üzerine yüzleri ayrıntıları ile çizilmişti: Dik kulaklı ve iri gözlüydüler, korkutucu değil, çok mahzundular..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Hassas bir mumya olmak" üzerine düşünmeye başladım bugün: Hassas olmak iyi değil bu zamanda halbuki: E denedim, gördüm. Hassasiyet arttıkça bağışıklık sistemi çöküyor, direnç azalıyor, birdenbire bir bakıyorsun "felaketin olmuş, ağlıyorsun." Birileri çıkmış hassasiyetinin üstüne basarak başka birilerine bas bas bağırıyor. Böyle kalakalıyorsun, basmakalıp bir şeyler söyleyemediğin için de, ince eleyip sık dokuyarak - sen ne yaptığını sanıyorsun?- demeye kalkışınca, elek de / dokuma tezgâhına astığın ağırşaklar da kafanda parçalanıveriyor. Hassasiyet -kabul görmeyen meziyetler- arasındaki yerini aldı, hatta - zayıflık - olarak algılanıp, "aman sen de çok hassassın!" ünlemleri eşliğinde, günümüzün eşiğinden kova kova sular dökülerek, annelerimizin anneannelerimizin yaşadığı "fi tarihine" yolcu edildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu koşullar altında yaşamaya kalkışan ve -hassasiyetleri nice olan- biri için mumyalanmak, toplumsal değerlerin -fi tarihindeki- hallerine yeniden / yeniden döneceği umudunu yaşatmak için bir çaredir belki de. Hassasiyetimizi mumyalamak ve bedenimizi (mumyalama işleminden önce çıkartılan yaşamsal organların saklandığı) -canope kavanozları- gibi kullanmaya başlamak zamanı gelmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine de teselli edici bir yanı var bu zamanda -halâ hassas kalabilmenin-, mumyalasak da mumyalamasak da bizim antenler hep sinyal peşindedir. Karşımıza bizim kadar / gibi hassas biri çıktı mı hemen biliriz; bilmekle kalmaz bir de bildiğimizi belli ederiz. Zaten hassas bir mumya, hassas bir başka mumya ile karşılaşınca bandajlar kendiliğinden çözülür, ruhlar bir sargı tepeciğinin içinden usulca havalanır, sarmaş dolaş olur. Ama bu yine de artık çok sık rastlanmayan ve hassas olmamayı bir zırh gibi giyinen çoğunlukların içinde bir azınlık tesellisidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hoyratça, vurdumduymazlaşarak, umursamadan, kırıp dökerek, saygısızca, özensizce, küçümseyerek, küstahlaşarak, düşünmeden / ya da sadece kendini düşünerek yaşayanların arasında -hassas birer mumya- olmak hiç de kolay değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben bunu bilir, bunu söylerim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hk, 29.3.2009&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1601949457844505935-7427527812280421012?l=birfincanyasemincayi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/feeds/7427527812280421012/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1601949457844505935&amp;postID=7427527812280421012&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/7427527812280421012'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/7427527812280421012'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/2009/03/hassas-mumya-uzerine-bir-yaz.html' title='&quot;hassas mumya&quot; üzerine bir yazı...'/><author><name>hk</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/Sm6rQRqEeHI/AAAAAAAABQo/2mCyY4jeDno/S220/kedicik_1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/Sc-5TVrUOlI/AAAAAAAABJ4/3VFx32v4Ohk/s72-c/cat-mummy.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1601949457844505935.post-6029367419668186076</id><published>2009-03-29T11:25:00.005Z</published><updated>2009-03-29T14:19:49.541Z</updated><title type='text'>Ankara'da bir Pazar günü</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;Ankara'da bir Pazar günü için alışılmadık denli kalabalıktı sokaklar; doğanın saatine göre yedibuçukta okullara çıkan bütün yollarda birileri vardı. Soğuktu hava, güzeldi yürümek, tırnaklarımızın dibinden günlerce çıkmayan kahverengimsi patlıcan moru leke de olmadan evlerimize döndük kimileri daha uyurken. Ben İzmir gevreğine benzer, bol susamlı simit ve gazete de aldım dönüş yolunda; daha önce hiç girmediğim sokaklardan geçerek / pencerelerdeki -kiralık- ilanlarına bakarak, başka odalarda / pencere önlerinde geçecek sonraki baharların, yazların ve kışların şimdikilerden bir farkı olmayacağını düşünerek, geze dolaşa kapımın önünde buldum kendimi. Yaz saati kandırmacasının beni mutlu eden yegâne tarafı öğleden sonra -yaşam odama- dolan güneşin daha geç gidecek olması. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5318610577774263970" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 300px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/Sc-AJCrevqI/AAAAAAAABJw/hoROin6Y4Nc/s400/guzel_yumrulu_begonya.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Dün bahçıvanlık günümdü, begonyalar saksılandı, köklere dar gelen ev bitkilerinin saksıları büyütüldü, toprak eklendi kimilerine, sulandılar, pencere önüne dizildiler. Bu işlerin hepsini -yaşam odamın- tam orta yerinde yaptım, Akide önce seyretti, sonra dayanamayıp toprakların / yaprakların / saksıların arasına daldı.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Bitkilerle uğraşınca aklıma anneciğim geldi yine. O çiçeklerine dalınca herşeyi, herkesi unutur; dünyanın en mutlu ve huzurlu insanı olurdu. Aramızda hep bir çocukluk anısı konuşulurdu onun bahçıvanlık günlerinde: Ben ilkokula gidiyor olmalıyım, yaz günü, annem atmış kendini balkona, balkondaki çiçekliğin raflarında ne varsa indirmiş aşağı, kestane toprağı / saksılar ( o zaman şimdiki plastikler yerine Menemen yolundaki çömlekçilerden alınan toprak saksılar kullanılırdı), hatta transistörlü radyosu da balkon kapısının eşiğinde, gel keyfim gel. Saat öğleden sonra ikiyi geçmiş, öğle yemeği filan yenmemiş. Ben gitmişim balkonun kapısına, öyle seyretmişim uzun uzun, sonra da usulca "Annecim, biz daha yemek yemeyecek miyiz?" demişim. Kadıncağız saatine bakıp da, nasıl içeriye uçtuğunu bilememişti, " Ah çocuğummmmm, neden daha önce söylemedin" diye söylenerek...&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Bir de İzmir - Kemeraltı'ndaki Hisar Camii'nin önünde yıllardır kurulan Hisarönü çiçekçilerine giderdik birlikte, o zaman da çocuktum, annemin elini hiç bırakmazdım, onun elini tutarken kolum yukarı doğru çekilir, elim avucunun içinde kaybolurdu. Her gidişimizde -gelinlikçilerin- orada yolumuzu kaybeder, daracık sokaklar ve birbirinin eşi çeyiz ve kumaş dükkanları ile çevrili labirentte bir kaç tur attıktan sonra, kendimizi Hisarönü'nde bulurduk. Baharda ve daha çok yaz aylarında yapılan bu gezi, Kemeraltı'nın cehennemî sıcağından sonra ikimize de çok iyi gelir, asmalı saçaklar ve büyük çınar ağaçlarının gölgesinde, basamak basamak sergilere yerleştirilmiş fidanları, saksıları, fideleri tek tek incelerdik. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;/div&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5318603670849784290" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 338px; CURSOR: hand; HEIGHT: 400px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/Sc953AYXCeI/AAAAAAAABJo/wAEtjAZVpgQ/s400/MimosaPudica.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p align="center"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Küstüm çiçeği ( Mimosa Pudica)&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p align="justify"&gt;Benim -küsme huyum- vardı çocukken. Hisarönü'ne bir gidişimizde anneciğim eğrelti otuna benzer bir bitkiyi gösterip, yapraklarına dokunmamı istemişti benden. Dokunur dokunmaz ince bir sapın iki yanına sıralanmış bir örnek küçük yapraklar kapanıvermişti. Sergi sahibi yanımıza yaklaşıp, "bunun adı -küstüm çiçeğidir-" demişti o zaman. Annem de " biliyorum, biz de ondan almaya geldik zaten, bu küçük hanım da benim küstüm çiçeğim", deyip beni işaret etmişti çiçekçiye. O günden sonra annem tatarfından bana takılan onlarca güzel ve komik isimden biri de "küstüm çiçeği" olarak kaldı.&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5318581825279938226" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 285px; CURSOR: hand; HEIGHT: 400px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/Sc9l_bSozrI/AAAAAAAABJQ/jKQIU3oyl2o/s400/Kemeralt%C4%B1+in+the+Afternoon.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p align="center"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Öğle sıcağında Kemeraltı, Asuman&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p align="center"&gt;Kemeraltı'na alışverişe gitmenin bir de özel adı vardı bizim anne-kız lûgatimizde: "Büyük Fetih".&lt;/p&gt;Büyük Fetih tamamlanıp da eve dönülürken, Konak İskelesi'nden vapura binilir, orta kat salonunun burun tarafındaki ilk koltuklara oturulur, pencere kenarı -küstüm çiçeği-ne ikram edilirdi. Yürüyerek ve ayakta durarak geçirilen 3-4 saatin yorgunluğu bu vapur yolculuğu ile dinlendirilir, mutlu-mesut eve dönülürdü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5318581824262520258" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 307px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/Sc9l_XgEPcI/AAAAAAAABJY/eUQ-tDOBSLo/s400/vapur.jpg" border="0" /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;Bir Pazar günü daha, böyle çiçekler böcekler, anneli hatıralar, bilmem kaçıncı defa ileri alınmış saatler ve hasretini çektiğim kentin düşleri ile geçip gidiverdi işte. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Şimdi Kemeraltı'ndan alınmış sakızlı Türk kahvesi içeceğim...&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;hk, 29.3.2009&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1601949457844505935-6029367419668186076?l=birfincanyasemincayi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/feeds/6029367419668186076/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1601949457844505935&amp;postID=6029367419668186076&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/6029367419668186076'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/6029367419668186076'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/2009/03/ankarada-bir-pazar-gunu.html' title='Ankara&apos;da bir Pazar günü'/><author><name>hk</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/Sm6rQRqEeHI/AAAAAAAABQo/2mCyY4jeDno/S220/kedicik_1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/Sc-AJCrevqI/AAAAAAAABJw/hoROin6Y4Nc/s72-c/guzel_yumrulu_begonya.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1601949457844505935.post-7264385667890277091</id><published>2009-03-28T13:56:00.005Z</published><updated>2009-03-28T16:03:19.849Z</updated><title type='text'>Rıza  ve Anneciği için...</title><content type='html'>&lt;div align="center"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/Sc4s_9GOrAI/AAAAAAAABIw/Yhjxevcg-vQ/s1600-h/papatya.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5318237687215205378" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 323px; CURSOR: hand; HEIGHT: 400px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/Sc4s_9GOrAI/AAAAAAAABIw/Yhjxevcg-vQ/s400/papatya.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;Benim olmayı isteyip de olamadığım şehirlerden birinde&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;bir Rıza çocuk varmış, Erdem çocuğun sevgili arkadaşı..&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;Perşembe günü bir kaza geçirmiş, &lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;şapka giymek / rüzgarda saçlarını uçuşturmak,&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;kahkahalarla gülmek ve bir Ağustos böceği gibi konuşmak,&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;anneciğinin omuzuna yaslamak,&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;pencereden uzatıp sokağın iki ucuna bakmak&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;ve sıcak yaz günlerinde serin çeşme suyu altında yıkamak için&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;boynunun üstüne yerleştirilmiş olan başından yaralanmış..&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;Hem çok canı yanmış, hem de anneciğini çooook korkutup telaşlandırmış.&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;Neyse ki artık evinde ve kendi yatağındaymış,&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;olmayı isteyip de olamadığım şehirden &lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;Ankara'ya uçup geliveren kumrular söylediler,&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;Rıza'nın canı çok sıkılıyormuş. &lt;blockquote&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;Kumrular yorulmuşlar taaaaaaaaa İzmir'den pencereme uçarken, &lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;karayolundan 532 kilometre,&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;hava yoluyla (kanat çırparak) daha da uzun sürüyormuş bu yolculuk.&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;Durum böyle olunca, "geçmiş olsun" kartımı kumrularla gönderemedim.&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;Benim için Foça kırlarından toplanan,&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;ve bir karton kutunun içinde "deli kızın çeyizi" ile birlikte gelen &lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;papatyalarımın fotoğrafını çektim;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;bir de Akide çocuğun -akşam güneşinde verdiği pozu- ekledim,&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;Rıza çocuk ile yüreği ağzına gelen anneciğine&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;"Gelmiş geçmiş olsun, Allah sizi birbirinize bağışlasın" diyerek&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;perdeleri yasemin kokulu pencerenin önüne bıraktım...&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5318237691001971842" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 282px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/Sc4tALNEJII/AAAAAAAABI4/Rq27yRiBqy8/s400/akide8.JPG" border="0" /&gt;hk, 28.3.2009&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1601949457844505935-7264385667890277091?l=birfincanyasemincayi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/feeds/7264385667890277091/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1601949457844505935&amp;postID=7264385667890277091&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/7264385667890277091'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/7264385667890277091'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/2009/03/rza-ve-annecigi-icin.html' title='Rıza  ve Anneciği için...'/><author><name>hk</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/Sm6rQRqEeHI/AAAAAAAABQo/2mCyY4jeDno/S220/kedicik_1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/Sc4s_9GOrAI/AAAAAAAABIw/Yhjxevcg-vQ/s72-c/papatya.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1601949457844505935.post-4464906283407923169</id><published>2009-03-22T19:02:00.007Z</published><updated>2009-03-22T21:16:46.485Z</updated><title type='text'>yağmur ve günlük</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/Scapes6iijI/AAAAAAAABIA/tZWzgGatdJE/s1600-h/rain.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5316122755075312178" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 267px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/Scapes6iijI/AAAAAAAABIA/tZWzgGatdJE/s400/rain.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/ScaLdVaVapI/AAAAAAAABH4/feNRlxVqkmA/s1600-h/great-tit-s-2949.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Gün nasıl geçti bilmiyorum. Yağmurun arttığını duydum, pencere camlarında tanecikleri kaldı, kendisi sokaklardan, çatı oluklarından, kaldırım kenarlarında oluşturduğu ince dereciklerden akıp gitti. Yağmurun altında kalan herşey ıslandı, ama onları ıslatandan iz yok şimdi.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Bu ayrıntı -günlük tutmak- ile ilgili düşünürken takıldı aklıma; bu yüzden önce -kapağında yanak yanağa vermiş biri beyaz biri siyah iki kedi fotoğrafı olan- ve her zaman yanımda taşıdığım defterime - dolmakalemle- yazdıklarımdan alıntılar yapacağım, sonra da yağmurla yaşanılanlar arasındaki benzerlik üzerine bir kaç cümle yazacağım.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;Günlük yerine konulan bu deftere gün be gün yaşananların yazılması gerekli midir? Yoksa - yazılmaya, kaydedilmeye, anımsanmaya değer- bir hal olduğunda mı açılmalıdır kapağı?&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;Ya da günlüğe ek yapılmayan günlerde, o günlere ait olaylar, duygular, izlenimler ve gözlemler gözardı edilebilir nitelikte midir aslında? &lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;Üç ay iki günlük uzun bir aradan sonra yazmaya başlayınca bu sorular takıldı aklıma.&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;Yine de kesin olan bir şey var ki, kimi hallerin / duyguların sıcağı sıcağına kayıt altına alınmaması günlüğün yazarını (ki aslında, hayatta olduğu sürece ve günlüklerini ölmeden önce yok etmediği sürece günlüğünün tek okuru olarak kalacaktır hep) gelecekteki anımsama anlarında ortaya çıkacak hüzün / keder / öfke / nefret hallerinden koruyacaktır. &lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;Zira yazılabileceklerin yaşandığı gün ile bugün arasında - olup bitenlere bakışım değişmeyecek olsa da-, olumsuz duygu ve düşüncelerin (kızgınlığın, hayal kırıklığının, öfkenin, nefretin) tüm şiddeti ile dile getirilmemesinin, şimdi ve daha sonra o günlük sayfasını okurken hissedeceklerimi değiştireceğini çok iyi biliyorum. Başka bir deyişle, hemen yazmayarak sonradan tazelenecek olumsuz duyguları hafifletmeye çalışıyorum. Kuşkusuz bu o olayla ilgili kendi içimdeki dönüşümün / değişimin belgelenmesini engelliyor. "Bak ne kadar üzülmüşüm, kırılmışım", dedirtecek o ilk gün tepkisini geçiştirdiğim için, zaman içinde seyreltilmiş bir hüzün kalıyor geriye. &lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;Tortu dibe çöküyor, sıvı berraklaşıyor ve ben şişenin dibindeki tortuyu çalkalamadan sadece sıvının tadına bakıyorum. Böylece zehir tortunun içinde kalıyor, ama hiç bir biçimde ve koşulda kaybolmuyor..."&lt;/em&gt; &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Yaşanılanların ömürü sadece yaşandıkları an kadar aslında, hiçbiri durağan değil, hiç bir hal dondurulabilir veya hapsedilebilir değil, onlardan sadece anı ve deneyimler iz olarak kalıyor. Yağmurda şemsiyesiz yürür gibi tıpkı, sırılsıklam bakakalıyoruz / bizi ıslatan, üşüten, titreten yağmur toprağın derinliklerinde çoktan yeraltı sularına karışmışken, biz öylece durup, yağmurun yağışını / şiddetini / yüzümüzde hissettiğimiz su damlacıklarını görmeye çalışıyoruz.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;" unutmak bir tür özgürlük" deyişine inanıyorum,&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;kederlendiren, inciten, çaresizlik hissini canlandıran anılardan uzak durmak gerek ruhu ve akılı sağıltmak için. tortunun dibe çökmesini hızlandırmak için değil yazmak ve konuşmak, düşünmeden öylece beklemek gerek. yağmurun ıslattığı giysilerin kurumasını bekler gibi.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Yarına sadece ellibeş dakika kaldı. Bugün nasıl geçti bilmiyorum.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;hk, 22.3.2009&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1601949457844505935-4464906283407923169?l=birfincanyasemincayi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/feeds/4464906283407923169/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1601949457844505935&amp;postID=4464906283407923169&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/4464906283407923169'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/4464906283407923169'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/2009/03/yagmur-ve-gunluk.html' title='yağmur ve günlük'/><author><name>hk</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/Sm6rQRqEeHI/AAAAAAAABQo/2mCyY4jeDno/S220/kedicik_1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/Scapes6iijI/AAAAAAAABIA/tZWzgGatdJE/s72-c/rain.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1601949457844505935.post-4719729241488957742</id><published>2009-03-22T07:09:00.005Z</published><updated>2009-03-22T09:47:47.075Z</updated><title type='text'>karla karışık yağmur..</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/ScXnt3KXN3I/AAAAAAAABHw/7L7pnCnoEQk/s1600-h/bahar+dal%C4%B1.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5315909710268282738" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 266px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/ScXnt3KXN3I/AAAAAAAABHw/7L7pnCnoEQk/s400/bahar+dal%C4%B1.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kapısından baktığımız Mart'ın yirmiikinci gününde "hava" yarına hazırlık yapıyor, karla karışık yağmur var Ankara'da. Yarın "toz kavuran fırtınası", yine baharlar dallarında üşüyecek, fırtına tozu dumana katarak esip, adı bahar huyu kış olan bu ayın hakkını verecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocukken sonbahardan yaza dek hiç durmadan ders çalışır, yaz geldiğinde ise tadına doyum olmayan o rehavet duygusu ile evin tadını çıkarırdım. Üniversiteye başlayana dek süren bu saltanat, ilkokulda kapıldığım -arkeoloji- sevdasının mesleğime dönüşmesi ile noktalandı. Dersler ve sınavlar bittiğinde -arkeolojik kazılar-, kazı sezonu kapandığında ders yılı başladı.&lt;br /&gt;Öğrenciliğim boyunca neredeyse hiç yaz tatili yapmadım. Derken kendim -hoca- oldum, bir yandan yaz projeleri / bir yandan yazma-çizme-araştırma sorumluluğu, makale, bildiri, seminer ve çeviriler: Yıllık izinlerin kullanılmadığı upuzun çalışma dönemleri birikti dağarcığımda.&lt;br /&gt;Bedensel yorgunluk ve yıpranma bir yana, şimdi anlıyorum ki en çok -ruhum yorgun düşmüş- bu tempodan. Belki biraz da bu yüzden artık -tam zamanlı bir tembel- olarak yaşamak istiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşten kaçmanın, kaçmak için bahaneler yaratmanın, yaratılan bahanelerin geçerliliğine ve doğruluğuna inanıp, o işten olabildiğince uzak bir kuytuda büzüşüp kalmanın benim için tehlikeli bir alışkanlığa dönüşmek üzere olduğunu hissediyorum. Sadece -yorgunluk- ile açıklanamayacak bir durum bu. Ciddi bir heves kaybı, isteksizlik, bıkkınlık ile boğuşuyorum uzun zamandır.&lt;br /&gt;Çevremde benim gibi olmayan, aynı koşul ve etkenler altında verimli olmayı sürdürebilen, hatta -benim olumsuz saydığım halleri- görmezden gelmeyi başaran meslekdaşlarım var üstelik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Alain de Botton'un "Çalışmanın Mutluluğu ve Sıkıntısı" adlı kitabını okuyacağım bu yüzden; mutluluk hissinden arınmış bir çalışma hali içindeyim uzun zamandır, sürekli ve giderek artan bir sıkıntı. Sıkıntıdan kurtulmam için -işin bir ucundan tutup, yazmaya başlamam gerektiğini- söyledi bir dostum. Bu yazmak -bilimsel yazılar yazmak- eyleminin karşılığı, benim kurtulmak istediğim -tembellik hali-nin önemli bir parçası.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beethoven'li günlere başladım, bugün 5. ve 6. senfonileri dinliyorum.&lt;br /&gt;Andante Dergisi'nin Şubat-Mart sayısının dosya konusu da " İdil Biret: Beethoven ile stüdyoda 23 yıl". "İdil Biret Arşivi" olarak isimlendirilen ve dağıtımı tüm dünyaya Naxos tarafından yapılacak, sanatçıya ait eski ve yeni kayıtların ilk serisini -Beethoven Edition- oluşturuyormuş. Bu seride Beethoven Senfonileri'nin Liszt tarafından yapılan piyano uyarlamaları, yeni kaydedilen 32 piyano sonatı ve 5 piyano konçertosu yer alıyormuş.&lt;br /&gt;( Anneciğimle gittiğimiz İdil Biret konserlerini düşünüyorum ister istemez, tüm piyano konçertosu seslendirilen konserlerde olduğu gibi salonun sol yarısındaki koltuklarımıza gömülür - böylece sanatçının ellerini, parmaklarla tuşların buluşmasını, notaların sese dönüşme anındaki o akıl almaz enerji, şiddet ve şefkati- izlerdik. Üniversite yıllarında konser biletlerini alma görevi benim olduğu için yerlerimizden memnun olması benim için müthiş önemliydi.- Pazartesi sabahları erken bir vapurla Konak'a gider, senfoni orkestrasının provalarını gerçekleştirdiği eski salonun dışındaki gişede kuyruğa girerdim. Sırada beklerken önümdekilerden kaçının Cumartesi sabah konseri için bilet alacağını merak eder, anneciğimi mutlu edecek bir yer için heyecanlanırdım.- Anneciğim de her konser sonrası "ömrüne bereket çocuğum, yine harika bir sabah geçirdim sayende", demeyi hiç ihmal etmezdi.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Farkındayım, çay demlemekten çok / baharlanan ağaç dalları arasında zıplayarak dolaşan bir serçe gibi yazdım bu sabah. Ama olsun, yeni renkler / yeni biçimler / yeni haller içinde iken çocukluktan yetişkinliğe, sıkıntılardan tembelliğe, Beethoven'den anneli hatıralara zıplamak iyi gelebilir size de...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#33cc00;"&gt;Ben yazdığım kadar yağmur yağmaktan vazgeçti, şimdi Pastoral Senfoni'nin yaylı çalgılarla dalgalanan başak tarlaları kıyısında flütlerle hayat bulan bir dere akıyor...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;hk, 22.3.2009&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1601949457844505935-4719729241488957742?l=birfincanyasemincayi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/feeds/4719729241488957742/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1601949457844505935&amp;postID=4719729241488957742&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/4719729241488957742'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/4719729241488957742'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/2009/03/karla-karsk-yagmur.html' title='karla karışık yağmur..'/><author><name>hk</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/Sm6rQRqEeHI/AAAAAAAABQo/2mCyY4jeDno/S220/kedicik_1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/ScXnt3KXN3I/AAAAAAAABHw/7L7pnCnoEQk/s72-c/bahar+dal%C4%B1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1601949457844505935.post-4510114348683038136</id><published>2009-03-21T15:16:00.006Z</published><updated>2009-03-21T16:19:02.819Z</updated><title type='text'>papatyalar ve değişiklik</title><content type='html'>&lt;div align="center"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/ScUE63pbjHI/AAAAAAAABHo/N7ABSCn6CEM/s1600-h/daisies.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5315660344597384306" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 300px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/ScUE63pbjHI/AAAAAAAABHo/N7ABSCn6CEM/s400/daisies.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;uzun zamandır aklımda olan değişikliği ilkbaharın ilk gününde yapıyorum.&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;koyu tonlardan uzaklaşmak istedim sonbahara dek. &lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;evdeki eşyaların yerlerini değiştirir, perdeleri yeniler, duvarları başka bir renge boyar gibi biraz.&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;muhtemelen yerlerini, hatta kendilerini değiştiremediğim eşyanın arasında yaşadığım, içim zaten yeterince karanlık olduğu, güneş batmakta ve soğuk kalmakta inad ettiği için, yapılması gereken diğer işleri sevimsiz ve sıkıcı bulduğum, kırlara gidemediğim, papatya toplayamadığım, bugün de anneciğimin sesini duymayı isteyip duyamadığım için...&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;dekorasyon değişikliği yaparken, içerikte de eksilen ve eklenenler oldu.&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;okuyucunun yorum yapma olanağı devam etmekle birlikte, "okuduğuma şükretsin, bir de yorum mu yazacağım", diyebilecekler ya da -utangaç, çekingen okuyucular- için değerlendirme seçeneğini ekledim. -yine-, -asla-, -hep-, -arada bir- den birini işaretlemeniz yazılarımın okuyucu için ne kadar ilginç / hoş / ya da dayanılabilir olduğunu; hangi konularla daha çok ilgilenildiğini ölçmemi sağlayacak.&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;kedi otu, taştan topraktan, kimler çay demleyebilir, istanbul için kültür güncesi tatile girdi.&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;ama yerleri boş kalmayacak.&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;işte şimdilik böyle.&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="color:#33cc00;"&gt;"ilkbaharın ilk gününü evde geçirdim, ama yazmamazlık da etmedim,&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="color:#33cc00;"&gt;yaşadığı kentin çiçekçilerinde papatya demetleri görenler birini ilk fırsatta kucaklasın,&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="color:#33cc00;"&gt;masalarının üstünde küçük bir kır parçası ile ilkbaharı sessiz sedasız kutlasın."&lt;/span&gt;, derim ben.&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;hk, 21.3.2009&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1601949457844505935-4510114348683038136?l=birfincanyasemincayi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/feeds/4510114348683038136/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1601949457844505935&amp;postID=4510114348683038136&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/4510114348683038136'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/4510114348683038136'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/2009/03/papatyalar-ve-degisiklik.html' title='papatyalar ve değişiklik'/><author><name>hk</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/Sm6rQRqEeHI/AAAAAAAABQo/2mCyY4jeDno/S220/kedicik_1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/ScUE63pbjHI/AAAAAAAABHo/N7ABSCn6CEM/s72-c/daisies.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1601949457844505935.post-5756224984475860460</id><published>2009-03-15T05:42:00.006Z</published><updated>2009-03-21T16:14:51.381Z</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yalnızken olduklarım'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Anneciğim benim...'/><title type='text'>"Kırklı yaşları kız arkadaşlarla paylaşmak" II.</title><content type='html'>&lt;div align="center"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/SbyVWJ77oRI/AAAAAAAABG4/J5dUa4E0ESY/s1600-h/Ian+Britton+,+poppy.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5313285868247294226" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 267px; CURSOR: hand; HEIGHT: 400px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/SbyVWJ77oRI/AAAAAAAABG4/J5dUa4E0ESY/s400/Ian+Britton+,+poppy.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;ian britton &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;"en iyi kız arkadaşını yitiren ne yapar?", sorusunda bırakmıştım cümle kurmayı dün sabah.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bugün bambaşka bir şehir manzarasına uyandım, gece başlayan kar sokakları, ağaçları, balkonları, saçakları ve çatıları kaplamakla kalmamış, "bahara nispet" yağmaya da devam ediyor. 11.mart tarihli saatli maarif takvimi yaprağında -kocakarı soğuğunun başlangıcı- diye yazıyordu (Berdelâcuz), bu her sene yinelenen kış artığı günler 18.mart'a dek sürecek. (Mart ayı'nı bahardan sayıp saymamak konusunda yaşadığım kararsızlığım böylece pekişmiş oldu; bir de çocukluğumdan beri çok sevdiğim -Mart kapıdan baktırır, kazma kürek yaktırır- sözünü doğrulayan -Mart karı- müthiş hoşuma gitti.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"insanın en iyi kız arkadaşı hem de annesi olunca", yukarıdaki sorunun yanıtını vermek biraz daha güçleşiyor. ama yine de diyebilirim ki, nedenini uzun bir süre çözemediğim bir -yalnızlık duygusu- içinde yüzmeye başladım ben. anlatmaya, paylaşmaya, dinlemeye, konuşunca tüm "acabalar"dan arınmaya alıştığım, söylediklerinin -benim iyiliğim için olduğundan hiç şüphe duymadığım- o kadın, bütün bu paylaşımı sıfırlayan bir hızla gidiverdi çünkü.&lt;br /&gt;mesela bu sabah Ankara'da hiç durmadan kar yağdığını, kışın geri geldiğini, -kocakarının yine yapacağını yaptığını-, Akide'nin ilk defa balkondaki kar yığınının üzerinde dolaştığını, onun için yaptığım minyatür kar topu ile oynamaya bayıldığını, Beethoven'in senfonilerini dinlediğimi, tığla yaptığım yastıkların bir acemi için hiç de fena olmadığını anlatacak kimsem yok şimdi. neredeyse iki senedir, böyle binlerce an geliyor; ben hiçbir şey yapamadan -o anın geçmesini- bekliyorum. tıpkı bir üşüme ya da ateş nöbeti gibi: anlatmak, paylaşmak istediğim ne varsa, önemli önemsiz, sıradan ve saçma, can alıcı ve yaşamsal, komik ve hüzünlü; öylece kalıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;söylemek istediğimi yeterince açık ve doğru ifade edebildiğimden emin değilim aslında. bu anlattığım halin ne kadar -vahim- bir yokluk olduğunu, başka hiç kimsenin ya da farklı bir paylaşım biçiminin bu -nöbetleri- ortadan kaldırmaya yetmediğini söyleyebilirim sadece.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"kırklı yaşları kız arkadaşlarla paylaşmak" ise, 44 yaşından sonra birilerine güvenmeye başlamak anlamına geliyor benim için.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şimdi bir süre pencerenin önünde oturup, karın yağışını seyredeceğim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hk, 15.3.2009&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1601949457844505935-5756224984475860460?l=birfincanyasemincayi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/feeds/5756224984475860460/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1601949457844505935&amp;postID=5756224984475860460&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/5756224984475860460'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/5756224984475860460'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/2009/03/krkl-yaslar-kz-arkadaslarla-paylasmak.html' title='&quot;Kırklı yaşları kız arkadaşlarla paylaşmak&quot; II.'/><author><name>hk</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/Sm6rQRqEeHI/AAAAAAAABQo/2mCyY4jeDno/S220/kedicik_1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/SbyVWJ77oRI/AAAAAAAABG4/J5dUa4E0ESY/s72-c/Ian+Britton+,+poppy.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1601949457844505935.post-3945719555231725260</id><published>2009-03-14T05:14:00.008Z</published><updated>2009-03-14T06:37:00.677Z</updated><title type='text'>"Kırklı yaşları kız arkadaşlarla paylaşmak" I.</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/Sbs9pH9fmhI/AAAAAAAABGw/_S6mRe0S-Oo/s1600-h/gelincik.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5312907962134534674" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 301px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/Sbs9pH9fmhI/AAAAAAAABGw/_S6mRe0S-Oo/s400/gelincik.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;yazmak istediklerimi biliyorum da, aklımdan geçenleri imleyecek bir başlık bulmak zorladı beni bu sefer. cumartesi sabahı, saat 06.40, İzmir'den gelmiş sakızlı Türk kahvesi ve açık pencereden giren "gugucuk" ve serçe sesleri; bir de Beethoven'in 1. Senfonisi.&lt;br /&gt;aslında yağmurlu hava, ama şu çok erken yaz sabahlarının serinliğini ve güneşsiz aydınlığını hatırlatan bir pencere ışığı var odada. gece uyku haliyle bugün yapacaklarımı geçirirken aklımdan, kıyı köşe "bahar temizliği"ne dair ince hesapların da önüne koyuvermişim bu yazıyı. uyanınca "hadi bakalım", dedi cümleler, "yatağın içinde oyalanma da, yaz bizi".&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir zamandır düşündüğüm bir mesele "kırklı yaşları kız arkadaşlarla paylaşmak": ilk bakışta pek sıradan ve alışıldık bir durum, hele tüm hayatını "kız arkadaşlarla konuşup, dertleşerek; içini dökerek" geçirenler için hiç de -büyütülecek bir mesele- değil..&lt;br /&gt;ama farkına vardım ki, benim için öyle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sorular:&lt;br /&gt;düşündüm durdum, neden bu zamana kadar sıkıntılarımı, aklıma takılıp kalan soruları, kararsızlıklarımı bir - kız arkadaş - ile paylaşma ihtiyacı duymadım, diye. "kim vardı da hayatımı bu kadar doldurup, meşgul eden ve benim sorularımı yanıtlayan", hiç farkına varmadan hemcinslerimden bu denli uzaklaştım?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yanıtlar:&lt;br /&gt;Anneciğim vardı her zaman, o benim en güvendiğim ve sevdiğim kız arkadaşımdı zaten. Annelikle arkadaşlığı birbirine karıştırmadan sürdürebilen, tanıdığım en zeki ve yetenekli kadındı.&lt;br /&gt;Mesleğime gömülmüştüm, orada -cinsiyet seçimi- kabul etmeyen bir koşuşturma vardı; yaşıtlarım erkekti, onlarla birlikte büyüyordum ve bu da bana yetiyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;peki sonra ne oldu?&lt;br /&gt;anneciğim çok yorgun düştü ve dinlenmeye karar verdi; belki de ilk kez "sadece kendini düşünerek".. gerçi bana inanılmaz güzellikte sayısız -şey- bıraktı giderken, ama işte yine de artık konuşamayacağımız ve dertleşemeyeceğimiz, gülüşemeyeceğimiz, birbirimize yaslanamayacağımız bir yere yerleşti.&lt;br /&gt;ki ben de o zaman, aslında çok iyi bildiğim bir gerçeği, bu kez farklı bir biçimde / farklı bir açıdan görüp, bu kez bu müthiş yokluktan kaynaklanan boşluğun içinde dikilirken anladım: en sevdiğim ve en güvendiğim kız arkadaşım da yoktu artık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;7.mayıs.2007'den bu yana yazdığım yazılar doğrudan ya da dolaylı olarak dönüp dolaşıp hep -anneciğime- çıkıyor; okuyanlar bunun "uzun süren ve atlatmakta güçlük çektiğim bir yas dönemi" olduğunu, benim O'nunla geçirdiğim zamanın hatıralarına takılıp kaldığımı düşünüyorlar muhtemelen. düşünsünler. bir insanın annesini ve aklı erdiğinden beri -en iyi, en yakın, en sevdiği, en güvendiği çocukluk / gençkızlık / yetişkinlik arkadaşını- aynı günde kaybetmesi böyle bir şey ne yazık ki.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şimdi gelelim 40'lı yaşları kız arkadaşlarla paylaşma meselesine.&lt;br /&gt;en iyi kız arkadaşını yitiren biri ne yapar?, sorusunun yanıtına ya da.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;söyleyeceklerim nicedir de,&lt;br /&gt;masamdan biraz uzaklaşıp, sonra kaldığım yerden yazmayı sürdüreyim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hk, 14.3.2009&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;dipnot: yazının fotoğrafını kim çekti bilmiyorum, ama yazının halet-i ruhiyesini en iyi yansıtan bu resim olacaktı: hem içimdeki sıkıntıyı, hem yeşertmeye çalıştığım baharı, hem de ölümle-yaşamın sarmalını görüyorum şu gri-yeşil ve kırmızıda.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1601949457844505935-3945719555231725260?l=birfincanyasemincayi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/feeds/3945719555231725260/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1601949457844505935&amp;postID=3945719555231725260&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/3945719555231725260'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/3945719555231725260'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/2009/03/krkl-yaslar-kz-arkadaslarla-paylasmak-i.html' title='&quot;Kırklı yaşları kız arkadaşlarla paylaşmak&quot; I.'/><author><name>hk</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/Sm6rQRqEeHI/AAAAAAAABQo/2mCyY4jeDno/S220/kedicik_1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/Sbs9pH9fmhI/AAAAAAAABGw/_S6mRe0S-Oo/s72-c/gelincik.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1601949457844505935.post-3125844842059813983</id><published>2009-03-12T05:39:00.007Z</published><updated>2009-03-12T06:29:43.770Z</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='bellek'/><title type='text'>Cemre'ler düşerken II.</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/SbigTDgO1JI/AAAAAAAABGY/mIEWtZNprUY/s1600-h/regent%27s+park4.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5312172009701954706" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 369px; CURSOR: hand; HEIGHT: 400px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/SbigTDgO1JI/AAAAAAAABGY/mIEWtZNprUY/s400/regent%27s+park4.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt; Regent's Park, Londra&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Bazen yaşamayı sevdiğim ve uzun zaman uzak kaldığım kimi adresleri ne kadar/ ne kadar özlediğimi, o yerler hakkında konuşur ya da yazarken farkediyorum. Böyle anlarda sadece fotoğraflar değil, sesler de uçuruyor insanı "olmak istediği yerlere".. Bu sabah açık bir bilinç ama kapalı gözlerle, uyku ile uyanıklık arasındaki o loş kaldırımda yürüken, kumruların peşpeşe sıraladığı "gugucuk"lar beni Karşıyaka'ya, ilkbahar ve yaz sabahlarının çok erken saatlerine, gençkızlık odama, anneciğimin dünyasına uçuruverdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gözlerimi açmadım, uyanıklığın yüzleştireceği "gerçek mekân"dan bir süre daha kopuk kalmak istedim. &lt;em&gt;Yatağımdan kalktım, odamın kapısından önce perdeleri açtım, kumruların gugucuklarını sayıp yaza ne kadar yakın olduğumuzu hesaplamaya çalıştım. Çocukluğumdan beri, her gece yatarken yatırdığım ve üstlerini örttüğüm bebeklerimin uçuk pembe ve hep bebek kalan yüzlerine baktım, onların hiç birine hiç bir zaman isim vermediğimi düşündüm, bunun garip bir durum olduğuna ve daha sonra üstünde düşünülmesi gerektiğine karar verdim. Kapımı açtım, koridorda denize doğru yürüdüm; muhabbet kuşları durmak bilmeden konuşurlarken, yere kadar inen pencerenin önündeki koltuğuna oturmuş, türkuvaz rengi bir iplikle dantel işleyen anneciğimin yanına gittim, yanağına ve boynuna öpücükler kondurdum. "Neden bu kadar erken kalktın çocuğum, uyuyup dinlenseydin biraz daha..", dese de, aslında "başbaşa oturup söyleşebileceğimiz için" ne kadar mutlu olduğunu biliverdim.&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5312179484964907122" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 300px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/SbinGLBzaHI/AAAAAAAABGg/mdRuYfnrs-c/s400/regent%27s+park8.jpg" border="0" /&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Regent's Park, Kraliçe Viktoria Gül Bahçesi&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;/div&gt;&lt;p align="justify"&gt;Regent's Park'ı yazdığımdan beri Kraliçe Viktoria'nın gül bahçesinde geziniyorum sık sık. Bu sabahki "hayal yolculuk"tan sonra karar verdim, bir dahaki sefere anneciğimi de götüreceğim. Olmak istediğim yerlerle aramdaki mesafeyi O'nun küçük ve yavaş adımları ile aşarken, güllerin isimlerini, hangi ülkelerden geldiklerini, bahçede kaç çeşit gül olduğunu, bahçıvanların onlarla ne zaman ilgilendiklerini, toprağın nasıl havalandırıldığını konuşacağız..&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5312182351197156818" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 300px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/SbiptAk0tdI/AAAAAAAABGo/ctGLZRUUHAQ/s400/regent%27s+park9.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;Cemreler düştü, bir bahar daha geliyor. &lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;Buraya da, olmak istediğim yerlere de...&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;hk, 12.3.2009 &lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1601949457844505935-3125844842059813983?l=birfincanyasemincayi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/feeds/3125844842059813983/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1601949457844505935&amp;postID=3125844842059813983&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/3125844842059813983'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/3125844842059813983'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/2009/03/cemreler-duserken-ii.html' title='Cemre&apos;ler düşerken II.'/><author><name>hk</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/Sm6rQRqEeHI/AAAAAAAABQo/2mCyY4jeDno/S220/kedicik_1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/SbigTDgO1JI/AAAAAAAABGY/mIEWtZNprUY/s72-c/regent%27s+park4.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1601949457844505935.post-6165483779907121070</id><published>2009-03-08T15:14:00.006Z</published><updated>2009-03-08T17:49:06.861Z</updated><title type='text'>Cemre'ler düşerken..</title><content type='html'>&lt;div align="center"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/SbPhEFRLeuI/AAAAAAAABF4/181Vrzbcn1A/s1600-h/kartpostal.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5310835845849905890" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 277px; CURSOR: hand; HEIGHT: 400px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/SbPhEFRLeuI/AAAAAAAABF4/181Vrzbcn1A/s400/kartpostal.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;21. Şubat'ta ilk cemre havaya, 27.Şubat'ta ikinci cemre suya, 5. Mart'ta üçüncü cemre toprağa düştü. 28. Şubat'ta "leyleklerin gelme zamanı" diye yazdı Saatli Maarif Takvimi, 6.Mart'ta "ağaçlara su yürüme zamanı"... Bahar gelişini başka nasıl duyurabilirdi zaten, anneannemin şifonyerinin içinde bulduğum kutulardan birinin içinden çıkan -saatli maarif takvimi- yaprağı, ömürlerin geçiciliğini, mevsimlerin (küresel ısınmaya rağmen) farklı ömürlere hep aynı işaretlerle gelip gittiğini anlatır gibiydi.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Kış kapıları daima kapalı tutulan ve içinde soba yanan bir ev ise, bahar o evin bahçeye açılan pencereleri önündeki çiçek saksıları. Ben ki "yaz'dan gayri her mevsimi" seviyorum; baharı evin dışından içine taşımak ve kalbime iyi gelecek bir kır havası yaratmak çabasındayım son iki haftadır.&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Yıllar önce Berlin'de geçirdiğim bahar mevsimini anımsayıp, kütüphanesinde çalıştığım enstitünün misafirhanesindeki odama baharı taşır gibi yapıyorum bunu. Bir parkın kıyısındaydı tek katlı konukevi; odamın önündeki bahçeye açılan terasda serçeler ve sığırcıklar için konulmuş kuş evleri vardı. Pencere yerine, yere kadar inen büyük cam kapılar. Çalışma masamı tam da bu alabildiğine yeşil ve ağaçlı manzaranın karşısına yerleştirmişlerdi.&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Siyah beyaz ekranlı ilk taşınabilir bilgisayarımda çalışırken, kütüphaneden taşıdığım makaleleri ve kitapları bir yana itip, "Classic Radio" dinleyerek bu manzarayı seyre daldığımı; güneşin odamın ortasına kadar ilerlediği ılık akşam üzerleri bu ışığın içinde oturabilmek ve kahvemi yudumlayabilmek için kütüphaneden erken çıktığımı hiç unutmadım.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;/div&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5310857785388517218" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 300px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/SbP1BIazR2I/AAAAAAAABGQ/UQq8Jmohmsc/s400/regent%27s+park.jpg" border="0" /&gt; &lt;p align="center"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Regent's Park, Londra&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;Ama yine de hayatımın en sevdiğim bahar izlenimleri Londra'daki Regent's Park'a aittir. Kiraz ağaçlarının dallarında salkımlanan baharlar, rengarenk laleler, fulyalar, parkın içindeki gölcüklerin içinde yüzen Kanada kazları ve kuğular, minyatür köprüler, yüzyılı devirmiş ağaçlar, ağaçların altında yaşlıları ve çocuklu anneleri dinlendiren ayakları demir döküm, ahşap banklar...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5310854818400036146" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 300px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/SbPyUbhn5TI/AAAAAAAABGA/aDpU5FaS0as/s400/regents_park_sized.jpg" border="0" /&gt; &lt;p align="center"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Regent's Park, Londra&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;Metroya binmeden, 45 dakikalık bir yürüyüşle ulaştığım ve içiçe yerleştirilmiş park halkalarından oluşan bu cennet 1812-1830 yılları arasında yaratılmıştır; yürümekle bitirilemeyecek, seyretmeye doyulamayacak bir nefeslenme sığınağıdır. Öğrenciliğimde her haftasonu gittiğim (her mevsim), Kraliçe Victoria'nın Gül Bahçesi'ne bitişik park kafeteryasında -limon dilimli çay- içtiğim, banklarında oturup kitap okuduğum ve resim yaptığım, çimenlerinin üstüne yatıp bulutların kayışını izlediğim bu parkın anıları, -olmak istediğim yerler-in ilk sıralarına yerleştirmeye yeter Regent's Park'ı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5310855518753954434" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 267px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/SbPy9MjAmoI/AAAAAAAABGI/bTcYWbTf1_M/s400/regent%27s+park2.jpg" border="0" /&gt; &lt;p align="center"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Regent's Park, Londra&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Cemre'ler havaya, suya ve toprağa düştüğü gibi, kalbime ve ruhuma da düşsün istiyorum bu günlerde. Evin içinde, bir tiyatro ya da opera sahnesinin - ah şimdi orada olsaydım ve hep orada kalsaydım- dedirten gerçeküstü dekorları gibi bir bahar yaratmaya çalışırken, gidemediğim ve ama yine de gitmeyi hayal ettiğim parkların içinde yürür, oturur, okur, yazar gibi hissetmeyi umuyorum.&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;hk, 8.3.2009&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1601949457844505935-6165483779907121070?l=birfincanyasemincayi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/feeds/6165483779907121070/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1601949457844505935&amp;postID=6165483779907121070&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/6165483779907121070'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/6165483779907121070'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/2009/03/cemreler-duserken.html' title='Cemre&apos;ler düşerken..'/><author><name>hk</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/Sm6rQRqEeHI/AAAAAAAABQo/2mCyY4jeDno/S220/kedicik_1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/SbPhEFRLeuI/AAAAAAAABF4/181Vrzbcn1A/s72-c/kartpostal.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1601949457844505935.post-5166637578242185586</id><published>2009-03-04T06:19:00.003Z</published><updated>2009-03-04T06:30:30.100Z</updated><title type='text'>Nar I.</title><content type='html'>&lt;div align="center"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/Sa4eMQal0XI/AAAAAAAABFw/jY97T3uETZ0/s1600-h/pomegranate03-edit.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5309214206630154610" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 300px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/Sa4eMQal0XI/AAAAAAAABFw/jY97T3uETZ0/s400/pomegranate03-edit.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; Resimdeki -nar- gibiyim. İçimde birikmiş, yazılmayı / resmedilmeyi / kesilip biçilmeyi / yapıştırılıp birleştirilmeyi bekleyen dünya kadar -şey- var.&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;ama her nar tanesinin içinde de acı bir çekirdek.&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;hk, 4.3.2009&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1601949457844505935-5166637578242185586?l=birfincanyasemincayi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/feeds/5166637578242185586/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1601949457844505935&amp;postID=5166637578242185586&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/5166637578242185586'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/5166637578242185586'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/2009/03/nar-i.html' title='Nar I.'/><author><name>hk</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/Sm6rQRqEeHI/AAAAAAAABQo/2mCyY4jeDno/S220/kedicik_1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/Sa4eMQal0XI/AAAAAAAABFw/jY97T3uETZ0/s72-c/pomegranate03-edit.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1601949457844505935.post-1134073922577407995</id><published>2009-02-18T07:19:00.002Z</published><updated>2009-02-18T07:52:04.259Z</updated><title type='text'>ve perdeee...</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/SZu3CFriWVI/AAAAAAAABFM/akzRfUnXK8I/s1600-h/Gazanfer+%C3%96zcan4.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5304034232671295826" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 260px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/SZu3CFriWVI/AAAAAAAABFM/akzRfUnXK8I/s400/Gazanfer+%C3%96zcan4.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;...sonra en son kalan ışık da söner. &lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;oyun biter, &lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;dekorlar toplanır, &lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;replikler uçuşur, &lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;gün doğar.. &lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;ve perdeeee!&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;hk, 17.2.2009&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1601949457844505935-1134073922577407995?l=birfincanyasemincayi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/feeds/1134073922577407995/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1601949457844505935&amp;postID=1134073922577407995&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/1134073922577407995'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/1134073922577407995'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/2009/02/ve-perdeee.html' title='ve perdeee...'/><author><name>hk</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/Sm6rQRqEeHI/AAAAAAAABQo/2mCyY4jeDno/S220/kedicik_1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/SZu3CFriWVI/AAAAAAAABFM/akzRfUnXK8I/s72-c/Gazanfer+%C3%96zcan4.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1601949457844505935.post-5705143790940386860</id><published>2009-02-13T19:10:00.004Z</published><updated>2009-02-13T22:48:44.867Z</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='değişmeyen haller'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yalnızken olduklarım'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Anneciğim benim...'/><title type='text'>dünya döner tek bir yana / doğsun diye gün bir daha</title><content type='html'>&lt;div align="center"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/SZXI01s6WaI/AAAAAAAABFE/szt4QQbrdEk/s1600-h/offeneblende,+aslana%C4%9Fz%C4%B1.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5302364946392832418" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 300px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/SZXI01s6WaI/AAAAAAAABFE/szt4QQbrdEk/s400/offeneblende,+aslana%C4%9Fz%C4%B1.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;Dün akşamdan beri döne döne dinlediğim, dinledikçe ağladığım şarkının sözleridir*:&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;Dünya döner bir gün daha&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;Yeryüzünde aşk durdukça&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;Gece erken inse bile korkma&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;O hep seninle kaldıkça&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;Biliyorsun gitmem gerek&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;Yollar bitmez düşünerek&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;İster sonuç de istersen sebep&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;Bu düğümü çözmem gerek&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;Belki sana yazarım&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;Uğradığım bir şehirden&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;Eski bir kart atarım&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;Mekke ya da Kudüs’ten&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;Sonra bir gün çıkarım&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;Sen artık dönmez derken&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;Bir şarkı fısıldarım&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;Kulağına gün batarken&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;em&gt;dünya döner tek bir yana&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;em&gt;doğsun diye gün bir daha&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;em&gt;ben de döndüm tekrar sana&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;em&gt;sönmek için yana yana&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;p align="center"&gt;&lt;em&gt;yüksek sadâkât, katil &amp;amp; maktül&lt;/p&gt;&lt;div align="justify"&gt;Şubat'ın 14. gününü kutlama(ma) hazırlıkları içinde olanlara ithaf ediyorum bu şarkıyı...&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;* ağlamam bir sevgilinin yokluğundan değil, &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;anneciğimle aramızda gidip gelen ve içini likörlü çikolatalarla doldurduğumuz kalp şeklindeki iki kutuyu anımsadım, ikisi de bende şimdi,&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;O'nunla yaptığımız 14.Şubat kutlamalarını..&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Anneciğim "biliyorsun gitmem gerek", diyor usulca,&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;"bir gün çıkarım, sen artık dönmez derken&lt;br /&gt;bir şarkı fısıldarım kulağına gün batarken", diye de ekliyor sanki..&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;oysa ben -gece erken inse bile korkmuyorum-&lt;br /&gt;O hep benimle kaldıkça...&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;hk, 14.2.2009&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/em&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1601949457844505935-5705143790940386860?l=birfincanyasemincayi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/feeds/5705143790940386860/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1601949457844505935&amp;postID=5705143790940386860&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/5705143790940386860'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/5705143790940386860'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/2009/02/dunya-doner-tek-bir-yana-dogsun-diye.html' title='dünya döner tek bir yana / doğsun diye gün bir daha'/><author><name>hk</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/Sm6rQRqEeHI/AAAAAAAABQo/2mCyY4jeDno/S220/kedicik_1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/SZXI01s6WaI/AAAAAAAABFE/szt4QQbrdEk/s72-c/offeneblende,+aslana%C4%9Fz%C4%B1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1601949457844505935.post-7811671906549204288</id><published>2009-02-12T12:56:00.003Z</published><updated>2009-02-12T13:02:55.421Z</updated><title type='text'>Cavit Bey'in Karısına Son Mektubu üzerine bir hayal öykü</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/SZQczxjKm5I/AAAAAAAABE8/NOOLGL8S2ws/s1600-h/CAVIT+BEY+VE+KARISI.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5301894337121655698" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 278px; CURSOR: hand; HEIGHT: 400px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/SZQczxjKm5I/AAAAAAAABE8/NOOLGL8S2ws/s400/CAVIT+BEY+VE+KARISI.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Cavit Bey’in Karısına Son Mektubu*&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Büyükada’yı düşünüyorum bozkırın ortasında&lt;br /&gt;Hatırlıyor musun son verdigimiz ziyafeti?&lt;br /&gt;Tamamlanmıştı Maliye kitabımın hani&lt;br /&gt;Beşinci cildi onca emekten sonra&lt;br /&gt;Böyle bir davet görülmemişti sanırım Ada’da.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;(roni margulies)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;I.&lt;br /&gt;Kristal avizelerin temizliği saatler sürmüş; keten örtüler kolalanmış ve koltuk takımlarının üzerine içleri lavanta çiçekleri ile dolu kaneviçe yastıklar yerleştirilmişti. Paris’den gelen modellerden beğenip, diktirdiğim muare elbisemi giyiyordum, leylak rengi ve göğsümün çatalını örten o ince Fransız danteli ile, tam sevdiğiniz gibi. Ayaklarım yavaşça uyuşuyor, ben bacaklarım, yuvarlak diz kapaklarımdan yukarı doğru yükselen tatlı karıncalanmayı önleyemiyordum. Bôl kasesinin içinde nar kırmızısı bir kokteyl, tarifi İstanbul’da yaşayan bir beyaz Rus’dan alınmış; parmaklarımın arasında ince işlemeli gümüş ağızlık, saçlarımın kızıl kumral menevişlerini toplayan fildişi taraklar; boynumdaki iki sıra iri taneli inci kolye bana düğün gecemizden yadigâr.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mektubunuzu aldım, yarın sabah beni bulduklarında çok güzel olmak istiyorum..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(hk)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Odamın her köşesinde sırmalı Paşalar,&lt;br /&gt;Eski nazırlar, son sadrazam, devlet erkânı.&lt;br /&gt;Evimize taşınmıştı sanki konsolosluklar.&lt;br /&gt;Anadolu Kulübünden masa arkadaşları,&lt;br /&gt;Cemiyet’ten tek tük sağ kalanlar.&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;(r.m)&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;II.Sırmaların parlatılabilir oldugunu sanıyordum ben, sanki yumuşak bir tülbentle ve ılık sabunlu suyla yıkasam,daha parlak, altunî ışıklar saçarak / Viyana kışlarında Noelağaçlarını süslediğimiz girlandlar gibi güzelleştirerek törenüniformalarını... O yaşlı başlı, sözleri sadece kendileri için manalı,gizli şifreler verir gibi konuşan; yüzleri sert / bakışlarıyalnızlıktan yorgun ve güzel adamların, sırmalarının parlaklığınaehemmiyet verdiklerini sanıyordum. Mektubunuzu aldım. Şakağından sızdıkça gögsünde büyük, kırmızısısiyahlaşmış bir madalyaya dönüşen şu ılık maiyi Paşa babamınsırmalarından çıkarmaya uğraşıyorum. (h.k)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Balkona çıkmıştım da bir ara ben,&lt;br /&gt;Onca kalabalık ve eglence arasında,&lt;br /&gt;Denize bakarken aklıma her nasılsa,&lt;br /&gt;Şehzade Burhanettin Bey’le evliyken&lt;br /&gt;Seni ilk kez görüşüm gelmişti bir baloda.&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;(r.m)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;III.&lt;br /&gt;Kalabalığın, onca kadının, genç, bakımlı ve aşikâr bir güzellikle oradan oraya gidip gelen, Strauss Efendi’nin “güzel mavi tuna valsi” ile eteklerini uzun uzadıya dalgalandıran onca kadının arasında ne kadar beyhûde hissediyordum kendimi. Burhananettin Bey’in kolunda nadide ve daima gonca veren bir nebat gibi, salonun bir ucundan bir ucuna; yeknesak bir tebessümle üstelik. Uzun ve ağdalı cümleler arasına gerilmiş, rahatsız ve pek yüksek bir hamak gibi salınmaktaydı düşüncelerim; elimdeki Çin ipeği yelpazenin tatlı esintisi ile dağıtmaya çalışıyordum kederimi.&lt;br /&gt;Derken sizi gördüm. Gözlerinizin beni fasılasız takibeden cazibesine kapılacağımdan ne kadar da emindiniz. Ve bir de, artık sadece sizi seveceğimden.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mektubunuzu aldım. İstedim ki o gecenin hatırası yelpazemi, daha az evvel yüzümü ferahlatıyormuşcasına açık, kucağımda bulsunlar. (hk)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Yalnız kaldığımızda sonra sabaha karşı&lt;br /&gt;Anlatığımda sana düşüncelerimi,&lt;br /&gt;Kalkıp o saatte hazırlattırıp arabayı,&lt;br /&gt;Nasıl unuturum Ada turu yaptığımızı,&lt;br /&gt;Balkonda başbaşa çay içtiğimizi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Penceremden çorak bir alan görünüyor.&lt;br /&gt;Çay içerken onu seyrediyorum şimdi.&lt;br /&gt;Duvarın hemen dibine besbelli&lt;br /&gt;Hapishanenin çöpleri dökülüyor,&lt;br /&gt;Her sabah yaşlı bir adam gelip eşeleniyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mahkeme bu sabah sonuçlandı.&lt;br /&gt;İdamım yarın.&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Roni Margulies&lt;br /&gt;(Magrur Olma Padişahım)&lt;br /&gt;hk., 22.4.2003 &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1601949457844505935-7811671906549204288?l=birfincanyasemincayi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/feeds/7811671906549204288/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1601949457844505935&amp;postID=7811671906549204288&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/7811671906549204288'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/7811671906549204288'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/2009/02/cavit-beyin-karsna-son-mektubu.html' title='Cavit Bey&apos;in Karısına Son Mektubu üzerine bir hayal öykü'/><author><name>hk</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/Sm6rQRqEeHI/AAAAAAAABQo/2mCyY4jeDno/S220/kedicik_1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/SZQczxjKm5I/AAAAAAAABE8/NOOLGL8S2ws/s72-c/CAVIT+BEY+VE+KARISI.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1601949457844505935.post-904132167559944283</id><published>2009-02-11T11:14:00.004Z</published><updated>2009-02-11T14:37:40.601Z</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sadece sıkıntı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yalnızken olduklarım'/><title type='text'>iyi bu mesafe II.</title><content type='html'>&lt;div align="center"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/SZKzWEoXtxI/AAAAAAAABE0/cZDI45Z4wCs/s1600-h/colour+6.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5301496903150057234" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 364px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/SZKzWEoXtxI/AAAAAAAABE0/cZDI45Z4wCs/s400/colour+6.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;em&gt;" fark var&lt;br /&gt;seninle iyi arasında büyük bir fark var&lt;br /&gt;benimle senin aranda kocaman bir fark var&lt;br /&gt;kötüyle benim aramda irice bir fark var&lt;br /&gt;iyiyle kötü arasında duran ", Ceza&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;geçip giden günlerin içinden çıkmış, bir sel suyunun akışını izler gibi kıyıdayım şimdi. deli su önüne kattığı, içinde boğduğu herşeyle birlikte çağıldıyor.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;pencerenin kenarına dayıyorum kollarımı günde iki kez, ellerim -dışarıyı merak eden, ama bir o kadar da korkan- bir yavru kediyi tutuyor sımsıkı. kalbi öyle hızlı çarpıyor ki -yavaşlatmak mümkün olsa ve ömrü benimki ile aynı hızla tükense- diye geçiyor aklımdan. o bilmiyor bütün bunları, keşke ben de bilmeseydim diyorum.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;deli suyun kıyısında durmuş, yüzümü yavru kedinin tüylerine yaslıyorum: güneş / kar / yağmur / rüzgar bana mısın demiyor o an. öyle üşümüşüm ki, yüzümü o küçücük bedenin kısa ve simetrik çizgili tekir tüyleri arasına gömünce, kendi bedenimin aslında ne kadar soğuk olduğunu farkediyorum.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;deli su içinde biriktirdiği ruhlar, yıpranmış eşyalar, yıkılmış evler, terkedilmiş sokaklar, kurumuş ağaçlar, unutulmuş sesler, sahipsiz fotoğraflar, kimsesiz anılar, adresini yitirmiş mektuplar, durmuş saatler, ıssız bahçeler, üzümsüz asmalar, batık gemiler, kuyruksuz uçurtmalar, susuz kuyular, renksiz boyalar, mürekkepsiz kalemlerle birlikte, ama onca yüke rağmen hiç yavaşlamadan çağlayarak akıyor.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;"seninle iyi arasında büyük bir fark var", diye fısıldıyorum kendime,&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;sonra da "benimle senin aranda kocaman bir fark var", diyorum tüylerine yüzümü gömdüğüm kedime. başını kaldırıp bana bakıyor, "kötüyle benim aramda irice bir fark var", der gibi.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;iyiyle kötü arasında duruyoruz kedim ve ben&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;deli suyun kıyısında.&lt;/div&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;hk, 11.2.2009 &lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1601949457844505935-904132167559944283?l=birfincanyasemincayi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/feeds/904132167559944283/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1601949457844505935&amp;postID=904132167559944283&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/904132167559944283'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1601949457844505935/posts/default/904132167559944283'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birfincanyasemincayi.blogspot.com/2009/02/iyi-bu-mesafe-ii.html' title='iyi bu mesafe II.'/><author><name>hk</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/Sm6rQRqEeHI/AAAAAAAABQo/2mCyY4jeDno/S220/kedicik_1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/SZKzWEoXtxI/AAAAAAAABE0/cZDI45Z4wCs/s72-c/colour+6.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1601949457844505935.post-1845784260326046846</id><published>2009-02-09T19:37:00.005Z</published><updated>2009-02-10T02:39:21.476Z</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='uykusu kaçan sözler'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Anneciğim benim...'/><title type='text'>resimli ay muhtırası</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/SZCHQWh7-JI/AAAAAAAABEs/QFq0mD38twM/s1600-h/1.OCAK.1930+copy.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5300885476410652818" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 280px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_FAhLHWoLybk/SZCHQWh7-JI/AAAAAAAABEs/QFq0mD38twM/s400/1.OCAK.1930+copy.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="left"&gt;Mektupları, resimleri, fotoğrafları, kitapları, albümleri, bohçaları, oyuncakları, hatıraları, defterleri, çerçeveleri, dosyaları, çekmeceleri parçalanıp yok edilerek yağmalanan aile evimizin başına gelenleri yazmıştım geçen sene. &lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;Eylül'de o evin gençlik ve yaşlılık hallerini, ilk ve gerçek sahiplerini bilen babacığımı da kaybedince, beni bekleyen nice beklenmedik keşifle başbaşa kalıverdim.&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;Büyük karton kutulara yerleştirdiğim ve sınıflandırılmayı bekleyen sayfalar dolusu belgeyi elden geçirmeye korktuğumu itiraf etmeliyim. Zira ne ile karşılaşacağımı bilmem mümkün değil: Keşfettiklerimi paylaşacak, onların "aile için değerini" bilecek ve takdir edecek kimsem olmaksızın inceliyorum bana kalanları. Gözlerim fal taşı gibi açılarak, hıçkıra hıçkıra ağlayarak, göğüs boşluğumda çakıl taşları birbirine sürtünerek, belleğim çürümüş ahşap, toprak ve kömür kokusu ile tütsülenerek okuyorum her bir satırı.&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;İşte bu keşiflerden biriydi küçük, cildi hafif küflenmiş, ama sayfaları yepyeni "resimli ay muhtırası". Mutfağa inen merdivenlerin dibinde, yağmanın kalıntıları arasında, hani içini açıp da okumasam çöp torbasını boylayacak bir zavallılıkta...&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;Cebe sığacak büyüklükteki bu defterin 2. sayfasında "&lt;em&gt;K&lt;/em&gt;&lt;span style="font-family:lucida grande;"&gt;&lt;em&gt;ızıma yeni senede iyi, sevinçli günler temenni ederim. 1.1.1930, Rıfat&lt;/em&gt;", satırı okunuyordu, ki bu cümlenin hemen&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:lucida grande;"&gt; sol üst köşesinde de dedem Rıfat Bey'in bir gençlik fotoğrafı yer almaktaydı. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-family:lucida grande;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="font-family:lucida grande;"&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="font-family:lucida grande;"&gt;Başlıyorum "resimli ay muhtırası"nın tüm sayfalarını tek tek çevirmeye, bir cep ajandası bu küçük defter, ancak gelin görün ki hiç bir güne not düşülmemiş. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;Sadece 111. sahifede "9.Şubat.1930, Pazar" gününe ayrılmış bölümde ve aynı güzel el yazısı ile &lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;"&lt;em&gt;On ikiye yirmi dakka kala&lt;/em&gt;", diye yazıyor.&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;Bu notu okuyunca yüreğim aklımdan gelen o keskin kederle cızırdamaya başlıyor hemen: &lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;Zira 9.Şubat.1930 anneciğimin doğumgünü.&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;1930 - 2007&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;Rıfat Bey henüz baba olmamışken, ama bu yeni sıfata heyecanla hazırlanırken, çocuğunun dünyaya geleceği yılın resimli ay muhtırasını -senenin kendisi ve ailesi için en mühim hadisesini 78 yıl sonra torununa bildirmek üzere- edinmiş belli ki. Düşünüyorum, kaç evlât annesinin doğduğu saati dedesinin kaleminden ve üstelik "onlar" kanatlanıp gittikten sonra öğrenmiştir...&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;1930 yılının resimli ay muhtırası hakkında anlatacaklarım nice olsa da, en son 9.Şubat.2007'de kucaklayıp, kokusunu içime çektiğim anneciğime söyleyeceğim son sözümü:&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;" yedi dağ çiçeğim, bitmez ağaç yemişim&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;kalbimin çarpık ucu anneciğim &lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;79 yaşına girdin bugün, &lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;anneannem, dedem, Tuvan'cığın, Bedroş ile birlikte,&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;belki de benimleyken hasretini çektiğin sevgililerine kavuşman&lt;/div&
